
28 Şubat 2009 Cumartesi
KAZANILMIŞ HAKLARIN KORUNMASI ADINA..!
Bizler işçiler, kamu emekçileri , işsizler , emekliler işçi sınıfıyız.Bugün dünyada yaşanan küresel kriz nedeniyle işsiz kalan milyonlarca işçi bugün sefalet içinde evlerine ekmek götürmek derdine düşmüştür.
Dünyanın bütün ülkelerinde işçiler,kamu emekçileri işsizler ve emekliler , kadınlar,gençler insanca yaşayabileceği bir dünya yaratma mücadelesinde güçbirliklerini dayanışmalarını bütünlüklerini bir kez daha göstermek zorundadırlar.
İşçi sınıfının sorunları başında ; emekçilerin yaşamını zindan eden hayat pahalılığı , inanılmaz boyutlardaki işsizliğin bir baskı aracı olarak kullanılması ucuz işgücü politikasına bağlı olarak ücretlerinin düşük tutulması , sosyal haklarının elimizden alınmaya calısılması, kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlüklerinin engellenmesi, sendikasızlaştırma girişimleriine devam edilmesi, örgütlenme üzerindeki engellerin devam etmesi sendikalarında iç işleyişlerinin demokratik olmayışları... Nasıl ki 12 Eylülcülerin dediği gibi sendika ağaları oysaki sendika ağaları 12 Eylül rejiminin ürünüdür.
Sendika başkanlığına seçilen insanlar sendikanın güç ve olanaklarını kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kullandıkları ve bu güç ve olanakları işçiler üzerinde baskı aracı olarak kullandıkları için artık kimse o sendika başkanını değiştirme gücünü kendinde bulamamaktadır.
Kimileri ergenekona sırtını dayamış finansmanlığına soyunmuş ... neyse bu konu yargıya intikal ettiği için fazla dokunmak istemiyorum.. Ama yine de Türk-İş’in başkanlar kurulunu olağanüstü toplayıp Sn. Mustafa özbeki ya da diğer namı adı ile Komando Mustafa’nın tutuklanmasını kınamaları biraz tuhafıma gitti doğrusu. Oysa ki bugüne kadar hiç bir demokratik mücadele de Türk-İş yönetimleri olağanüstü toplanıp acilen böyle bir karar almadı. Neyse konumuza dönmek istiyorum.
Türkiye tarafından imzalanmış İLO sözleşmesinden kaynaklanan haklar uygulanmalı sendikal hak ve özgürlükler üzerindeki yasak ve kısıtlamalar , idari ve Hukuksal engeller kaldırılmalı , Devleti ele geçirmeye çalışan çeteler açığa cıkarılmalı Türkiye geçmişindeki olayları aydınlatmalı her alanda açıklık sağlanmalıdır.Güneydoğu’da akan kan ve gözyaşı durdurulmalı sorunun çözümü için insanların özgürce tartışabileceği bir ortam sağlanmalı toplum içindeki farklılıklar zenginliğimiz olarak kabul edilmeli ,
Sosyal Güvenlik kuruluşları demokratik ve özerk bir yapıya kavuşturulmalı , Özelleştirme ve taşeronlaştırma durdurulmalı , kayıt dışı ve kaçak işçilik önlenmeli , Asgari ücret 4 kişilik bir ailenin en temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeye çıkarılmalı emekli aylıkları düzenlenmelidir.
Bugüne kadarki uygulamalara baktığımızda Türkiye’deki biçimiyle özelleştirme ; işsizliktir , taşeronlaştırmadır , kaçak işçiliğin yaygınlaştırılmasıdır. Vergi gelirindeki ve SGK primi tahsilatında azalmadır, sendikasızlaştırmadır, ILO sözleşmelerine uyulmamasıdır , işçi haklarının gaspedilmesi ve ayaklar atına alınamsıdır , Fabrika ve maden ozakalrının kapatılmasıdır.
Son olarakta Tuzla’da ki tersanelerin taşeronlaştırılması sonucu yüzlerce insanın ölümüne sebep olmuştur.
Üretimde azalma üretkenlikte düşmedir.Kamu kurum ve kuruluşları yerli ve uluslararası sermayeye ve mafyaya peşkeş çekilmesidir.Eğitim ve sağlık hizmetlerinin çökertilmesidir.
Sosyal güvenliğin çökertilmesi ve işçilerin öz malı olan SSK ya el konulması gibi...
Bence TÜRK-İŞ bu sorunlar için olağanüstü toplanmalı , kazanılmış hakların korunması adına acil kararlar almalıdır..
Ne dersiniz ?
abdulrahimkaplan.blogspot.comDünyanın bütün ülkelerinde işçiler,kamu emekçileri işsizler ve emekliler , kadınlar,gençler insanca yaşayabileceği bir dünya yaratma mücadelesinde güçbirliklerini dayanışmalarını bütünlüklerini bir kez daha göstermek zorundadırlar.
İşçi sınıfının sorunları başında ; emekçilerin yaşamını zindan eden hayat pahalılığı , inanılmaz boyutlardaki işsizliğin bir baskı aracı olarak kullanılması ucuz işgücü politikasına bağlı olarak ücretlerinin düşük tutulması , sosyal haklarının elimizden alınmaya calısılması, kamu emekçilerinin sendikal hak ve özgürlüklerinin engellenmesi, sendikasızlaştırma girişimleriine devam edilmesi, örgütlenme üzerindeki engellerin devam etmesi sendikalarında iç işleyişlerinin demokratik olmayışları... Nasıl ki 12 Eylülcülerin dediği gibi sendika ağaları oysaki sendika ağaları 12 Eylül rejiminin ürünüdür.
Sendika başkanlığına seçilen insanlar sendikanın güç ve olanaklarını kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kullandıkları ve bu güç ve olanakları işçiler üzerinde baskı aracı olarak kullandıkları için artık kimse o sendika başkanını değiştirme gücünü kendinde bulamamaktadır.
Kimileri ergenekona sırtını dayamış finansmanlığına soyunmuş ... neyse bu konu yargıya intikal ettiği için fazla dokunmak istemiyorum.. Ama yine de Türk-İş’in başkanlar kurulunu olağanüstü toplayıp Sn. Mustafa özbeki ya da diğer namı adı ile Komando Mustafa’nın tutuklanmasını kınamaları biraz tuhafıma gitti doğrusu. Oysa ki bugüne kadar hiç bir demokratik mücadele de Türk-İş yönetimleri olağanüstü toplanıp acilen böyle bir karar almadı. Neyse konumuza dönmek istiyorum.
Türkiye tarafından imzalanmış İLO sözleşmesinden kaynaklanan haklar uygulanmalı sendikal hak ve özgürlükler üzerindeki yasak ve kısıtlamalar , idari ve Hukuksal engeller kaldırılmalı , Devleti ele geçirmeye çalışan çeteler açığa cıkarılmalı Türkiye geçmişindeki olayları aydınlatmalı her alanda açıklık sağlanmalıdır.Güneydoğu’da akan kan ve gözyaşı durdurulmalı sorunun çözümü için insanların özgürce tartışabileceği bir ortam sağlanmalı toplum içindeki farklılıklar zenginliğimiz olarak kabul edilmeli ,
Sosyal Güvenlik kuruluşları demokratik ve özerk bir yapıya kavuşturulmalı , Özelleştirme ve taşeronlaştırma durdurulmalı , kayıt dışı ve kaçak işçilik önlenmeli , Asgari ücret 4 kişilik bir ailenin en temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeye çıkarılmalı emekli aylıkları düzenlenmelidir.
Bugüne kadarki uygulamalara baktığımızda Türkiye’deki biçimiyle özelleştirme ; işsizliktir , taşeronlaştırmadır , kaçak işçiliğin yaygınlaştırılmasıdır. Vergi gelirindeki ve SGK primi tahsilatında azalmadır, sendikasızlaştırmadır, ILO sözleşmelerine uyulmamasıdır , işçi haklarının gaspedilmesi ve ayaklar atına alınamsıdır , Fabrika ve maden ozakalrının kapatılmasıdır.
Son olarakta Tuzla’da ki tersanelerin taşeronlaştırılması sonucu yüzlerce insanın ölümüne sebep olmuştur.
Üretimde azalma üretkenlikte düşmedir.Kamu kurum ve kuruluşları yerli ve uluslararası sermayeye ve mafyaya peşkeş çekilmesidir.Eğitim ve sağlık hizmetlerinin çökertilmesidir.
Sosyal güvenliğin çökertilmesi ve işçilerin öz malı olan SSK ya el konulması gibi...
Bence TÜRK-İŞ bu sorunlar için olağanüstü toplanmalı , kazanılmış hakların korunması adına acil kararlar almalıdır..
Ne dersiniz ?
Abdulrahim kaplan
25 Şubat 2009 Çarşamba
KAZANILMıŞ HAKLARIMIZ FEDA ETMEYECEĞİZ
Kazanılmış haklarımızı feda etmiyeceğiz dedimya ama hangi sendikacılarla? Bu mevcut
Yönetimlemi? Asla!!! Bunlara kalırsa inanın sofranızdaki kalan yarım ekmeğide verirsiniz.
Türkiyede hızlı bir değişime doğru gidiyor bu değişime türkiyedeki sendikalarında payı var
Sendikalar görevlerini yapamiyor görevini yapmadığı gibi göreve talip olan muhalefeti de
Sendikanın olanaklarını kulanarak ezmeye yok etmeye çalışıyor ama nafile şapka düştü kel göründü
Ne kadar baskı yapsala ne kadar ispiyon etseler ne kadar tahrikte etseler de işçiler artık onların iç yüzünü öğren artık allah bir deselerde kimseyi kandıramazlar çönkü bu güne kadar ne dedilerse
Doğru çıkmadı... neyse buraya kadar allah yolarını açık etsin..
Bunların yaptığı kaypak ve oyun larla dolu sendikacılıkla artık iş yerlerinde huzur ve iş barışı kalmadı
İnsanlar sanki sınıf kardeşi değilde bir düşman gibi birbirini görmeye başladı.
Bakın 20 şubat günü işyerimde sendika cılar bir yazı asmışlardı ve metni aynen yazıyorum.
KENDİSİNİ KESECEK KASABIN BIÇAĞINI YALAYAN İNEKLER( KİMDİR BUNLAR) İŞÇİ SINIFINAİHANET EDENLER? İŞBİRLİKÇİLER DÖNEKLER İLKESİZ VE YALAKALIK YAPANLAR:::?
Bunlar bu yazıyı kimin için yazdığını bilmiyorum ama kendilerini çok iyi tarif ediyorlardi
Eğer muhalefet için kulandılarsa muhalefetten hiç bir arkadaşımız işçileri işverene ispiyon etmedi
O ispiyon işçileri dolandırma işçilere küfür etmeler sendika yöneticilerimize mahsustur.
Ginede bir emekçi duyarlılığıyla hem sendikamız genel merkezine hem şube başkanlığına
Birer iadeli taahütlü yazı gönderdim ve uyardım bu tip hareketlere son verilmesini aksi takdirde.
İşçi sınıfı sizi ömür boyu af etmeyeceğini bilinmesini istedim.neyse bekleyip göreceğiz.
Artık yeter diyor işçiler işsizler açız açız .bir avuç sermayedarı daha zengin etmek için işçileri
Yoksullaştırılmasına HAYIR! Toplu pazarlıksistemine hükümetin sermaye lehine müdahalesine HAYIR!!
Açlığa ezilmeye Horlanmaya hayır!!İşçiler arasında tam bir birlik sağlanmalıdır.
İşyerlerimizde işbarışı sağlanmalır ki sağlayacağız EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET ilkesini kesinlikle koruyacağız
Ve bu günkü yönetimi kendimize örnek almayacağız. Kazanılmış haklarımıza dokundurmayacağız.
Atilay AYÇİNleri Halit mısırlıoğlu ve Şemsi DENİZER leri kendimize örnek alacağiz ve başaracağız
AMA İŞÇİLERLE abdulrahimkaplan@hotmail.com
Yönetimlemi? Asla!!! Bunlara kalırsa inanın sofranızdaki kalan yarım ekmeğide verirsiniz.
Türkiyede hızlı bir değişime doğru gidiyor bu değişime türkiyedeki sendikalarında payı var
Sendikalar görevlerini yapamiyor görevini yapmadığı gibi göreve talip olan muhalefeti de
Sendikanın olanaklarını kulanarak ezmeye yok etmeye çalışıyor ama nafile şapka düştü kel göründü
Ne kadar baskı yapsala ne kadar ispiyon etseler ne kadar tahrikte etseler de işçiler artık onların iç yüzünü öğren artık allah bir deselerde kimseyi kandıramazlar çönkü bu güne kadar ne dedilerse
Doğru çıkmadı... neyse buraya kadar allah yolarını açık etsin..
Bunların yaptığı kaypak ve oyun larla dolu sendikacılıkla artık iş yerlerinde huzur ve iş barışı kalmadı
İnsanlar sanki sınıf kardeşi değilde bir düşman gibi birbirini görmeye başladı.
Bakın 20 şubat günü işyerimde sendika cılar bir yazı asmışlardı ve metni aynen yazıyorum.
KENDİSİNİ KESECEK KASABIN BIÇAĞINI YALAYAN İNEKLER( KİMDİR BUNLAR) İŞÇİ SINIFINAİHANET EDENLER? İŞBİRLİKÇİLER DÖNEKLER İLKESİZ VE YALAKALIK YAPANLAR:::?
Bunlar bu yazıyı kimin için yazdığını bilmiyorum ama kendilerini çok iyi tarif ediyorlardi
Eğer muhalefet için kulandılarsa muhalefetten hiç bir arkadaşımız işçileri işverene ispiyon etmedi
O ispiyon işçileri dolandırma işçilere küfür etmeler sendika yöneticilerimize mahsustur.
Ginede bir emekçi duyarlılığıyla hem sendikamız genel merkezine hem şube başkanlığına
Birer iadeli taahütlü yazı gönderdim ve uyardım bu tip hareketlere son verilmesini aksi takdirde.
İşçi sınıfı sizi ömür boyu af etmeyeceğini bilinmesini istedim.neyse bekleyip göreceğiz.
Artık yeter diyor işçiler işsizler açız açız .bir avuç sermayedarı daha zengin etmek için işçileri
Yoksullaştırılmasına HAYIR! Toplu pazarlıksistemine hükümetin sermaye lehine müdahalesine HAYIR!!
Açlığa ezilmeye Horlanmaya hayır!!İşçiler arasında tam bir birlik sağlanmalıdır.
İşyerlerimizde işbarışı sağlanmalır ki sağlayacağız EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET ilkesini kesinlikle koruyacağız
Ve bu günkü yönetimi kendimize örnek almayacağız. Kazanılmış haklarımıza dokundurmayacağız.
Atilay AYÇİNleri Halit mısırlıoğlu ve Şemsi DENİZER leri kendimize örnek alacağiz ve başaracağız
AMA İŞÇİLERLE abdulrahimkaplan@hotmail.com
21 Şubat 2009 Cumartesi
SOSYAL DEVLET GÖREVİNİ YAPMALI
Sosyal devlet olmanın gereği sosyal güvenlik devlet politikası haline getirilmelidir.
Sosyal güvenlik kuruluşlarımızın sağlıklı işliye bilmesi ve kendilerinden beklenen görevleri yerine getirebilmesi her şeyden önce siyasi ve ekonomik istikrar ve güvene bağlıdır.
Sosyal güvenlık kurumunun mali kaynaklarını siyasi iktidarların
Hazır kaynak olarak görmemesi ve mevcut kaynakların diğer alanlarda kulanılmasının engelenebilmesi sosyal güvenlik uygulamaları mutlak sürette devlet politikası haline getirilmeli
Ve siyasi iktidarların müdahalesinden kurtarılmalıdır.
Anayasanın 60.maddesine göre herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. devlet güvenliği sağlayacak tadbirleri almak ve teşkilatı kurmakla yükümlüdür:.
Anayasanın amir hükmüne göre kişi için bir hak devlet için
Görev olan sosyal güvenlik sistemi özelleştirilemez.
Yılların birikimi oluşturan ülke nufusunun %77 sine sosyal güvenlik
Hakkı sağlayan sosyal güvenlik kuruluşlarının tasfiyesi söz konusu dahi edilemez.
Ama gel gelelim bugünkü iktidarların izlediği kötü politikaların sonucu
Sosyal devlet dilenci devlet durumuna düşmüş.
İşsizlik başını almış gidiyor. Gün geçtikçe sendikalar kan kaybediyor.
Örgülenme Yapamiyor ama örgütleme yapamadıklarının yegane sebeplerinden bir tanesi kronikleşmiş sendikacılardır.palazlanmiş. kene gibi göbeğini kaşıyan adam misali.birde demezlermi? Biz olmasak sendikacılık yapacak kimse yok. De be kardeşim sen yönetimi devr aldığında şubenin üye sayısi üç bin civarı idi bu gün ise üye sayın binin altına düşmüş (mersin yol iş )için söylüyorum artık yeter çekin gidin evinize inanırmısınız hiç bir sendikacımız çocuklarının doğum gününü bilmez hata ekmek fiyatını dahi bilmez işte günümüzde böylesi insanlar sendikacılık yapiyor
İşçi sınıfı bu gidişe dur demeli!!!!!!!!!!!!!
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
Sosyal güvenlik kuruluşlarımızın sağlıklı işliye bilmesi ve kendilerinden beklenen görevleri yerine getirebilmesi her şeyden önce siyasi ve ekonomik istikrar ve güvene bağlıdır.
Sosyal güvenlık kurumunun mali kaynaklarını siyasi iktidarların
Hazır kaynak olarak görmemesi ve mevcut kaynakların diğer alanlarda kulanılmasının engelenebilmesi sosyal güvenlik uygulamaları mutlak sürette devlet politikası haline getirilmeli
Ve siyasi iktidarların müdahalesinden kurtarılmalıdır.
Anayasanın 60.maddesine göre herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. devlet güvenliği sağlayacak tadbirleri almak ve teşkilatı kurmakla yükümlüdür:.
Anayasanın amir hükmüne göre kişi için bir hak devlet için
Görev olan sosyal güvenlik sistemi özelleştirilemez.
Yılların birikimi oluşturan ülke nufusunun %77 sine sosyal güvenlik
Hakkı sağlayan sosyal güvenlik kuruluşlarının tasfiyesi söz konusu dahi edilemez.
Ama gel gelelim bugünkü iktidarların izlediği kötü politikaların sonucu
Sosyal devlet dilenci devlet durumuna düşmüş.
İşsizlik başını almış gidiyor. Gün geçtikçe sendikalar kan kaybediyor.
Örgülenme Yapamiyor ama örgütleme yapamadıklarının yegane sebeplerinden bir tanesi kronikleşmiş sendikacılardır.palazlanmiş. kene gibi göbeğini kaşıyan adam misali.birde demezlermi? Biz olmasak sendikacılık yapacak kimse yok. De be kardeşim sen yönetimi devr aldığında şubenin üye sayısi üç bin civarı idi bu gün ise üye sayın binin altına düşmüş (mersin yol iş )için söylüyorum artık yeter çekin gidin evinize inanırmısınız hiç bir sendikacımız çocuklarının doğum gününü bilmez hata ekmek fiyatını dahi bilmez işte günümüzde böylesi insanlar sendikacılık yapiyor
İşçi sınıfı bu gidişe dur demeli!!!!!!!!!!!!!
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
18 Şubat 2009 Çarşamba
BUGÜNDEN YARINA
İsterseniz olağanüstü genel kurulkunnusuna geçmeden once türkiye işçi sınıfı
Buralara gelmenin sebeplerini biraz bakalım sonra konumuza döneriz.
Biliyorsunuz 24 ocak 1980 tarihinde uygulamaya konulan parasalcı politikaların
Içeriği ve kapsamı genelıkle yeterince kavranmadı hükümetin
veişverenlerin işçi ücretini düşürme ve sendikal hak ve özgürlükleri geriletme tavrına karşı koyamadı
Ama hükümette 24 ocak kararlarını uygulayamadı uygulaması içinde militarist bir rejim gerekiyordu.
Ve netekim 12 eylül askeri cunta yönetine el koydu sendikaların çoğu kapandı kalan sendikalar işlevsiz hale getirildi. Toplu iş sözleşmeler yapılmiyor yüksek hakem kurulu ne reva görürse..24 ocak kararları tam anlamiyla uygulaniyordu.82 anayasasıyla getirilen 2821 ve 2822 sayılı yasalarla da bir çok haklarımız elimizden alındı.
Taa ki 1989 meşru ve demokratik bahar eylemlerimize bu eylemlerimizle yaklaşık 10 yıllık kaybımızın bir kısmını geri ala bildik.
O eylemlerde mersin karayolları ve istanbul karayolları işçileri yani bu iki sendika şubemizin üyeleri türkiye işçi sınıfı tarihinde altın harflerle adını yazdırmıştır. Hata o zaman ilk sakal ben başlatmıştım. Dedim ya mersin ve istanbul şubesinin üyeleri
Bakın tam 20 yıl sonra bir başarıya daha imza attılar kronikleşmiş sendika yönetimleriniyıkmak ve yerine genç dinamik çalışkan yöntimleri iş başına getirmek için olağan üstü genelkurul için mücadele başlattı İSTANBUL YOL İŞ 1 NOLU
ŞUBE bu mücadeleyi başarıyla sonuçlandırdı.
MERSİN YOL İŞ 1 NOLU ŞUBE üyeleri hukuk sürecinene başlattı birinci raunta muhalefet 1..0 önde bizde bu azim bu mücadele ruhu olduktan sonra önümüzde hiç bir gücün duramiyacağını bilinmesini istiyorum……
abdulrahimkaplan@hotmail.com
Buralara gelmenin sebeplerini biraz bakalım sonra konumuza döneriz.
Biliyorsunuz 24 ocak 1980 tarihinde uygulamaya konulan parasalcı politikaların
Içeriği ve kapsamı genelıkle yeterince kavranmadı hükümetin
veişverenlerin işçi ücretini düşürme ve sendikal hak ve özgürlükleri geriletme tavrına karşı koyamadı
Ama hükümette 24 ocak kararlarını uygulayamadı uygulaması içinde militarist bir rejim gerekiyordu.
Ve netekim 12 eylül askeri cunta yönetine el koydu sendikaların çoğu kapandı kalan sendikalar işlevsiz hale getirildi. Toplu iş sözleşmeler yapılmiyor yüksek hakem kurulu ne reva görürse..24 ocak kararları tam anlamiyla uygulaniyordu.82 anayasasıyla getirilen 2821 ve 2822 sayılı yasalarla da bir çok haklarımız elimizden alındı.
Taa ki 1989 meşru ve demokratik bahar eylemlerimize bu eylemlerimizle yaklaşık 10 yıllık kaybımızın bir kısmını geri ala bildik.
O eylemlerde mersin karayolları ve istanbul karayolları işçileri yani bu iki sendika şubemizin üyeleri türkiye işçi sınıfı tarihinde altın harflerle adını yazdırmıştır. Hata o zaman ilk sakal ben başlatmıştım. Dedim ya mersin ve istanbul şubesinin üyeleri
Bakın tam 20 yıl sonra bir başarıya daha imza attılar kronikleşmiş sendika yönetimleriniyıkmak ve yerine genç dinamik çalışkan yöntimleri iş başına getirmek için olağan üstü genelkurul için mücadele başlattı İSTANBUL YOL İŞ 1 NOLU
ŞUBE bu mücadeleyi başarıyla sonuçlandırdı.
MERSİN YOL İŞ 1 NOLU ŞUBE üyeleri hukuk sürecinene başlattı birinci raunta muhalefet 1..0 önde bizde bu azim bu mücadele ruhu olduktan sonra önümüzde hiç bir gücün duramiyacağını bilinmesini istiyorum……
abdulrahimkaplan@hotmail.com
17 Şubat 2009 Salı
MEŞRU MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ
İşçi ve sendika olarak zor bir dönemi yaşiyoruz fiyat artışlarının önü alınamiyor
Hayat tüm ücretliler için her gün biraz daha zorlaşiyor toplu iş sözleşmelerde aldığımız
Zamlar enflasyon ve artan kesintiler karşısında altı ay içinde etkisizleşiyor.
1989 yılında meşru ve demokratik eylemlerimizle geriye doğru beş yıllık kaybımızın
Bir kısmını geri alabilmiştik. Onca mücadeleyle elde ettiğimiz.
Güneş görmüş kar gibi eriyip gitti artık borçlanmaya başladık kredi kartları ve faizlerinden ay başını getiremez olduk kimi işçiler satın aldıkları evlerini veya arabalarını satmaya başladı.
Gün geçmiyor ki geçim sıkıntısından işsizlikten çaresizliğe düşerek çocuklarıyla
Yaşamına son veren insanların haberleri gazetelerde yer almasın.
Işçiler artık sabredemiyor sabretmek istemiyor ne işini yapamayan sendikacıları
Nede sadakayı reva gören hükümeti. Gerçe 29 mart 2009 da yerel seçimler var.
Haliyle hükümet kendine çeki düzen vermek zorunda aksi taktirde saçim sandığında işçiler hesabını soracaktır.
Gelelim sendikalara sendikacılar görevlerini yapmadığı gibi işçilerin kaderiylede oynuyolar kardeşim işçiler seni istemiyor niye bırakıp gitmiyorsunuz?
Bakın istanbul 1 nolu şube olağanüstü kongre ye gitti ve muhalefet seçimi ful aldı
Işin enteresan yanı eski yönetimden ne başkan nede genel sekreteri aday bile
Olamadı ne acı değilmi?
Gelelim bizim mersin yol iş 1 nonu şubeye onların derdi bir kaç ay daha sendikacılık yapabilirmiyim ama inaniyorumki mahkeme karar verdiğinde onlar aday olmayı bırakınız utançlarından genel kurul salonuna bile gelmiyecekler benim inancım bu.
Konumuza Gelelim hükümetlerin yaptığı her düzenlemede her değişiklikte işçiler geriledi sendikalar küçüldü.
Toplu iş sözleşmesi grev ve lokavt ve sendikalar yasaları sendikal örgütlenme ve sendikal çalışma özgürlüğü kısıtlandı.
Sendikaların varlıklarını koruması ve faaliyetlerini sürdürmeleri güçleşti.
Işçilerin satın alma gücü düştü çalışanlar yoksullaştı.
Işsizlik arttı ve çalışan herkes işsiz kalma . çalışması gereken herkes iş bulamama
Tehdidi altına girdi. Ne yapalım bizi yöneten sendikacılar utansın.
Biz mücadelemize devam edeceğiz
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
İşçi ve sendika olarak zor bir dönemi yaşiyoruz fiyat artışlarının önü alınamiyor
Hayat tüm ücretliler için her gün biraz daha zorlaşiyor toplu iş sözleşmelerde aldığımız
Zamlar enflasyon ve artan kesintiler karşısında altı ay içinde etkisizleşiyor.
1989 yılında meşru ve demokratik eylemlerimizle geriye doğru beş yıllık kaybımızın
Bir kısmını geri alabilmiştik. Onca mücadeleyle elde ettiğimiz.
Güneş görmüş kar gibi eriyip gitti artık borçlanmaya başladık kredi kartları ve faizlerinden ay başını getiremez olduk kimi işçiler satın aldıkları evlerini veya arabalarını satmaya başladı.
Gün geçmiyor ki geçim sıkıntısından işsizlikten çaresizliğe düşerek çocuklarıyla
Yaşamına son veren insanların haberleri gazetelerde yer almasın.
Işçiler artık sabredemiyor sabretmek istemiyor ne işini yapamayan sendikacıları
Nede sadakayı reva gören hükümeti. Gerçe 29 mart 2009 da yerel seçimler var.
Haliyle hükümet kendine çeki düzen vermek zorunda aksi taktirde saçim sandığında işçiler hesabını soracaktır.
Gelelim sendikalara sendikacılar görevlerini yapmadığı gibi işçilerin kaderiylede oynuyolar kardeşim işçiler seni istemiyor niye bırakıp gitmiyorsunuz?
Bakın istanbul 1 nolu şube olağanüstü kongre ye gitti ve muhalefet seçimi ful aldı
Işin enteresan yanı eski yönetimden ne başkan nede genel sekreteri aday bile
Olamadı ne acı değilmi?
Gelelim bizim mersin yol iş 1 nonu şubeye onların derdi bir kaç ay daha sendikacılık yapabilirmiyim ama inaniyorumki mahkeme karar verdiğinde onlar aday olmayı bırakınız utançlarından genel kurul salonuna bile gelmiyecekler benim inancım bu.
Konumuza Gelelim hükümetlerin yaptığı her düzenlemede her değişiklikte işçiler geriledi sendikalar küçüldü.
Toplu iş sözleşmesi grev ve lokavt ve sendikalar yasaları sendikal örgütlenme ve sendikal çalışma özgürlüğü kısıtlandı.
Sendikaların varlıklarını koruması ve faaliyetlerini sürdürmeleri güçleşti.
Işçilerin satın alma gücü düştü çalışanlar yoksullaştı.
Işsizlik arttı ve çalışan herkes işsiz kalma . çalışması gereken herkes iş bulamama
Tehdidi altına girdi. Ne yapalım bizi yöneten sendikacılar utansın.
Biz mücadelemize devam edeceğiz
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
16 Şubat 2009 Pazartesi
GÜCÜMÜZ BİRLİĞİMİZDİR…..
Türkiye işçi ve sendikacılık hareketinde son derece önemli günler yaşiyoruz.
Üyelerimiz ve diğer işçiler ileride çocuklarımıza ve torunlarımıza anlatacağımız ve verebileceğimiz en önemli miras yapacağımız eylemliliğimiz ve kazanımlarımız olmalıdır.
Türkiye yol iş sendikası ekmek demokrasi mücadelesinde birlik ve beraberlik konusunda
Özerine düşen görevi yerine getirememiştir.
Hak verilmez alınır ilkesi muhalesef ihlal edilmeye başlandı.
Toplu iş sözleşme konusunda tavır ve eylemliliğini göstermekten kaçınıyor.
Işçilerin haklı ve meşru mücadelesi ekmek ve demokrasi içindir
Onun için yol iş sendikası öncü görevini yerine getirmekten uzak kalmıştır.
Haklı ve meşru mücadelemizde ailelerimiz ve diğer çalışanların kamuoyunun basının
Tam desteğine ihtiyacımız var.
Bize destek verenler kendileri için mücadele ettiğimizin farkında olmalıdırlar.
Siyasal iktidar tavrını değiştirmesi için işçi sınıfı gücünü göstermelidir.
Sendikal mevzuata ilo ilkelerine uyumlu A.B.normlarına uyumlu yasal düzenlemeler
Yapılmalıdır.
Bizim mücadelemiz sonucu elde ettiğimiz kazanımlar diğer çalışanlara da
Sağlanmalıdır.
Eşit işe eşit ücret ilkesinden taviz verilmemelidir.
Toplu iş sözleşmemiz 1.3.2009 tarihinde başlayacaktır.
29 marta yerel seçimler mart ayında göstereceğimiz eylemliliğimizle gücümüzü
Mevcut iktidara gösterirsek toplu sözleşmede iyi bir sonuca ulaşabiliriz.
Ama yol iş sendikası genel merkez ve bazı şubelerin kısır döngü içerisine
Düştüğü olağanüstü taleplere ret etmesi yargıda subelerin tüzel kişiliğinin olmadığını
Beyan etmesi kadar çirkin bir şey olabilirmi?
Istanbul şubesi olağanüstü genel kurula gitti eski yönetim aday bile olamadı.
Darısı mersin şubesinin başına
abdulrahimkaplan@hotmail.com
Üyelerimiz ve diğer işçiler ileride çocuklarımıza ve torunlarımıza anlatacağımız ve verebileceğimiz en önemli miras yapacağımız eylemliliğimiz ve kazanımlarımız olmalıdır.
Türkiye yol iş sendikası ekmek demokrasi mücadelesinde birlik ve beraberlik konusunda
Özerine düşen görevi yerine getirememiştir.
Hak verilmez alınır ilkesi muhalesef ihlal edilmeye başlandı.
Toplu iş sözleşme konusunda tavır ve eylemliliğini göstermekten kaçınıyor.
Işçilerin haklı ve meşru mücadelesi ekmek ve demokrasi içindir
Onun için yol iş sendikası öncü görevini yerine getirmekten uzak kalmıştır.
Haklı ve meşru mücadelemizde ailelerimiz ve diğer çalışanların kamuoyunun basının
Tam desteğine ihtiyacımız var.
Bize destek verenler kendileri için mücadele ettiğimizin farkında olmalıdırlar.
Siyasal iktidar tavrını değiştirmesi için işçi sınıfı gücünü göstermelidir.
Sendikal mevzuata ilo ilkelerine uyumlu A.B.normlarına uyumlu yasal düzenlemeler
Yapılmalıdır.
Bizim mücadelemiz sonucu elde ettiğimiz kazanımlar diğer çalışanlara da
Sağlanmalıdır.
Eşit işe eşit ücret ilkesinden taviz verilmemelidir.
Toplu iş sözleşmemiz 1.3.2009 tarihinde başlayacaktır.
29 marta yerel seçimler mart ayında göstereceğimiz eylemliliğimizle gücümüzü
Mevcut iktidara gösterirsek toplu sözleşmede iyi bir sonuca ulaşabiliriz.
Ama yol iş sendikası genel merkez ve bazı şubelerin kısır döngü içerisine
Düştüğü olağanüstü taleplere ret etmesi yargıda subelerin tüzel kişiliğinin olmadığını
Beyan etmesi kadar çirkin bir şey olabilirmi?
Istanbul şubesi olağanüstü genel kurula gitti eski yönetim aday bile olamadı.
Darısı mersin şubesinin başına
abdulrahimkaplan@hotmail.com
14 Şubat 2009 Cumartesi
TÜRKİYE YOL-İŞ SENDİKASI'NIN TARİHİ
Türkiye Yol-İş Sendikası, Türkiye İşçi sınıfı ve Sendikacılık Hareketi tarihinde
önemli bir yere sahiptir.Genel Başkanımız Sn. Bayram Meral'in çeşitli konularda
Sendikamızın genel politikasını ifade eden konuşma,yazı ve açıklamaları,Sendikamızın
bu örgütlü mücadele geleneğinin bir parçası ve devamıdır.
1946 yılında sınıf esasına dayalı cemiyet kurma yasağının kalkmasıyla birlikte,
ülkemizin çeşitli bölgelerinde sendikalar kurulmaya başlandı.
1963 yılında Türkiye Yol-İş Federasyonu'nu oluşturan sendikalar ise Karayollarında
ve Bayındırlık Bakanlığı işyerlerinde 1952 yılından itibaren tüzel kişilik kazandı.
Diyarbakır Yol-İş Sendikası 1952 yılında,İzmir Yol-İş ve Samsun Yol-İş Sendikaları
1953 yılında,Ankara Yol-İş,Mersin Yol-İş,Kayseri Yol-İş,Eskişehir Yol-İş,Trabzon Yol-İş
sendikaları ise 1955 yılında kuruldu.Van Yol-İş kuruluşu ise 1955'te gerçekleşti.1960 yılında
İstanbul Yol-İş ,Sivas Yol-İş ve Amasya Yol-İş sendikaları,1961 yılında Erzurum Yol-İş
sendikası,1962 yılında Erzincan ve Antalya Yol-İş sendikaları kuruldu.
1963 yılı öncesinde bu sendikalar arasında çeşitli düzeylerde bağlar bulunuyordu.
Mahalli Yol-İş sendikalarının büyük bölümü Türk-İş'e üye idi.Ayrıca,Karayolları Genel
Müdürlüğü ile çözülmesi gereken sorunlarda ortak tavır alınması amacıyla işbirliği
yapılıyordu.
1963 yılında grev haklı toplu pazarlık düzenine geçildi.Yeni dönem öncesinde
mahalli sendikalar arasında yapılan görüşmeler sonucunda,9 Eylül 1963 tarihinde
16 Sendikadan 30 temsilci Ankara'da bir toplantı yaptı ve Türkiye Yol-İş Federasyon'un
ilk Genel Başkanlığı görevini de Muammer ÇÖLGEZEN üstlendi.
Federasyon'un kuruluşundan iki ay sonra,11-12 Kasım 1963 günleri birinci Genel
kurul toplandı.Federasyon genel başkanlığına Halit MISIRLIOĞLU getirildi.
Halit MISIROĞLU,12 Kasım 1963 tarihinden,17 Kasım 1980 tarihinde toplanabilen 9.
Genel Kurula kadar,Yol-İş Federasyonu’nun Genel Başkanlığı görevini başarıyla sürdürdü.
Yol-İş federasyonu,Karayolları Genel Müdürlüğü ile 22.6.1964 tarihinde bağıtladığı
İlk dönem toplu iş sözleşmesini ardından,üye sayısını hızla arttırdı.
Yol-İş Federasyonu aynı dönemde Uluslar arası Kamu Görevlileri Federasyonuna
üye oldu ve 24 Ağustos 1964 tarihinde Stockholm’de yapılan kongrede Yol-İş Federasyonu
temsil edildi.Yol-İş daha sonra da Uluslararası İnşaat ve Ağaç işçileri Federasyonuna üye oldu.
Bu yıllarda YSE işçilerinin bir bölümü bağımsız İl-İş ve YSE-İş sendikalarında örgütlüydü.
Yol-İş Federasyonu bünyesinde örgütlü bulunan bazı YSE işçileri ise bu dönemde Çanakkale’de
Edirne’de ve Kütahya’da grev yaptılar.Amasya YSE işçileri ise 67 gün aylıklarını alamadıkları için
Protesto düzenlediler.
1960’lı yıllarda Yol-İş Federasyonu’nun örgütlülüğü tüm ülkeye yayıldı.1970’li yıllarda
İse,Yol-İş’in Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Hareketi içindeki gücü ve etkinliği iyice arttı.
Yol-İş Federasyonu,İnşaat ve yol işkollarında kurulu çeşitli sendikaların Federasyon’a
Katılmasıyla sürekli olarak güçlendi.Bu arada,özel sektör işçilerinin de Yol-İş Federasyonu
tarafından temsil edilmesini sağlayan gelişmelerden sonra 1973 yılında işkolu yetkisini de aldı.
Bu yıllarda Yol-İş Federasyonu güçlü bir saldırıyla karşı karşı karşıya kaldı.1976 yılında TCK Konya Bölge Müdürü İşyerine Öz Yol-İş isimli yeni bir sendikayı işveren desteğiyle sokma çabasına girdi.Amaç,Konya’dan başlayarak tüm Türkiye’de Yol-İş federasyonunun Karayolları
Gn. Md. İşyerlerindeki örgütlülüğünü sona erdirmekti.
Benzer bir saldırıyla karşılaşan Erzurum Yol-İş üyeleride işveren destekli Öz Yol-İş’e
Karşı fedakarca mücadele ettiler ve Yol-İş’i ayakta tuttular.
Federasyon’un 21.9.1977 tarihinde toplanan 8. Genel Kurul’unda,Genel Başkanlığa Halit
Mısıroğlu,Genel sekreterliğe Muzaffer Saraç,Genel Mali Sekreterliğe Bayram Meral,Genel teşkilatlanma Sekreterliğine Doğan Onur ve Genel Eğitim Sekreterliğine Cahit Erhan seçildi.
Bu dönemde YSE işyerlerinde de güçlü bir sendikacılık hareketi gelişti.Bu işyerlerinde
1960’lı yılların başlarında,köy yollarında çalışanlar ayrı sendikalarda,içme suları kısmında çalışanlar Ges-İş ve Tes-İş sendikalarında örgütlüydü.
Bu bölünmüşlüğü sona erdirmek amacıyla 1963 yılında Bayındır-İş sendikası kuruldu.
Bayındır-İş Sendikası,1964 yılında Köy İşleri Başkanlığının kurulmasının ardından,1965 yılındaki
Genel kurulunda adını Türkiye İl-İş Sendikası olarak değiştirdi.
İl-İş sendikası 1966 yılında Konya’da 42 gün grev yaptı.Aynı yıl Gümüşhane’de 1 gün süren
Bir grev yapıldı.
İl-İş sendikası 1969 yılındaki 5. Genel Kurulunda adını Türkiye Köy-İş sendikası olarak değiştirdi.
YSE Genel Müdürlüğünün oluşturulmasından sonra ise YSE-İş sendikası kuruldu.YSE-İş bir protokolle Yol-İş Federasyonuna katıldı.
Türkiye Köy-İş ve YSE-İş sendikaları 10.2.1973 tarihinde birleşerek KÖYYSE-İş sendikasını oluşturdular.1970’li yıllarda YSE işçilerinin büyük bölümü KÖYYSE-İŞ bünyesinde örgütlüydü.
1978 yılında ise Yol-İş federasyonunun desteğiyle yeni bir YSE-İŞ Sendikası kuruldu.
22 Ağustos 1980 tarihinde ise,1963 yılında Bayındır-İş Sendikasının kurucularından olan,
Köy-İş’in Genel Başkanıyken Köy-İş ve YSE-İŞ’in 1973 yılındaki birleşmelerinde ve 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren KÖYYSE-İş sendikası Genel Başkanlığını yürüten Sadık Özkan,herkesin lanetlediği bir saldırı sonucunda öldürüldü.
12 Eylül darbesi sonrasında YSE işçilerinin sendikal birliğinin sağlanması yeniden gündeme geldi.
KÖYYSE-İŞ ve YSE-İŞ sendikaları,27.4.1981 ve 28.4.1981 tarihlerindeki genel kurulların ardından,KÖYYOL-İŞ sendikasını oluşturdular.KÖYYOL-İŞ sendikası da Türkiye Yol-İş federasyonunun üyesi oldu.
1983 yılında 2821 sayılı Sendikalar Yasasının kabul edilmesinden sonra,Yol-İş Federasyonuna bağlı sendikalar genel kurullarını toplayarak,kendilerini feshettiler ve yeni oluşturulan Türkiye Yol-İş sendikasına katıldılar.
KÖYYOL-İŞ sendikası ise 11-12 Ağustos 1983 tarihinde toplana genel kurulunda kendisini feshetmedi ve KÖYYOL-İŞ olarak varlığını sürdürmeyi tercih etti.Ancak bu ayrılığın tüm işçiler açısından
Yarattığı sakıncaların anlaşılması üzerine,16-18 Aralık 1983 tarihinde yapılan genel kurulda,KÖYYOL-İŞ’in kendisini feshetmesi ve Türkiye Yol-İş sendikası’na katılması kararı alındı.
Böylece Türkiye Yol-İş Sendikasının daha da güçlenmesi,Türkiye işçi sınıfının sendikal birliğinin sağlanması doğrultusunda önemli bir adımın daha atılması sağlandı.
Yol-İş Federasyonu ve bağlı sendikalar,1977-1980 döneminde ülkemizde demokrasinin savunulmasında etkili bir mücadele verdiler.Terörün her biçimine şiddetle karşı çıktılar.
Yol-İş Federasyonunun önderliğinde 10 Temmuz 1979 yılında kurulan Yol-Koop. İse,Türkiye’de işçi tüketim kooperatifçiliğinde önemli bir dönüm noktası oldu.
Yol-İş federasyonu 24 Ocak istikrar tedbirlerini de zamanında doğru olarak değerlendirerek bunlara karşı tavır aldı.Federasyonun 9. genel kurulu 17 Eylül 1980’da toplanacakken,12 Eylül dabesi nedeni ile 17 Kasım 1980’da toplanabildi.Genel kurulda,Genel başkanlığa Muzaffer SARAÇ,Genel sekreterliğe İsmet ACAR,Mali sekreterliğede Bayram MERAL seçildi.
Diyarbakır Yol-İş sendikası 12 Eylül 1980 günü mühürlendi.
Ankara Yol-İş sendikası 20.5.1981 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 3 numaralı Askeri Mahkemesi tarafından kapatıldı.
İstanbul Yol-İş sendikasının faaliyeti,İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığının emriyle 30.8.1981 günü
Durduruldu.
İzmir Yol-İş sendikasının faaliyetleride 11.6.1981 tarihinde durduruldu.
Bu sendikaların hepsi,yıllar süren demokrasi mücadelesi sonucunda tekrar faaliyete geçtiler.
Yol-İş federasyonu,bu yoğun baskılara rağmen,işçi sınıfı ve demokrasi bayrağını dik tutmaya özen gösterdi ve çoğunluğun sustuğu dönemde Anayasa tasarısını eleştiren bir toplantı düzenlendi.
1982 yılında düzenlenen bu toplantıda Prof.Dr.Alpaslan IŞIKLI,Halil TUNÇ,Doç.Dr. Fazıl SAĞLAM
Atilla SAV ve Uğur MUMCU konuştular ve demokrasiyi savundular.
Genel Sekreter İsmet ACAR 1983 yılı Ocak ayında,Genel Başkan Muzaffer SARAÇ ise 1983 yılı haziran ayında görevlerinden ayrıldılar.Federasyon Yönetim Kurulu,Genel Başkanlığa Bayram MERAL’i getirdi.
Yol-İş federasyonu Genel kurulu 2-3 Temmuz 1983 tarihlerinde olağanüstü toplanarak, federasyonu feshetti ve Türkiye Yol-İş sendikasını oluşturdu.Federasyon üyesi sendikalar ise kendi genel kurullarını toplayarak,kendilerini feshettiler ve Yol-İş sendikasına katıldılar.
2-4 Aralık 1983 tarihlerinde ise Yol-İş’in 1. Genel Kurulu toplandı.Genel Başkanlığa Bayram MERAL seçildi.
1 Genel kurulun hemen ardından KÖYYOL-İŞ sendikasının Yol-İş’e katılmasıyla sendika büyük bir atılım yaptı.
Sendikamız 6-8- Eylül 1985 tarihlerinde yapılan olağanüstü genel kurulun ardından,Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü işyerlerinde çalışan işçilerin ayrı bir işkolunda örgütlenerek Yol-İş’ten koparılmasını amaçlayan bir saldırı ile karşılaştı.ANAP’ın bazı milletvekillerinin düzenlediği bu saldırı Genel Merkezimizin yoğun girişimleri sayesinde önlenebildi.
Yol-İş,1986-89 döneminde,gerek üye sayısını arttırmada gerekse eğitim faaliyetlerinde önemli adımlar attı.Özellikle bahar eylemlerinde Yol-İş üyeleri bir çok bölgede önderlik görevini üstlendiler.Yol-İş işçi sınıfının dayanışması açısından da örnek olacak girişimlerde bulundu.
Sendikamızın 13-15 Ekim 1989 tarihinde toplanan 3. olağan Genel Kurulunda,Genel başkanlığa Bayram MERAL,Genel başkan yardımcılıklarına A.Nejat KARAÖZ ve Feridun KIZILGÜN,Genel Sekreterliğe Mehmet N. BAMYACI,Genel Mali Sekreterliğe Turgut AYÇİÇEK,Genel Teşkilatlandırma Sekreterliğine Fikret BARIN ve Genel Mevzuat Sekreterliğine Nuhi ÇELEBİ seçildi.
Genel Sekreter A.Nejat Karaöz’ü kaybetmemiz üzerine ise,Mersin 1 No’lu şube Başkanı ve Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Tevfik ÖZÇELİK Genel Sekreterlik görevini devraldı.
Türkiye Yol-İş sendikası,1989-92 döneminde de Türkiye İşçi sınıfı ve Sendikacılık Hareketi içinde önemli bir rol oynadı.
3 Ocak Genel Eyleminde ve 1991 yaz eylemlerinde,birlik ve beraberliği,sınıf bilinci,disiplini, mücadele kararlılığı ve azmiyle,Yol-İş üyeleri birer örnek oluşturdu.
Türkiye Yol-İş Sendikası bugün T.C. Karayolları Gn.Md.,Köy Hizmetleri Gn.Md.,Bayındırlık ve İskan Bakanlığı,DLH Gn.Md.,Tefken,Kutlutaş,BMT,IGL-STFA,İstanbul İmar Ltd.,Emlak konut,İstanbul Vakıflar,STFA İnşaat,Gama İnşaat,Metropol İmar,Bayındır,Yeni Adana İmar İnşaat,Sutek,Astur,Enka Becthel,Emek İnşaat,Hailit-Woerner-Koray,Dilek İnşaat,Destek Mümessillik İnşaat,Köy-San,Astaldi, Balfour-Beatty-Entes,Akhisar Birliği,Girsentaş,Kastaş ve Mesa işyerlerinde çalışan işçileri temsil etmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Temmuz 1992 istatistikilerine göre Yol-İş’in 188.526 üyesi bulunmaktadır.
Sendikamız Jandarma teşkilatının yanı sıra ülkemizin her köşesinde üyeleri bulunan tek örgüttür.Yol-İş,ülkemizin dört bir yanında hizmet veren 42 şubesiyle de Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık
Hareketi’nin haklı ve meşru mücadelesinde en ön safta yer almaktadır.
Türkiye Yol-İş sendikası,Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Hareketinin ve Türk-İş’in ayrılmaz bir parçası olarak,üyelerimizin,işçi sınıfının bütününün ve çalışan halk kesimlerinin özgürlük,demokrasi,refah ve mutluluk içinde yaşayacakları bi Türkiye yaratma mücadelesini bundan sonrada aynı inanç ve kararlılıkla sürdürecaktir.
önemli bir yere sahiptir.Genel Başkanımız Sn. Bayram Meral'in çeşitli konularda
Sendikamızın genel politikasını ifade eden konuşma,yazı ve açıklamaları,Sendikamızın
bu örgütlü mücadele geleneğinin bir parçası ve devamıdır.
1946 yılında sınıf esasına dayalı cemiyet kurma yasağının kalkmasıyla birlikte,
ülkemizin çeşitli bölgelerinde sendikalar kurulmaya başlandı.
1963 yılında Türkiye Yol-İş Federasyonu'nu oluşturan sendikalar ise Karayollarında
ve Bayındırlık Bakanlığı işyerlerinde 1952 yılından itibaren tüzel kişilik kazandı.
Diyarbakır Yol-İş Sendikası 1952 yılında,İzmir Yol-İş ve Samsun Yol-İş Sendikaları
1953 yılında,Ankara Yol-İş,Mersin Yol-İş,Kayseri Yol-İş,Eskişehir Yol-İş,Trabzon Yol-İş
sendikaları ise 1955 yılında kuruldu.Van Yol-İş kuruluşu ise 1955'te gerçekleşti.1960 yılında
İstanbul Yol-İş ,Sivas Yol-İş ve Amasya Yol-İş sendikaları,1961 yılında Erzurum Yol-İş
sendikası,1962 yılında Erzincan ve Antalya Yol-İş sendikaları kuruldu.
1963 yılı öncesinde bu sendikalar arasında çeşitli düzeylerde bağlar bulunuyordu.
Mahalli Yol-İş sendikalarının büyük bölümü Türk-İş'e üye idi.Ayrıca,Karayolları Genel
Müdürlüğü ile çözülmesi gereken sorunlarda ortak tavır alınması amacıyla işbirliği
yapılıyordu.
1963 yılında grev haklı toplu pazarlık düzenine geçildi.Yeni dönem öncesinde
mahalli sendikalar arasında yapılan görüşmeler sonucunda,9 Eylül 1963 tarihinde
16 Sendikadan 30 temsilci Ankara'da bir toplantı yaptı ve Türkiye Yol-İş Federasyon'un
ilk Genel Başkanlığı görevini de Muammer ÇÖLGEZEN üstlendi.
Federasyon'un kuruluşundan iki ay sonra,11-12 Kasım 1963 günleri birinci Genel
kurul toplandı.Federasyon genel başkanlığına Halit MISIRLIOĞLU getirildi.
Halit MISIROĞLU,12 Kasım 1963 tarihinden,17 Kasım 1980 tarihinde toplanabilen 9.
Genel Kurula kadar,Yol-İş Federasyonu’nun Genel Başkanlığı görevini başarıyla sürdürdü.
Yol-İş federasyonu,Karayolları Genel Müdürlüğü ile 22.6.1964 tarihinde bağıtladığı
İlk dönem toplu iş sözleşmesini ardından,üye sayısını hızla arttırdı.
Yol-İş Federasyonu aynı dönemde Uluslar arası Kamu Görevlileri Federasyonuna
üye oldu ve 24 Ağustos 1964 tarihinde Stockholm’de yapılan kongrede Yol-İş Federasyonu
temsil edildi.Yol-İş daha sonra da Uluslararası İnşaat ve Ağaç işçileri Federasyonuna üye oldu.
Bu yıllarda YSE işçilerinin bir bölümü bağımsız İl-İş ve YSE-İş sendikalarında örgütlüydü.
Yol-İş Federasyonu bünyesinde örgütlü bulunan bazı YSE işçileri ise bu dönemde Çanakkale’de
Edirne’de ve Kütahya’da grev yaptılar.Amasya YSE işçileri ise 67 gün aylıklarını alamadıkları için
Protesto düzenlediler.
1960’lı yıllarda Yol-İş Federasyonu’nun örgütlülüğü tüm ülkeye yayıldı.1970’li yıllarda
İse,Yol-İş’in Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Hareketi içindeki gücü ve etkinliği iyice arttı.
Yol-İş Federasyonu,İnşaat ve yol işkollarında kurulu çeşitli sendikaların Federasyon’a
Katılmasıyla sürekli olarak güçlendi.Bu arada,özel sektör işçilerinin de Yol-İş Federasyonu
tarafından temsil edilmesini sağlayan gelişmelerden sonra 1973 yılında işkolu yetkisini de aldı.
Bu yıllarda Yol-İş Federasyonu güçlü bir saldırıyla karşı karşı karşıya kaldı.1976 yılında TCK Konya Bölge Müdürü İşyerine Öz Yol-İş isimli yeni bir sendikayı işveren desteğiyle sokma çabasına girdi.Amaç,Konya’dan başlayarak tüm Türkiye’de Yol-İş federasyonunun Karayolları
Gn. Md. İşyerlerindeki örgütlülüğünü sona erdirmekti.
Benzer bir saldırıyla karşılaşan Erzurum Yol-İş üyeleride işveren destekli Öz Yol-İş’e
Karşı fedakarca mücadele ettiler ve Yol-İş’i ayakta tuttular.
Federasyon’un 21.9.1977 tarihinde toplanan 8. Genel Kurul’unda,Genel Başkanlığa Halit
Mısıroğlu,Genel sekreterliğe Muzaffer Saraç,Genel Mali Sekreterliğe Bayram Meral,Genel teşkilatlanma Sekreterliğine Doğan Onur ve Genel Eğitim Sekreterliğine Cahit Erhan seçildi.
Bu dönemde YSE işyerlerinde de güçlü bir sendikacılık hareketi gelişti.Bu işyerlerinde
1960’lı yılların başlarında,köy yollarında çalışanlar ayrı sendikalarda,içme suları kısmında çalışanlar Ges-İş ve Tes-İş sendikalarında örgütlüydü.
Bu bölünmüşlüğü sona erdirmek amacıyla 1963 yılında Bayındır-İş sendikası kuruldu.
Bayındır-İş Sendikası,1964 yılında Köy İşleri Başkanlığının kurulmasının ardından,1965 yılındaki
Genel kurulunda adını Türkiye İl-İş Sendikası olarak değiştirdi.
İl-İş sendikası 1966 yılında Konya’da 42 gün grev yaptı.Aynı yıl Gümüşhane’de 1 gün süren
Bir grev yapıldı.
İl-İş sendikası 1969 yılındaki 5. Genel Kurulunda adını Türkiye Köy-İş sendikası olarak değiştirdi.
YSE Genel Müdürlüğünün oluşturulmasından sonra ise YSE-İş sendikası kuruldu.YSE-İş bir protokolle Yol-İş Federasyonuna katıldı.
Türkiye Köy-İş ve YSE-İş sendikaları 10.2.1973 tarihinde birleşerek KÖYYSE-İş sendikasını oluşturdular.1970’li yıllarda YSE işçilerinin büyük bölümü KÖYYSE-İŞ bünyesinde örgütlüydü.
1978 yılında ise Yol-İş federasyonunun desteğiyle yeni bir YSE-İŞ Sendikası kuruldu.
22 Ağustos 1980 tarihinde ise,1963 yılında Bayındır-İş Sendikasının kurucularından olan,
Köy-İş’in Genel Başkanıyken Köy-İş ve YSE-İŞ’in 1973 yılındaki birleşmelerinde ve 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren KÖYYSE-İş sendikası Genel Başkanlığını yürüten Sadık Özkan,herkesin lanetlediği bir saldırı sonucunda öldürüldü.
12 Eylül darbesi sonrasında YSE işçilerinin sendikal birliğinin sağlanması yeniden gündeme geldi.
KÖYYSE-İŞ ve YSE-İŞ sendikaları,27.4.1981 ve 28.4.1981 tarihlerindeki genel kurulların ardından,KÖYYOL-İŞ sendikasını oluşturdular.KÖYYOL-İŞ sendikası da Türkiye Yol-İş federasyonunun üyesi oldu.
1983 yılında 2821 sayılı Sendikalar Yasasının kabul edilmesinden sonra,Yol-İş Federasyonuna bağlı sendikalar genel kurullarını toplayarak,kendilerini feshettiler ve yeni oluşturulan Türkiye Yol-İş sendikasına katıldılar.
KÖYYOL-İŞ sendikası ise 11-12 Ağustos 1983 tarihinde toplana genel kurulunda kendisini feshetmedi ve KÖYYOL-İŞ olarak varlığını sürdürmeyi tercih etti.Ancak bu ayrılığın tüm işçiler açısından
Yarattığı sakıncaların anlaşılması üzerine,16-18 Aralık 1983 tarihinde yapılan genel kurulda,KÖYYOL-İŞ’in kendisini feshetmesi ve Türkiye Yol-İş sendikası’na katılması kararı alındı.
Böylece Türkiye Yol-İş Sendikasının daha da güçlenmesi,Türkiye işçi sınıfının sendikal birliğinin sağlanması doğrultusunda önemli bir adımın daha atılması sağlandı.
Yol-İş Federasyonu ve bağlı sendikalar,1977-1980 döneminde ülkemizde demokrasinin savunulmasında etkili bir mücadele verdiler.Terörün her biçimine şiddetle karşı çıktılar.
Yol-İş Federasyonunun önderliğinde 10 Temmuz 1979 yılında kurulan Yol-Koop. İse,Türkiye’de işçi tüketim kooperatifçiliğinde önemli bir dönüm noktası oldu.
Yol-İş federasyonu 24 Ocak istikrar tedbirlerini de zamanında doğru olarak değerlendirerek bunlara karşı tavır aldı.Federasyonun 9. genel kurulu 17 Eylül 1980’da toplanacakken,12 Eylül dabesi nedeni ile 17 Kasım 1980’da toplanabildi.Genel kurulda,Genel başkanlığa Muzaffer SARAÇ,Genel sekreterliğe İsmet ACAR,Mali sekreterliğede Bayram MERAL seçildi.
Diyarbakır Yol-İş sendikası 12 Eylül 1980 günü mühürlendi.
Ankara Yol-İş sendikası 20.5.1981 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 3 numaralı Askeri Mahkemesi tarafından kapatıldı.
İstanbul Yol-İş sendikasının faaliyeti,İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığının emriyle 30.8.1981 günü
Durduruldu.
İzmir Yol-İş sendikasının faaliyetleride 11.6.1981 tarihinde durduruldu.
Bu sendikaların hepsi,yıllar süren demokrasi mücadelesi sonucunda tekrar faaliyete geçtiler.
Yol-İş federasyonu,bu yoğun baskılara rağmen,işçi sınıfı ve demokrasi bayrağını dik tutmaya özen gösterdi ve çoğunluğun sustuğu dönemde Anayasa tasarısını eleştiren bir toplantı düzenlendi.
1982 yılında düzenlenen bu toplantıda Prof.Dr.Alpaslan IŞIKLI,Halil TUNÇ,Doç.Dr. Fazıl SAĞLAM
Atilla SAV ve Uğur MUMCU konuştular ve demokrasiyi savundular.
Genel Sekreter İsmet ACAR 1983 yılı Ocak ayında,Genel Başkan Muzaffer SARAÇ ise 1983 yılı haziran ayında görevlerinden ayrıldılar.Federasyon Yönetim Kurulu,Genel Başkanlığa Bayram MERAL’i getirdi.
Yol-İş federasyonu Genel kurulu 2-3 Temmuz 1983 tarihlerinde olağanüstü toplanarak, federasyonu feshetti ve Türkiye Yol-İş sendikasını oluşturdu.Federasyon üyesi sendikalar ise kendi genel kurullarını toplayarak,kendilerini feshettiler ve Yol-İş sendikasına katıldılar.
2-4 Aralık 1983 tarihlerinde ise Yol-İş’in 1. Genel Kurulu toplandı.Genel Başkanlığa Bayram MERAL seçildi.
1 Genel kurulun hemen ardından KÖYYOL-İŞ sendikasının Yol-İş’e katılmasıyla sendika büyük bir atılım yaptı.
Sendikamız 6-8- Eylül 1985 tarihlerinde yapılan olağanüstü genel kurulun ardından,Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü işyerlerinde çalışan işçilerin ayrı bir işkolunda örgütlenerek Yol-İş’ten koparılmasını amaçlayan bir saldırı ile karşılaştı.ANAP’ın bazı milletvekillerinin düzenlediği bu saldırı Genel Merkezimizin yoğun girişimleri sayesinde önlenebildi.
Yol-İş,1986-89 döneminde,gerek üye sayısını arttırmada gerekse eğitim faaliyetlerinde önemli adımlar attı.Özellikle bahar eylemlerinde Yol-İş üyeleri bir çok bölgede önderlik görevini üstlendiler.Yol-İş işçi sınıfının dayanışması açısından da örnek olacak girişimlerde bulundu.
Sendikamızın 13-15 Ekim 1989 tarihinde toplanan 3. olağan Genel Kurulunda,Genel başkanlığa Bayram MERAL,Genel başkan yardımcılıklarına A.Nejat KARAÖZ ve Feridun KIZILGÜN,Genel Sekreterliğe Mehmet N. BAMYACI,Genel Mali Sekreterliğe Turgut AYÇİÇEK,Genel Teşkilatlandırma Sekreterliğine Fikret BARIN ve Genel Mevzuat Sekreterliğine Nuhi ÇELEBİ seçildi.
Genel Sekreter A.Nejat Karaöz’ü kaybetmemiz üzerine ise,Mersin 1 No’lu şube Başkanı ve Yönetim Kurulu Yedek Üyesi Tevfik ÖZÇELİK Genel Sekreterlik görevini devraldı.
Türkiye Yol-İş sendikası,1989-92 döneminde de Türkiye İşçi sınıfı ve Sendikacılık Hareketi içinde önemli bir rol oynadı.
3 Ocak Genel Eyleminde ve 1991 yaz eylemlerinde,birlik ve beraberliği,sınıf bilinci,disiplini, mücadele kararlılığı ve azmiyle,Yol-İş üyeleri birer örnek oluşturdu.
Türkiye Yol-İş Sendikası bugün T.C. Karayolları Gn.Md.,Köy Hizmetleri Gn.Md.,Bayındırlık ve İskan Bakanlığı,DLH Gn.Md.,Tefken,Kutlutaş,BMT,IGL-STFA,İstanbul İmar Ltd.,Emlak konut,İstanbul Vakıflar,STFA İnşaat,Gama İnşaat,Metropol İmar,Bayındır,Yeni Adana İmar İnşaat,Sutek,Astur,Enka Becthel,Emek İnşaat,Hailit-Woerner-Koray,Dilek İnşaat,Destek Mümessillik İnşaat,Köy-San,Astaldi, Balfour-Beatty-Entes,Akhisar Birliği,Girsentaş,Kastaş ve Mesa işyerlerinde çalışan işçileri temsil etmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Temmuz 1992 istatistikilerine göre Yol-İş’in 188.526 üyesi bulunmaktadır.
Sendikamız Jandarma teşkilatının yanı sıra ülkemizin her köşesinde üyeleri bulunan tek örgüttür.Yol-İş,ülkemizin dört bir yanında hizmet veren 42 şubesiyle de Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık
Hareketi’nin haklı ve meşru mücadelesinde en ön safta yer almaktadır.
Türkiye Yol-İş sendikası,Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Hareketinin ve Türk-İş’in ayrılmaz bir parçası olarak,üyelerimizin,işçi sınıfının bütününün ve çalışan halk kesimlerinin özgürlük,demokrasi,refah ve mutluluk içinde yaşayacakları bi Türkiye yaratma mücadelesini bundan sonrada aynı inanç ve kararlılıkla sürdürecaktir.
13 Şubat 2009 Cuma
YAŞLILIĞIN GETİRDİĞİ
İnsanların yaşlanması,artık bir şeyler yapmak için yaşlı olduğunu düşündüğü
zamandır.Yaşlanma insanın süreç içinde devam eden yaşam,insanların her yaşta
yapabilecekleri işler vardır.Örneğin;60 yaşından sonra insanların stresten uzak
tabiatın güzellikleriyle uğraşması gerekir.Varsa torunlarını gezdirip,eğlendirmelidir.
İşte bizim sendikacıların,yani Yol-İş Sendikası Mersin 1 Nolu şube Yöneticileri
yaşlılığın ve psikolojik rahatsızlığın getirdiği sağlık sorunları...Bakın 50 yaşından sonraki
insanlara doktorların tavsiyeleri nelerdir??
-Kalp ve damar hastalıkları
-Bel fıtığı
-Yaşlanmakla birlikte başlayan ruhsal hastalıklar...
Özellikle yaşlılıkta ruhsal hastalıklara bağlı depresyon bu yaşlarda sık rastlanmaktadır.
Yaşlılıktaki depresyonda her zaman mutsuzluk ön planda olmayıp unutkanlıklar,korkular,
endişeler öne çıkabilmektedir.Korku,endişe dedim de;yine genel sekreterin duruşma
gün ki hali aklıma geldi.Nasıl sapsarı kesildiği hiç aklımdan çıkmıyor.Neyse Allah gecinden
versin!!!
Bunlarda panikatak,endişeler ve ölüm korkusu gözlenebilmektedir.Sevdiklerinin
yaşıtlarının ölümlerine,hastalıklarına şahit olmak,kişinin yaşam endişesi yaşamasına neden
olabilmektedir.Zaman zaman kapris yapmaları ve benzeri sebeplerden dolayı,asıl amaçları
ise kendileriyle daha fazla ilgilenilmesi olduğunu,bunların amacının sendikacılık yapmak
olmadığını,kendileri yaşlılığı kabul etmeyip 'işte ben gencim,ben ayaktayım,dincim'
izlenimini vermekten başka birşey değildir.
Artık sendikacılık yapamıyorsun,eylemliliğin yok...Çünkü,sağlıklı düşünemiyorsun.
İşyerlerinde iş barışı sağlayamıyorsunuz.İşçileri kamplara böldünüz.Lütfen artık işçi sınıfının
kaderiyle daha fazla oynamayın..
İçinizde zerre kadar insan sevgisi varsa evinizde oturun torunlarınızı,çocuklarınızı sevin.
Eşinizi sevin.Yarın 14 şubat.Dünya sevgililer günü...Hala içinizde sevgi diye birşey kaldıysa..
zamandır.Yaşlanma insanın süreç içinde devam eden yaşam,insanların her yaşta
yapabilecekleri işler vardır.Örneğin;60 yaşından sonra insanların stresten uzak
tabiatın güzellikleriyle uğraşması gerekir.Varsa torunlarını gezdirip,eğlendirmelidir.
İşte bizim sendikacıların,yani Yol-İş Sendikası Mersin 1 Nolu şube Yöneticileri
yaşlılığın ve psikolojik rahatsızlığın getirdiği sağlık sorunları...Bakın 50 yaşından sonraki
insanlara doktorların tavsiyeleri nelerdir??
-Kalp ve damar hastalıkları
-Bel fıtığı
-Yaşlanmakla birlikte başlayan ruhsal hastalıklar...
Özellikle yaşlılıkta ruhsal hastalıklara bağlı depresyon bu yaşlarda sık rastlanmaktadır.
Yaşlılıktaki depresyonda her zaman mutsuzluk ön planda olmayıp unutkanlıklar,korkular,
endişeler öne çıkabilmektedir.Korku,endişe dedim de;yine genel sekreterin duruşma
gün ki hali aklıma geldi.Nasıl sapsarı kesildiği hiç aklımdan çıkmıyor.Neyse Allah gecinden
versin!!!
Bunlarda panikatak,endişeler ve ölüm korkusu gözlenebilmektedir.Sevdiklerinin
yaşıtlarının ölümlerine,hastalıklarına şahit olmak,kişinin yaşam endişesi yaşamasına neden
olabilmektedir.Zaman zaman kapris yapmaları ve benzeri sebeplerden dolayı,asıl amaçları
ise kendileriyle daha fazla ilgilenilmesi olduğunu,bunların amacının sendikacılık yapmak
olmadığını,kendileri yaşlılığı kabul etmeyip 'işte ben gencim,ben ayaktayım,dincim'
izlenimini vermekten başka birşey değildir.
Artık sendikacılık yapamıyorsun,eylemliliğin yok...Çünkü,sağlıklı düşünemiyorsun.
İşyerlerinde iş barışı sağlayamıyorsunuz.İşçileri kamplara böldünüz.Lütfen artık işçi sınıfının
kaderiyle daha fazla oynamayın..
İçinizde zerre kadar insan sevgisi varsa evinizde oturun torunlarınızı,çocuklarınızı sevin.
Eşinizi sevin.Yarın 14 şubat.Dünya sevgililer günü...Hala içinizde sevgi diye birşey kaldıysa..
SENDİKAL HEDEF
Türkiye'de sendikacılığa baktığımızda gerçek anlamda sendikacılık yapılmıyor.Bizlerde Yol-İş sendikasının rotasını değiştirmek için muhalefet olduk.Şube yönetiminegeldiğimizde işçi sınıfının çıkarını,refahını kendi kişisel çıkarlarımızın üstünde tutacağız.Toplu iş sözleşmesinin son madde ve fıkralarına kadar takipçisi olacağız.Yeni örgütlemelere gideceğiz,bu konuda bölgemizdeki tüm inşaat sektörlerindeki işçileri örgütlemek için gereken tüm çabalarımızı göstereceğiz.Teşkilat sorunlarını takvim içerisinde düşünerek,konuşarak,müzakere ederek çözeceğiz.Sendika içi demokrasiyi aktif hale getireceğiz.Taşra gezilerine önem vereceğiz.bu konuda haftada en az 3 gün taşraları gezeceğiz en ufak bakım evinde çalışan üyemiz dahi sendikayıyanında hissedecek,ve taşradaki sorunları belli bir takvim içerisinde taşra işbirliği kuruluna taşıyacağız.1 mayıs uluslararası birlik dayanışma ve mücadele gününü resmi tatil yapılması için var olan gücümüzükullanacağız.Eşit işe eşit ücret ilkesini kendimize hedef alacağız üyelerimiz arasında iktidar muhalefet diye ayrım yapmayacağız.İşyerlerimizde iş barışını sağlayacağız.İşçilerimizi kamplara böldürmeyeceğiz.Atilay AYÇİN'i,Şemsi DENİZER'i, Halit MISIRLIOĞLU'nu kendimize örnek alacağız.Diğer sendikaşubelerimizle koordineli halde çalışarak YOL İŞ SENDİKAMIZIN rotasını değiştirebiliriz.MUHALEFETE DESTEK VERMUHALEFETE GÜÇ VERMUHALEFETE OMUZ VERMUHALEFETE UMUT VERMUHALEFETİ İKTİDARA TAŞI
12 Şubat 2009 Perşembe
TEMEL TEORİ VE SENDİKA
İşçi sınıfını konuşacaksak temel teori veya dünya bütünsel görüşü ile herhangi
bir yerde izlenen politik çizgi farklı şeylerdir.Birincisi daha kalıcı deyim yerindeyse strüktüreldir.
Belirli bir felsefi bakış (materyalizm) geçmişte ve bugün devlete sınıflığı açısından
yaklaşım artı ürün veya artı değerin emekçilerden çekilip alınma biçimlerine ilişkin
bir kavrayış; ırkçılık ve milliyetçiliğin reddi enternasyonalist bir duyarlılık gibi köşe
taşlarını içerir. İkincisi kısa süreli ve geçicidir.
İdeal olarak akımların teori çizgi ve ayaklarını diyaletik bir ilişki içinde
götürebilmeleri için her ikisindende hakları vermeleri gerekir.Bazen temel teori
politik çizgiyi tamamen yutabilir.Göreceli özerkik alanını bütünüyle ortadan kaldırabilir.
Faraza kapitaldeki üretim şekli analizi cereyan ettiği soyutluk düzleminde iki temel
sınıftan söz ediliyor.Gerçek haytta burjuvizeye karşı proleterya yalınlığı içinde kavrar
ve siyasi talepleri işçilerin ekonomik çıkarları etrafında önerirseniz bu teorinin politikayı
yumuşatmasına örnek olabilirsiniz.
Ne yazık ki günümüzde sendikalar sınıfsal bağlamında ne bir talepleri,ne de
öyle girişimleri mevcut işçi sınıfı 1980 yılından bu yana taşeronlaşma ve sendikalaşmaya
doğru gidiyor.Türkiye'de özelleştirme ve taşeronlaştırmanın getirdiği işsizliğin,dolayısıyla
arkasından sendikalsızlaşmayı doğuruyor.Fakat günümüzde sendikalar sanki hallerinden
memnunlarmış gibi davranıyor.Mantıklı düşündüğünüz zaman tabiki de memnun olacaklar.
Çünkü,ekonomik bağlamda sorunları yok.Artık sendikacılar sınıf sendikacılığı yapmıyor,
yavaş yavaş mafyalaşmaya doğru gidiyor.Çünkü,artık özel sektör de örgütlenme yapamıyor.
Kamu sektöründeki işçileride her şubeye 1000 civarında üye bağlıyor,bu şekilde şubede
profesyonellik anlamında 3 ten daha fazla yönetici olmuyor.Böylece şubeler genel merkezlerin
rahatını bozamıyor.
Genel merkezlerin şu anki durumunu inceleyecek olursak kimi Ergenekon finansmanlığına
soyunuyor.
kimileride 300.000.000 TL'si hava olup uçuyor.Gerçi bu olaylar mahkeme sürecinde olduğu
için fazla irdelemek istemiyorum.
Fakat şu anda aklımı kurcalayan tek düşünce artık işçiler ve işverenler arasındaki
iletişimi sağlayamamaktadır.Bu durum aynı şekilde devam ederse 3 sene sonra Türkiye'deki
tüm sendika şubelerinin kapatılacağı kuşkusunu taşımıyor değilim.Bu kuşkularımı
yanılmıyorsam emeğiyle geçinen tüm insanlar taşıyor...NE DERSİNİZ???
abdulrahimkaplan@hotmail.com
11 Şubat 2009 Çarşamba
HASTA HAKLARI VE SENDİKA
Yeni yasaya göre hasta 10 gün içerisinde aynı rahatsızlıktan ikinci defa doktora
Görünemeyecek.Türkiye Tabipler Birliği merkez konseyi üyesi Altan Ayaz bu uygulamanın
Hasta hakları beyannamesine aykırı olduğunu söylüyor ve beyannamede ameliyat gibi
ciddi bir durumda ikinci bir görüş alma hakkına sahip olma kararını teyit etmek ister
ve bundada haklıdır.
Bakın,TTB yasal girişimlerde bulunacaklarını söylüyor ve yargıya başvuracağını belirtiyor.Aslında bir finans kurumu olan SGK’ya bakılırsa;vatandaşın sağlık hakkını gasp eden durumlar ortaya çıkıyor.Asıl tepki vermeleri gereken olması gerekirken sendikalarda
Ses seda yok.Şubeler zaten olağanüstülerle uğraşıyor.Genel merkezler kimi Ergenekonla,
Kimi hava uçan 300 Milyon Liradan dolayı olağanüstüyle uğraşıyor.Artık ne yapacaklarını bilemeyecek durumdalar.İstanbul 1 Nolu şubesinin olağanüstüsüne onay verip,Mersin
1 Nolu şubesinin olağanüstü kararını reddederek şubeler veya üyeler arasında ayrım yapıldığının ispatıdır.
Yarın tüm işçi haklarını gasp etseler,toplu sözleşmelerdeki hiçbir hakkı vermeseler
Bile şu durumda hiçbir sendikacının sesi çıkmaz.Ta ki koltukları ellerinden alınana kadar.
Tıpkı bizim şubenin durumu gibi.Koltukları uçacak diye yerlerinde duramıyorlar.Dün yine
Mahkememiz vardı.Duruşma başladı ve hakim bey ‘DAVANIN KABULÜNE’ karar verince bizim sekreterin beti benzi attı.şimdi 18 Mart tarihinde tekrar mahkememiz var.
Tahminime göre genel merkezden de katılan olur ama benim temennim sekreterimizin katılmaması
abdulrahimkaplan@hotmail.com
Görünemeyecek.Türkiye Tabipler Birliği merkez konseyi üyesi Altan Ayaz bu uygulamanın
Hasta hakları beyannamesine aykırı olduğunu söylüyor ve beyannamede ameliyat gibi
ciddi bir durumda ikinci bir görüş alma hakkına sahip olma kararını teyit etmek ister
ve bundada haklıdır.
Bakın,TTB yasal girişimlerde bulunacaklarını söylüyor ve yargıya başvuracağını belirtiyor.Aslında bir finans kurumu olan SGK’ya bakılırsa;vatandaşın sağlık hakkını gasp eden durumlar ortaya çıkıyor.Asıl tepki vermeleri gereken olması gerekirken sendikalarda
Ses seda yok.Şubeler zaten olağanüstülerle uğraşıyor.Genel merkezler kimi Ergenekonla,
Kimi hava uçan 300 Milyon Liradan dolayı olağanüstüyle uğraşıyor.Artık ne yapacaklarını bilemeyecek durumdalar.İstanbul 1 Nolu şubesinin olağanüstüsüne onay verip,Mersin
1 Nolu şubesinin olağanüstü kararını reddederek şubeler veya üyeler arasında ayrım yapıldığının ispatıdır.
Yarın tüm işçi haklarını gasp etseler,toplu sözleşmelerdeki hiçbir hakkı vermeseler
Bile şu durumda hiçbir sendikacının sesi çıkmaz.Ta ki koltukları ellerinden alınana kadar.
Tıpkı bizim şubenin durumu gibi.Koltukları uçacak diye yerlerinde duramıyorlar.Dün yine
Mahkememiz vardı.Duruşma başladı ve hakim bey ‘DAVANIN KABULÜNE’ karar verince bizim sekreterin beti benzi attı.şimdi 18 Mart tarihinde tekrar mahkememiz var.
Tahminime göre genel merkezden de katılan olur ama benim temennim sekreterimizin katılmaması
abdulrahimkaplan@hotmail.com
9 Şubat 2009 Pazartesi
Bilindiği gibi 7. 8 Eylül tarihleri arasında T.YOL.İŞ sendikası Olağan Üstü Genel Kurulu yapıldı. Bende izleyici olarak pardon arkadaş grubu olarak izlemeye gitmiştik, Ama ne izleme? Hiçbir izleyici içeri alınmiyor. İnanın işçi sınıfı adına utanç verıcıydi. Tabii konu işçi sorunlarinin çözümsüzlüğü değil, sorun pasta paylaşımı. İnsanın haliyle kafası karışiyor. 8 kişilik genel yönetim kurulundan 5'i seçimi kaybediyor ve denetim kurulundan 2 kişi genel yönetim kuruluna giriyor. Hey allah yine kafam karıştı niye? Olaganüstü Genel Kurulu kararı denetim kurulu almiştı. Asıl meseleye gelelim. İstanbul, İzmir, Mersin 1 nolu şubeleri. Olaganüstü Genel Kurul için imza toplamiş noter kanalıyla şube ve genel merkeze gönderdiler. Aldığim duyumlara göre genel merkez olağanüstü ne karşiymiş. Debe kardeşim madem karşisin sen niye olağanüstüne gitin demezlermi. Bırakın, artık şube yöneticileriniz artık hiçbir sorunu çözemiyorlar. Zaten hepsi emekli olalı onlarca yıl olmuş bırakın gitsinler. Daha bastonla yürüye bildikleri sürece doya doya turunlarını sevsinler gerçİ bunlar pek İnsanı sevmez ama tavsitem daha fazla rezil olmadan bavularını toplayıp gİtsinler çünkü yarıN işçi sınıfına hesap veremezler. İşçi sınıfı da afetmez
NİYE OLAĞAN ÜSTÜ KONGRE İSTİYORUZ BİLİYOR MUSUNUZ ?
Biliyorsunuz ama yinede tekrar söyleyeyim.Biz işçi sınıfı olarak en başından itibaren bu insanlarla olmaz dedik ama dinletemedik.Bunlar artık işçi sınıfının çıkarlarını düşünecek değiller.Artık oyunlarla,entrikalarla bu işlerin yürüyemeyeceğini Sağır Sultanlar duydu.Ama bugünkü Sendika yöneticileri duymadı.Ama yine tekrar dile getireyim,Türk-iş ve bağlı sendikalarla Pardon işçileriyle demiyorum dersem işçi sınıfına hakaret etmiş olurum.Ama sendika Şube ve Genel Merkez yöneticilerine diyorum. 29.10.2008 tarihinde DİSK ve KESK’ e bağlı Yüz binlerce emekçi ve sendikacı Ankara'da SIHHİYE Meydanında eylemdeydi. Amaç ise zam paketlerini PROTESTO etmekti.Ben tüm DİSK ve KESK üyelerini tebrik ediyorum ve önlerinde saygıyla eğiliyorum.Emekçi sınıfına sahip çıktıkları ve haklarını savundukları için...Gelelim bizim şubenin malum yöneticilerine,onları koltuk korkusu sarmış,Teşkilata dağılmış 'Aman olağanüstü kongre olmasın,olursa biz koltuklarımızdan oluruz'.Bir yandan da Genel merkeze yalvarıyorlar 'Aman olağanüstü kongreye bizi götürmeyin'.Genel Merkezde 'Kardeşim biz zaten şubelerin olağanüstü kongresine karşıyız' diyor. Bre sevgili işçi sınıfının uyuyan önderleri,’ Sen niye gittin Olağanüstü kongreye ‘Tabi,Pastayı paylaşamadın değil mi?Ama ben şunun teminatını veriyorum 'Hiçbir muhalefetteki arkadaşımın,pastadaki payın peşinde olmadığını,hiçbir talih oyunlarının kuponlarına ortak olma gibi bir dertleri olmadığını biliyorum ve inanıyorum.Hepsi huzurlu bir çalışma ortamı,güvenli bir gelecek için bu çabayı sarf ediyor.Hiçbiri Takavvut değil.Ve biz inanıyoruz ki,Olağanüstü kongreye gidersek,ki gideceğiz...Çünkü tüm yasal prosedürleri yerine getirmiş durumdayız.Siz sevgili yöneticilerimiz kaçacak delik arayacaksınız ama biz sizin gibi nankör değiliz.Size giderken birer tane PLAKET vereceğiz ve altına şunlar yazacağız;TEŞKİLATIMIZI 20 YILDIR BAŞARIYLA UYUTTUĞUNUZDAN DOLAYI SİZİ BU PLAKETE LAYIK GÖRÜYORUZ.BUNDAN SONRA TORUNLARINIZI AYNI ŞEKİLDE UYUTMANIZ DİLEĞİYLE.
GİRİŞ
Türk sendikacılık hareketine baktığımızda 1940’ların sonunda başlayan süreçte, sendikalar yasasının çıkmasının da etkisiyle bir çok sendikanın kurulduğunu bununla birlikte sendika birlikleri ve federasyonların oluştuğunu görmekteyiz. Bu gelişmelere paralel olarak merkezi bir işçi örgütü, bir konfederasyon oluşturma çalışmaları başlamış, 1952 yılında kısa adı Türk-İş olan Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun kurulmasıyla da bu gerçekleşmiştir. Türk-İş içinde 1960’lı yıllarda başlayan ve 1960’ların ikinci yarısından sonra şiddetlenerek artan görüş ayrılıkları Türk Sendikacılık Hareketini bölünmeye doğru sürüklemiş ve Türk-İş’ten ayrılan sendikacılar tarafından 1967 yılında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kurulmuştur. 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ve hemen ardından gelen 1961 Anayasası’nın oluşturduğu görece özgürlük ortamında sol ve sosyalist düşünce zenginliği belirmiş, bunun etkisi DİSK’in hem kuruluşunda hem de sonraki yıllarında görülmüştür. Türk-İş’in “partilerüstü politika”sına karşı “sınıf ve kitle sendikacılığı” ilkesini benimseyen DİSK, Türk Sendikacılık ve İşçi Hareketine belli bir ivme kazandırmıştır. 1967-1980 yılları arası DİSK’in politikaları, grevleri, direnişleri ve eylemleri Türk sendikacılık tarihi açısından oldukça önem taşımaktadır. 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşen askeri müdahale ve bunu takip eden askeri yönetim sürecinde, DİSK kapatılmış ve ancak 12 yıl aradan sonra 1992 yılında yeniden faaliyete geçebilmiştir. Bu çalışmanın amacı DİSK’in ortaya çıkışını, Türk sendikal hareketine etkisini, yaklaşık 35 yıllık gelişim süreci içerisinde incelemektir. Bu konuyu seçmemdeki amaç ise Türkiye’de sendikacılık ya da işçi sınıfı tarihi literatürünün genelde kısıtlı olması ve daha çok cumhuriyet öncesi dönem ile 1980 öncesi dönem arasında sıkışıp kalmasıdır. DİSK’in tarihi de 1960’lı yıllarda başlıyan ve günümüze dek uzanan önemli bir süreci kapsamaktadır, bu süreci ele alarak aynı zamanda Türkiyenin çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri anlamında geniş bir perspektifinin de çizileceğini düşünüyorum.Çalışmanın cevap aradığı temel sorular ise şöyle sıralanabilir: Türk sendikacılığında 1960’lı yıllarda başlayan bölünme hangi nedenlerle ortaya çıkmıştır, DİSK’in Türk-İş den farklılıkları hangi noktalarda ortaya çıkmış, bu farklılıklar DİSK, 1992 sonrasında yeniden faaliyete geçtikten sonra da hala geçerli midir ve DİSK 1980 öncesindeki dinamiğini 1980 sonrasına yansıtabilmiş midir?Tezin araştırma aşamasında, özellikle 1980 sonrası dönem için Türkiye sendikacılık ve işçi tarihi konularında sıkça kaynak yetersizliği ve kaynaklara ulaşım sorunu yaşanmıştır. DİSK’in tamamlanmış bir arşiv çalışmasının bulunmaması , önemli belge ve evrakların bulunduğu Merter’deki binanın depremde ağır hasar gördüğünden kullanılamaz olması çalışmayı daha da zorlaştırmıştır. Bu sorun kaynak olarak özel görüşmelerin kullanılmasıyla en aza indirgenmeye çalışılmıştır.Çalışma 3 bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın planı tarihsel bir perspektifte yapılandırılmıştır. Buna göre birinci bölüm 1908 öncesi dönemden 1960’ a kadar olan dönemi kapsamaktadır. Bir çok alanda olduğu gibi sendikacılık açısından da önemli bir tarih olan 27 Mayıs 1960 ile DİSK’in kapatıldığı 1980 yılı arasındaki dönem ikinci bölümde , 1980 sonrasından başlayan 2000 yılına kadar olan dönemde üçüncü bölümde yansıtılmaya çalışılmıştır.DİSK’i inceleyebilmek için öncelikle Türk işçi hareketinin ve sendikalaşmanın gelişim seyrinin genel hatlarıyla bilinmesi gerekliliğinden hareketle çalışmanın birinci bölümü Türkiye’de sendikalaşmanın tarihsel gelişimi başlığını taşımaktadır. Bu başlık altında öncelikle Cumhuriyet öncesi dönemde işçi hareketleri incelenmiş ve ikinci kısımda ise cumhuriyet dönemi sendikalaşma ve işçi hareketi mercek altına alınmıştır.İkinci bölüm DİSK’in kuruluşu, gelişimi ve kapatılması süreçlerini kapsamaktadır. Öncelikle 1960 sonrası DİSK’in ortaya çıktığı sosyo-ekonomik ve siyasal panorama aktarılmaya çalışılmış, daha sonra DİSK’in kuruluşu, ilkeleri, örgütlenme süreci, sendikal mücadelesi ve iç sorunları anlatılmıştır. 12 Eylül 1980 ile başlayan kapatılış süreci ve DİSK davası ise ikinci bölümün son kısmında yer almıştır.3. Bölüm, 1980 sonrası Disk’in yeniden faaliyete geçtiği yıl olan 1992 den 2000 li yıllara kadar geçen bir süreci kapsıyor. 1980 sonrası Türkiye’de gerçekleşen yapısal dönüşüm ve bunun çalışma hayatına etkileri ilk kısımda incelenmiştir. DİSK’in yeniden faaliyete geçişi, yeni sendikal politikaları, yeniden örgütlenme süreci, sendikal hareketliliği ikinci kısımda aktarılırken, 1980 öncesi ve sonrası iki farklı dönemde DİSK son kısımda değerlendirilmiştir. İki farklı dönemde DİSK başlığını taşıyan bu kısımda özellikle son 10 yıllık dönem için kaynak kısıtlılığının yoğun olarak hissedilmesi ve bu boşluğun yapılan görüşmelerle doldurulmaya çalışılması nedeniyle alt başlıklara ayırmadan konunun incelenmesi uygun bulunmuştur.
İŞÇİ SINIFININ ORTAYA ÇIKIŞI
Osmanlı İmparatorluğu döneminde işçi sınıfı inşaat, madencilik ve askerlik sektörlerinde ortaya çıkmıştır. Ücretlilerin oluşturduğu 1,5 milyonluk iş gücünün yaklaşık 290 bini vasıfsız işçilerden meydana geliyordu. 19. yüzyılın başlarında Ege Bölgesinde yabancıların kurduğu tarım işletmelerinde de işçi sınıfı ortaya çıktı. Özellikle pamuk tarımının gelişmesine bağlı olarak yeni köylü tipleri, geçici ve sürekli olarak işçi çeşitleri oluşmuştur. Ayrıca demiryolları inşalarının çoğalmasıyla birçok kişi işçilik yaparak gelir elde etti.[değiştir] Sanayi Devriminin İngiliz İşçi Sınıfına Etkileri ve Sendikalarİngiliz işçi sınıfı, Avrupa'daki diğer ülkelerin işçi sınıflarından farklıdır. İngiltere'nin tarih sahnesine erken çıkışı, kısa sürede büyümesi ve dünyanın en büyük sömürge imparatorluğu olması sebebiyle işçi sınıfları ve hareketleri 19.yüzyılın başlarında daha yoğun halde gözlenir. Kapitalizmin hızla gelişmesi, işçi sınıfındaki artış ve işçi mücadelelerinin başlamasına neden olmuştur. İşçiler ilk defa dayanışma ve yardımlaşma sandıkları etrafında bir araya gelmişlerdir. Bunlar tek bir soruna bağlı olarak kurulur, sorun ortadan kalkınca da yok olurlardı.İngiliz işçi hareketlerinin kökeni işçi ve burjuva sınıflarının başrolünü oynadığı 1789 Fransız Devrimi'ne dayanmakta, onlara yol gösterici olmaktadır. Bu etkileşim sonucu tarihteki ilk bağımsız işçi hareketi Londra Corresponding Society-LCS (Londra Yazışma Derneği) kurulmuştur. Bu dernek onların sınıf bilincinin gelişmesine sebep olmuş ve 1830'lara doğru başlanan yasal sendikal örgütlerin kuruluşuna da etki etmiştir.İngiltere'deki işçi aristokrasisi, kapitalizmin gelişim karakterine göre şekillenmiştir. Burjuva sınıfı sömürgeciliğin olanaklarıyla, işçi sınıfının bir kesimine yüksek ücret ödeyerek işçi aristokrasisini meydana getirmiştir. İşçi sınıfı mücadelesinin merkezindeki parlamentarist yönelim ve işçi aristokrasisinin varlığı İngiliz işçi hareketlerinin ayırt edici özelliği haline gelmiştir.1850'lerdeki metal makine sektöründe çalışan işçiler bazı dernekler kurmuş ve bu derneklerin birleşmesiyle ayrıcalıklı bir kesimin örgütlendiği ilk sendikal yapılar (Trade-Union'lar) oluşmuştur. Sendikalar kendi ayrıcalıklı konumlarını korumak için, yüksek ücret alan, iyi hayat şartlarına sahip, belirli meslek gruplarına dahil vasıflı işçiler tarafından organize edilmekteydi. 1890'lara doğru işçi kitlelerinin örgütlenme arayışları hızlandı. Bunun sonucunda New Unionizm olarak adlandırılan, düşük ücretli işçileri kapsayan ve İngiliz işçi sınıfının sendikal örgütlenmeyle daha fazla bütünleşmesini sağlayan Yeni Sendikacılık oluştu.Sendikal bürokrasi, sendikal mücadeleyi ekonomik taleplerle sınırlayarak işçi sınıfının, sermaye tarafıyla çatışmasını engelliyordu.1880'lerde işçiler için grev, siyasal eylemlerden uzaklaşmanın, kaçısın bir yolu haline gelmişti. İngiliz sermayesinin uluslararası pazarda tekel üstünlüğüne sahip olması, devrimci düşüncelerin işçi sınıfı üzerinde etkili olması ve yaygınlaşmasına engel olurken, siyasal eğilim olarak reformizmin sınıf içinde egemenlik kurmasını sağlamıştır.[değiştir] Türkiye'deki İşçi ve Sendika HareketleriSendika; işçilerin ücret, yıllık izin, çalışma saatleri, çalışma koşulları gibi ekonomik ve sosyal haklarını korumak amacıyla toplu sözleşmeler yaparak işçileri koruyan, hayat standartlarını yükseltmesini ve sendikal güvencelerin geliştirilmesini amaçlayan örgütlerdir. Sendikacılık demokratik bir oluşumdur ve ancak demokratik kurum ve kuralların gerçeklik kazandığı toplumlarda yer alabilmektedir.İyi bir işçi hareketi için gelişmiş bir sanayileşme olmalıdır. Türkiye'deki sanayileşme ve işçi hareketi tarihsel açıdan batıdakileri geriden takip ettiğinden, işçi hareketi doğuşu ve gelişimi esnasında sürekli olarak Batı işçi hareketliliğini örnek almış ve ondan etkilenmiştir. Türkiye’deki işçi hareketinin diğer ülkelerdekinin aksine; aristokrasiden, sınıf mücadelesinden bağımsız olarak doğup gelişmesi önemli bir özelliğidir.1927'de yapılan sanayi sayımına göre mevcut sanayi işletmelerinin büyük çoğunluğu dörtten az kişi istihdam etmektedir. 1980'de yapılan nüfus sayımına göre ise; 18 milyonluk toplam faal nüfus içindeki ücretli ve maaşlı kesim ancak 1/3 oranındadır. Ancak sanayileşme düzeyi ve işçi sınıfı birikimi ele alınırsa Türkiye'deki işçi hareketinin gelişim aşamalarında oldukça erken olmasına rağmen belirli haklarla donanmıştı örneğin 1962 yılında sanayi kesimi toplam iş gücünün yalnızca %9.8' ini kapsarken, toplu sözleşme ve grev hakkı 1963 yılında tanınmıştır.Köylülükten işçiliğe geçişin kitlesel, sert ve ani olmayışı, işçilik kökeninde zanaat geleneğinin zayıf olması sebepleriyle Osmanlı işçi sınıfı II. Meşrutiyet dönemine, örgütlenme ve mücadele deneyiminden yoksun halde girmiştir. Bu döneme kadar işçilerin direnişi ve mücadele şekilleri genellikle; makine kırıcılığı, işi savsaklamak, işi terk ederek köyüne dönmek, üst makamlara şikâyet etmek şekillerinde olmuştur. 1895 yılında kısa ömürlü olarak, 4 bin kişinin istihdam edildiği devlete ait olan Tophane fabrikalarında gizlice kurulan Amele-i Osmanlı Cemiyeti direniş açısından Tanzimat dönemi boyunca yapılan en kayda değer gelişmedir. 1880’lerde daha çok madenler, tersaneler, demiryolları ve dokuma imalathanelerinde gayrimüslim işçilerin kurup idare ettiği yardımlaşma sandıkları kurulmuştur. Asıl işçi eylem ve örgütleri 1908’de canlanmıştır.Savaş yıllarında izlenen politikalar ve Tek Parti dönemindeki baskıcı ve yasakçı uygulamalara rağmen işçilerin belli bir düzeyde örgütlenme ve mücadele girişimleri başlamıştı. Ancak Türkiye’nin çok partili sisteme geçişine rastlayan 1946 yılında sınıf esasına dayalı cemiyet kurma yasağının kaldırılmasıyla sendikacılık dönemi hızlanmıştır.Askeri darbe dönemlerindeki 1960’lar sendikal hakların geniş kullanım olanaklarının sağlandığı bir dönemken; 1980’ler sendikal faaliyetlerin askıya alındığı, sendika ve konfederasyonların kapatılıp işçilerin ve sendika kurucularının tutuklandığı, örgütlenme, toplu pazarlık ve grev haklarına katı sınırlamaların getirildiği bir dönemdir.12 Eylül Türkiye sendikacılık hareketi için önemli bir kesinti dönemi olarak görülmekteyken 1983 sonrası sendikal liderler, sendikalı ve sendikasız işçiler için önemli bir tecrübe dönemi olarak adlandırılır. Sendika üyesi olmayan stajyer işçi çalıştırılmasının sağlanması, ihtiyaç fazlası asker yükümlülerinin işyerlerinde çalıştırılması, özel güvenlik görevlilerine sendika yasağı uygulanması, sendikal hakların kısıtlı ve grevlerin yasaklandığı serbest bölgelerin kurulması ve sendikal hakların söz konusu olmadığı “eve iş verme” sisteminin yaygınlaştırılması bu dönemde örgütlenmeye karşı uygulanan politikalardandır. 1987’den itibaren yapılan grevlerin çoğalmasıyla birlikte, 1989 yılında bir kısmı yasalarla düzenlenmiş, bir kısmı yasalarla açıkça yasaklanmış ve kitlesel olan grev-dışı eylemler zirveye ulaşmıştır. 1989 sonrası dönemde sendikalı işçilerin artan mücadelesi hem ücretlerde reel olarak artışa neden olmuş hem de siyasal düzlemde önemli bir yer tutmaya başlamasını sağlamıştır.1990’lı yıllar işçi hareketleri ve sendikacılık alanında gündeme gelen yeni bir olgu, kamu çalışanlarının örgütlenmesinin başlaması ve gelişmesidir. Memurların siyasal ve sendikal haklarına konulan kısıtlamalar işçilerinkinden çok daha kapsamlıdır ve bireysel özgürlükleri sınırlayıcı özellikler de içermektedir. Anayasa, Ceza Kanunu, YÖK Yasası, Devlet Memurları Yasası gibi kanunlarla memurların grev ve toplu istifa gibi topluca yapılacak filleri yasaklanmış, bu yasaklar için çeşitli cezalar belirlenmiş, üniversite öğretim üyeleri ve öğretmenler gibi kesimlerin derneklere üye olma hakkı bile ön izne bağlanmıştır.Türkiye’deki işçi ve sendikacılık hareketlerinin demokrasinin, oluşum süreçlerine yoğun bir katkısı olmamıştır. Bunun sebebi Türkiye’deki aristokrasi devriminin ülkedeki sanayileşmenin erken bir safhasında ama Batı’ya göre geç oluşmasıdır.Günümüzdeki sendikalarının ortak özellikleri:Sendikalar, emekçi kitlelerinin siyasal düşünceleri, dünya görüşleri, dinleri, kökenleri ve cinsiyetleri ayrımını gözetmeksizin tümüne açık olması sebebiyle birer kitle örgütleridirler. Kapitalist toplumlardaki işçi sınıfının hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kurulmuş olduklarından birer sınıf örgütleridirler. Sendikaların siyasal partilerden, işverenler ve örgütlerinden ve de devletten bağımsız olması sebebiyle bağımsız örgütlerdir. Sendika üyelerinin, sendikayı temsil edecek veya yönetecek kişi ve organları özgürce seçebilmesi, sendikal kararların hazırlanması ve uygulanmasında etkin şekilde rol alması gerektiğinden; sendikalar demoktarik örgütlerdir.
KAYNAKÇA
AKÇAYLI, Nurhan (1983) Sendika Teorisi, Uludağ Üniversitesi Basımevi
IŞIKLI, Alparslan (1994) T.C. Kültür Bakanlığı Milli Kütüphane Basımevi
KOÇ,Yıldırım (2003) Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Hareketi Tarihi, Analiz Basım YayınYARAŞIR, Volkan (2004) Uluslararası İşçi Hareketleri, Akyüz Yayın Grubu
KAYNAKÇA
AKÇAYLI, Nurhan (1983) Sendika Teorisi, Uludağ Üniversitesi Basımevi
IŞIKLI, Alparslan (1994) T.C. Kültür Bakanlığı Milli Kütüphane Basımevi
KOÇ,Yıldırım (2003) Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Hareketi Tarihi, Analiz Basım YayınYARAŞIR, Volkan (2004) Uluslararası İşçi Hareketleri, Akyüz Yayın Grubu
NE YAPMALI
Aslında bir çok şey yapılabilir ama ben yinede 'NE YAPMALI' diye soruyorum!!
Başta olağanüstü kongre yapılmalı...Gerçi yapılması kaçınılmaz ama..
Çünkü TÜRKİYE YOL-İŞ sendikası Mersin 1 Nolu Şubesi ortada yok. Yok diyorum çünkü; Şube başkanının durumu belli. Allah'tan acil şifalar diliyorum.
Genel sekreterin durumuda belli. İlla ben Şube başkanı olacam' diye tutturmuş. Aktif şekilde devam ediyor.Şube Başkanımız o şahsa bir engel.
Habersiz toplantılar yapıyor, ondan habersiz yönetim kurulunu topluyor.Mali sekreterin durumu malum.
Teşkilat sekreteri ortada yok. Normalde en fazla 3 toplantıya mazeretsiz katılmayan yönetim kurulu üyelerinin üyeliği düşer. Ama niye düşürsünler ki?? Fazladan iki atı başlarına belamı edecekler?? Eğitim sekreteri dersen o iki ata eğitim sekreteri demek için insanın GERİZEKALI olması lazım.
Eğitim sekreterlerinin gerçekten iyi bir eğitime ihtiçları var. Eğitime ANAOKULUndan tekrar başlamalı. Bir demuhalefetteki dostumuza bakın. Hepsi GÖREV AŞKIyla taşın altına atıyor elini. Hep birlikte fedakarca hepside onurlu, çalışkan, genç ve dinamikler. İnanıyorum ki; olağan üstü kongre olduğunda bu insanlarla sendikamız 20 yıl daha ileriye gidecek.Çünkü;muhalefetteki insanların çıkar peşinde olmadığı belli.Huzurlu bir çalışma ortamı, güvenli bir gelecek için ne yapmalı diyorum...Ve hep birlikte üzerimize düşen görevi yerine getirmeliyiz.
İŞÇİ SINIFI ADINA...
Başta olağanüstü kongre yapılmalı...Gerçi yapılması kaçınılmaz ama..
Çünkü TÜRKİYE YOL-İŞ sendikası Mersin 1 Nolu Şubesi ortada yok. Yok diyorum çünkü; Şube başkanının durumu belli. Allah'tan acil şifalar diliyorum.
Genel sekreterin durumuda belli. İlla ben Şube başkanı olacam' diye tutturmuş. Aktif şekilde devam ediyor.Şube Başkanımız o şahsa bir engel.
Habersiz toplantılar yapıyor, ondan habersiz yönetim kurulunu topluyor.Mali sekreterin durumu malum.
Teşkilat sekreteri ortada yok. Normalde en fazla 3 toplantıya mazeretsiz katılmayan yönetim kurulu üyelerinin üyeliği düşer. Ama niye düşürsünler ki?? Fazladan iki atı başlarına belamı edecekler?? Eğitim sekreteri dersen o iki ata eğitim sekreteri demek için insanın GERİZEKALI olması lazım.
Eğitim sekreterlerinin gerçekten iyi bir eğitime ihtiçları var. Eğitime ANAOKULUndan tekrar başlamalı. Bir demuhalefetteki dostumuza bakın. Hepsi GÖREV AŞKIyla taşın altına atıyor elini. Hep birlikte fedakarca hepside onurlu, çalışkan, genç ve dinamikler. İnanıyorum ki; olağan üstü kongre olduğunda bu insanlarla sendikamız 20 yıl daha ileriye gidecek.Çünkü;muhalefetteki insanların çıkar peşinde olmadığı belli.Huzurlu bir çalışma ortamı, güvenli bir gelecek için ne yapmalı diyorum...Ve hep birlikte üzerimize düşen görevi yerine getirmeliyiz.
İŞÇİ SINIFI ADINA...
İŞ ve MESLEK BAKIMINDAN AYIRIM HAKKINDA SÖZLEŞME
T.C. ONAY TARİHİ:13.12.1966
RESMİ GAZETE:22.12.1966/12484
Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu toplantıya çağrılarak 04/06/1958de Cenevre'de42. tıplantısını yapan,Milletler Arası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,Toplantı gündeminin,4. maddesini teşkil eden,iş ve meslek alanında ayrım ile ilgili çeşitli tekliflerin kabulünü ve,Bu tekliflerin milletler arası sözleşme şeklini almasına,karar vererek ,ve Flodelfiya beyannamesinin;ırk,inanç ve cinsiyetleri ne olursa olsun,tüm insanların sosyo-ekonomik haklarını gözetme haklarınıteyit ettiğini,ve Ayrımın,İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde belirtilen hakları ihlal ettiğini,Gözönünde tutarak,25/06/1958 AYIRIM(iş ve meslek) SÖZLEŞMESİ 1958 adıyla aşağıdaki maddeleri kabul eder.
MADDE 1
1.Bu sözleşme bakımından 'AYIRIM' deyimi(a)Irk,din ve sosyal menşe bakımından yapılan ve iş veya meslek edinmede eşitliği yok edici etkisiolan her türlü ayrılık gözetmeyi(b)İlgili üye memleketin varsa temsilcinin tesbit edeceği,meslekte eşitliği bozucu etkisi olan ayrıtutmayı ifade eder2.Belirli bir iş için ,o işin mahiyeti icabı yapılan ayrılık gözetme ayıyrım sayılamaz.3.Bu sözleşme bakımından İŞ ve MESLEK terimleri çalışma şartlarını kapsar.
MADDE 2
Bu sözleşmenin yürürlükte bulunduğuüye memleketler,ulusal şartlara uyarak,tüm ayırımları ortadankaldırmak maksadıyla,iş ve meslek edinmede eşitliği geliştirmeyi hedef alan milli bir politika tesbitve takip etmeyi taahhüt eder.
MADDE 3
(a)Sözleşmenin yürürlükte olan üye memleketler,ulusal şartlara ve tatbikata uygun metodlarla,Bu politikanın uygulanmasını teşvik için,işçi-işveren teşekkülleri işbirliğini temine gayret etmeleri(b)Bu politikanın kabulünü ve uygulanmasını sağlayacak kanunları kabul etmeyi(c)Bu politika ile bağdaşmayan tüm kanuni hükümleri kaldırmayı ve idari talimatları değiştirmeyi(d)Bu politikayı istihdam konusunda bir makamın doğrudan doğruya kontrolü altında takip etmeyi(e)Sözleşmenin uygulanması ile ilgili yıllık raporlarda,bu politikanın uygulanması konusunda alınan tedbirler yoluyla elde edilen sonuçları belirtmeyi taahhüt eder.
MADDE 4
Devletin güvenliğine halel getiren faaliyetlerden ötürü muhik sebeplerle zanlı bulunan şahsın hakkında alınan tedbirler kişinin milli tatbikata uygun olarak kurulmuş olan yetkili makama başvuruhakkı saklı kalmak şartıyla, ayırım sayılmaz.
MADDE 5
1.Milletlerarası Çalışma Konferansınca kabul edilmiş diğer sözleşmeler ayırım sayılmaz.2.Herhangi bir üye ile yapılacak görüşmeden sonra,din,ırk,cinsiyet,şahsın sakat olması vs. özel korunma ve bu kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak ayırım sayılamaz.
MADDE 6
Bu sözleşmeyi onayan üye memleketler,sözleşme hükümlerini,Milletlerarası Çalışma TeşkilatıAnayasası uyarınca,Vatan dışı ülkelerde uygulanacağını taahhüt eder.
MADDE 7
Bu sözleşmenin kesin onama belgeleri,tescil edilmek üzere,M.Ç. Bürosu Müdürlüğüne gönderilir.
MADDE 8
1.Bu sözleşme,sadece onama belgesi M.Ç.B.M. tarafından tescil edilmiş olan M.Ç.T. üyelerini bağlar.2.Sözleşme,iki üyenin onama belgelerinin G. Müdürün tescillemesinden 12 ay sonra yürürlüğe girer.3.Bu sözleşme,her üye hakkında,kendisinin onama belgesinin tescilinden 12 ay sonra yürülüğe girer.
MADDE 9
1.Bu sözleşmeyi onayan üyeler,sözleşmenin ilk yürürlüğe giriş tarihinden 10 yıl sonra,tescil edecekleribir ihbarname ile onanmayı feshedebilir.Fesih,tescil tarihinden itibaren 1 yıl sonra yürürlüğe girer.2.Bu sözleşmeyi onayan üyeler ve yukarıdaki 10 yıllık devrenin bitiminden sonra 1 seneiçinde feshedilmezse ikinci bir 10 seneye bağlanır.
MADDE 10
1.M.Ç.B.G.M., teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen tüm onamaların ve fesih ihbarlarının tescilini ,M.Ç.T.'nın tüm üyelerine tebliğ eder.2.M.Ç.B.G.M. gönderilen 2. onama belgesinin tescilini üyelere iletirken yürürlük tarihinide verir.
MADDE 11
M.Ç.B.G.M. yukarıdaki maddeler gereğince tescil ettiği bütün onama ve fesih ihbarlarına ait tüm bilgileri B.M. Ant. 102. maddesi uyarınca tescil edilmek üzere,B.M. Genel Sekreterine gönderilir.
MADDE 12
M.Ç.B. Yönetim Kurulun lüzum göreceği zamanlarda Konferansa bu sözleşmenin kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine konulup konulmaması lüzumunu inceler.
MADDE 13
1.Konferansın bu sözleşmeyi kısmen değiştiren yeni bir sözleşmenin kabulü ve yeni sözleşmedeaksine hüküm olmaması halinde;(a)Değişik yeni sözleşmenin üye tarafından onanması,yukarıdaki 9. madde hükümleri kaideyealınmaksızın,yeni sözleşmenin yürürlükte olması şartuyla,bu sözleşmenin feshini tazammun eder.(b)Yeni sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu sözleşme üyelerin onanmasına açıkbir sözleşme olmaktan çıkar.2.Bu sözleşme,onayıpta değişik sözleşmeyi onamamış üyeler için şimdiki hali ile devam eder.
MADDE 14
Bu sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinlerinin ikiside aynı şekilde muteberdir
RESMİ GAZETE:22.12.1966/12484
Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu toplantıya çağrılarak 04/06/1958de Cenevre'de42. tıplantısını yapan,Milletler Arası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,Toplantı gündeminin,4. maddesini teşkil eden,iş ve meslek alanında ayrım ile ilgili çeşitli tekliflerin kabulünü ve,Bu tekliflerin milletler arası sözleşme şeklini almasına,karar vererek ,ve Flodelfiya beyannamesinin;ırk,inanç ve cinsiyetleri ne olursa olsun,tüm insanların sosyo-ekonomik haklarını gözetme haklarınıteyit ettiğini,ve Ayrımın,İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde belirtilen hakları ihlal ettiğini,Gözönünde tutarak,25/06/1958 AYIRIM(iş ve meslek) SÖZLEŞMESİ 1958 adıyla aşağıdaki maddeleri kabul eder.
MADDE 1
1.Bu sözleşme bakımından 'AYIRIM' deyimi(a)Irk,din ve sosyal menşe bakımından yapılan ve iş veya meslek edinmede eşitliği yok edici etkisiolan her türlü ayrılık gözetmeyi(b)İlgili üye memleketin varsa temsilcinin tesbit edeceği,meslekte eşitliği bozucu etkisi olan ayrıtutmayı ifade eder2.Belirli bir iş için ,o işin mahiyeti icabı yapılan ayrılık gözetme ayıyrım sayılamaz.3.Bu sözleşme bakımından İŞ ve MESLEK terimleri çalışma şartlarını kapsar.
MADDE 2
Bu sözleşmenin yürürlükte bulunduğuüye memleketler,ulusal şartlara uyarak,tüm ayırımları ortadankaldırmak maksadıyla,iş ve meslek edinmede eşitliği geliştirmeyi hedef alan milli bir politika tesbitve takip etmeyi taahhüt eder.
MADDE 3
(a)Sözleşmenin yürürlükte olan üye memleketler,ulusal şartlara ve tatbikata uygun metodlarla,Bu politikanın uygulanmasını teşvik için,işçi-işveren teşekkülleri işbirliğini temine gayret etmeleri(b)Bu politikanın kabulünü ve uygulanmasını sağlayacak kanunları kabul etmeyi(c)Bu politika ile bağdaşmayan tüm kanuni hükümleri kaldırmayı ve idari talimatları değiştirmeyi(d)Bu politikayı istihdam konusunda bir makamın doğrudan doğruya kontrolü altında takip etmeyi(e)Sözleşmenin uygulanması ile ilgili yıllık raporlarda,bu politikanın uygulanması konusunda alınan tedbirler yoluyla elde edilen sonuçları belirtmeyi taahhüt eder.
MADDE 4
Devletin güvenliğine halel getiren faaliyetlerden ötürü muhik sebeplerle zanlı bulunan şahsın hakkında alınan tedbirler kişinin milli tatbikata uygun olarak kurulmuş olan yetkili makama başvuruhakkı saklı kalmak şartıyla, ayırım sayılmaz.
MADDE 5
1.Milletlerarası Çalışma Konferansınca kabul edilmiş diğer sözleşmeler ayırım sayılmaz.2.Herhangi bir üye ile yapılacak görüşmeden sonra,din,ırk,cinsiyet,şahsın sakat olması vs. özel korunma ve bu kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak ayırım sayılamaz.
MADDE 6
Bu sözleşmeyi onayan üye memleketler,sözleşme hükümlerini,Milletlerarası Çalışma TeşkilatıAnayasası uyarınca,Vatan dışı ülkelerde uygulanacağını taahhüt eder.
MADDE 7
Bu sözleşmenin kesin onama belgeleri,tescil edilmek üzere,M.Ç. Bürosu Müdürlüğüne gönderilir.
MADDE 8
1.Bu sözleşme,sadece onama belgesi M.Ç.B.M. tarafından tescil edilmiş olan M.Ç.T. üyelerini bağlar.2.Sözleşme,iki üyenin onama belgelerinin G. Müdürün tescillemesinden 12 ay sonra yürürlüğe girer.3.Bu sözleşme,her üye hakkında,kendisinin onama belgesinin tescilinden 12 ay sonra yürülüğe girer.
MADDE 9
1.Bu sözleşmeyi onayan üyeler,sözleşmenin ilk yürürlüğe giriş tarihinden 10 yıl sonra,tescil edecekleribir ihbarname ile onanmayı feshedebilir.Fesih,tescil tarihinden itibaren 1 yıl sonra yürürlüğe girer.2.Bu sözleşmeyi onayan üyeler ve yukarıdaki 10 yıllık devrenin bitiminden sonra 1 seneiçinde feshedilmezse ikinci bir 10 seneye bağlanır.
MADDE 10
1.M.Ç.B.G.M., teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen tüm onamaların ve fesih ihbarlarının tescilini ,M.Ç.T.'nın tüm üyelerine tebliğ eder.2.M.Ç.B.G.M. gönderilen 2. onama belgesinin tescilini üyelere iletirken yürürlük tarihinide verir.
MADDE 11
M.Ç.B.G.M. yukarıdaki maddeler gereğince tescil ettiği bütün onama ve fesih ihbarlarına ait tüm bilgileri B.M. Ant. 102. maddesi uyarınca tescil edilmek üzere,B.M. Genel Sekreterine gönderilir.
MADDE 12
M.Ç.B. Yönetim Kurulun lüzum göreceği zamanlarda Konferansa bu sözleşmenin kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine konulup konulmaması lüzumunu inceler.
MADDE 13
1.Konferansın bu sözleşmeyi kısmen değiştiren yeni bir sözleşmenin kabulü ve yeni sözleşmedeaksine hüküm olmaması halinde;(a)Değişik yeni sözleşmenin üye tarafından onanması,yukarıdaki 9. madde hükümleri kaideyealınmaksızın,yeni sözleşmenin yürürlükte olması şartuyla,bu sözleşmenin feshini tazammun eder.(b)Yeni sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu sözleşme üyelerin onanmasına açıkbir sözleşme olmaktan çıkar.2.Bu sözleşme,onayıpta değişik sözleşmeyi onamamış üyeler için şimdiki hali ile devam eder.
MADDE 14
Bu sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinlerinin ikiside aynı şekilde muteberdir
ÇAMURLU SUYLA YIKANMAK...
Aslında başlık bu olmamalıydı ama...Ne yazık ki YOL-İŞ Sendikası Mersin 1 No.lu Şube Yöneticileri gün geçtikçe çamura batıyor. Şafi mezhebine göre köpeğe elini değdirdikten sonraelini 7 defa berrak suyla yıkadığın zaman ancak temizlenmiş olur. Yanlış olmasın bende Mezhepçiliğe karşıyım. Çünkü; işçi işçidir. İşçiye dili,dini,ırkı şeklinde ayrım yapılamaz. İşçilik özel bir sınıftır. Neyse asıl sözümüze devam edelim. Mersin 1 No.lu Şube yöneticileri 7 değil 77 defada yıkansalar temizlenemezler. Çünkü; çamurlu suyla temizlenmeye çalışıyorlar.
Bu sabah elime bir zarf geçti. Bende şahsım adına sevindim.'Olağanüstü kongreyegidiyoruz' dedim.Ama zarfta 'Belirtilen gerekçeler yeterli görülmemiş ve Olağanüstü kongre talebiniz Reddedilmiştir. 'Birden düşünmeye başladım, ya biz tüzüğü bilmiyoruz,veya 2821 sayılı yasayı yanlış biliyoruz.Oysa her ikisini de ezbere biliyoruz.2821 10.11.12.13Maddelerini neredeyse adımız gibi ezberledik. T. Yol-İş Sendikası tüzüğü olağanüstü ileilgili maddelerini binlerce kez okuduk ve be konuda Hukukçularla çalıştık.
Taleplerimizde, gerekçelerimizde hem yasaya hemde tüzüğe uygundur.Bütünhukuksal şartları yerine getirdik. Ama yinede Şube yönetimi keyfi şekilde RED kararı vermiştir. Ve karı-koca boşanmak istiyor. Hakim soruyor 'oğlum,kızım boşanma gerekçeniz?'ve cevap 'Aşırı geçimsizlik'. diyorlar.
Evet arkadaşlar, bunların ki Aşırı olağanüstü geçimsizliği...
Bakın biz gerekçelerimizi 10 maddede sıralamıştık. Bir sendikacının asıl görevi işçilerin Toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını korumak ve iş barışını sağlamak. Eğer sensendikacı sıfatı altında bunu yapamıyorsan al sana gerekçe. Eğer iş barışını sağlayamıyorsanişçileri kamplara bölüyorsan, muhalefet yanlısı, sendika yanlısı diye işverenle oturup sorunları çözemiyorsan
AL SANA GEREKÇE.
Bre cahiller daha fazla kendinizi rezil etmeyin. Siz cahilseniz sanmayın herkes cahil...
Bu sabah elime bir zarf geçti. Bende şahsım adına sevindim.'Olağanüstü kongreyegidiyoruz' dedim.Ama zarfta 'Belirtilen gerekçeler yeterli görülmemiş ve Olağanüstü kongre talebiniz Reddedilmiştir. 'Birden düşünmeye başladım, ya biz tüzüğü bilmiyoruz,veya 2821 sayılı yasayı yanlış biliyoruz.Oysa her ikisini de ezbere biliyoruz.2821 10.11.12.13Maddelerini neredeyse adımız gibi ezberledik. T. Yol-İş Sendikası tüzüğü olağanüstü ileilgili maddelerini binlerce kez okuduk ve be konuda Hukukçularla çalıştık.
Taleplerimizde, gerekçelerimizde hem yasaya hemde tüzüğe uygundur.Bütünhukuksal şartları yerine getirdik. Ama yinede Şube yönetimi keyfi şekilde RED kararı vermiştir. Ve karı-koca boşanmak istiyor. Hakim soruyor 'oğlum,kızım boşanma gerekçeniz?'ve cevap 'Aşırı geçimsizlik'. diyorlar.
Evet arkadaşlar, bunların ki Aşırı olağanüstü geçimsizliği...
Bakın biz gerekçelerimizi 10 maddede sıralamıştık. Bir sendikacının asıl görevi işçilerin Toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını korumak ve iş barışını sağlamak. Eğer sensendikacı sıfatı altında bunu yapamıyorsan al sana gerekçe. Eğer iş barışını sağlayamıyorsanişçileri kamplara bölüyorsan, muhalefet yanlısı, sendika yanlısı diye işverenle oturup sorunları çözemiyorsan
AL SANA GEREKÇE.
Bre cahiller daha fazla kendinizi rezil etmeyin. Siz cahilseniz sanmayın herkes cahil...
ABDURRAHIM KAPLAN
TEMBELLİK
Dün Milliyet gazetesinde Ece Temelkuran'ın yazısını okudum.
Nefret ettim Türkiye'de böyle sendikacılık olamaz diye düşündüm.
İş yüzünden 3 Sendika temsilcisi işten atılıyor.
Ne Türk-iş'ten,ne Disk'ten nede diğer sendikalardan ses yok.
Bakın Türkiye'de 5.4 küsür kayıtlı işçi var.% 58'i,yani 3.1 işçi sendikalı.Fakat Türkiye'de 92 sendika var.
Bu rakam Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Temmuz 2008 verilerinden alınmıştır.
Gerçekten böyle tembel sendikacılık olmaz.Bakın;bütün sendikaların teşkilatlandırma sekreterleri var ama bunların görevi örgütleme değilde,örgütlememedir.
Türkiye nüfusunun ancak %6'sı sendikalı ve bir sendikacının maaşı harç,hizmet...ödenekleriyle milletvekilinin maaşından geri kalmıyor.Sizce bu çalışmayla bu parayı hakediyorlar mı?
Bence HAYIR
Nefret ettim Türkiye'de böyle sendikacılık olamaz diye düşündüm.
İş yüzünden 3 Sendika temsilcisi işten atılıyor.
Ne Türk-iş'ten,ne Disk'ten nede diğer sendikalardan ses yok.
Bakın Türkiye'de 5.4 küsür kayıtlı işçi var.% 58'i,yani 3.1 işçi sendikalı.Fakat Türkiye'de 92 sendika var.
Bu rakam Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Temmuz 2008 verilerinden alınmıştır.
Gerçekten böyle tembel sendikacılık olmaz.Bakın;bütün sendikaların teşkilatlandırma sekreterleri var ama bunların görevi örgütleme değilde,örgütlememedir.
Türkiye nüfusunun ancak %6'sı sendikalı ve bir sendikacının maaşı harç,hizmet...ödenekleriyle milletvekilinin maaşından geri kalmıyor.Sizce bu çalışmayla bu parayı hakediyorlar mı?
Bence HAYIR
TARAF
Olağanüstü Genel kurula giderken taraf olmak yada taraftar olmak
taraf olmak bütün yaptıklarına ortak olmaktır, niye bu başlığı attım biliyormusunuz?
Geçenlerde bir dostumuz genel merkeze gitmiş ve yöneticilerle görüşmüş ve yöneticilerimiz biz olağanüstü kongreye karşiyız mersin 1 nolu şubenin olagan üstü genel kurulunda taraf olacağız tarafız demiş.
bende soruyorum herşeye rağmen mi?
Bir baba evlatların arasında ayrım yapamaz yaptığı an ailenin içine nifak girer ve aile parçalanır ve bir daha toplanması güç olur .
ama desenki buna rağmen ben tarafım
sanada söyleyecek iki sözüm var onu da genel kurul salonunda söyleyeceğim
taraf olmak bütün yaptıklarına ortak olmaktır, niye bu başlığı attım biliyormusunuz?
Geçenlerde bir dostumuz genel merkeze gitmiş ve yöneticilerle görüşmüş ve yöneticilerimiz biz olağanüstü kongreye karşiyız mersin 1 nolu şubenin olagan üstü genel kurulunda taraf olacağız tarafız demiş.
bende soruyorum herşeye rağmen mi?
Bir baba evlatların arasında ayrım yapamaz yaptığı an ailenin içine nifak girer ve aile parçalanır ve bir daha toplanması güç olur .
ama desenki buna rağmen ben tarafım
sanada söyleyecek iki sözüm var onu da genel kurul salonunda söyleyeceğim
BABA TAŞ KOYMA
gülüyorsunuz değilmi? arabamı sandınız arabaya taş koyma denirdi.geçenlerde TARAF başlıklı yazımda da yazmıştım genel merkezin bir baba görevi yapması lazım yoksa evlatları arasına nıfak sokar tamırı de mümkün olmaz.biz muhalefet olarak diyoruz ki hodri meydan tabii yürekleri varsa bizler demokratik bir olağanüstü kongre istiyoruz genel merkez taraf olmasına rağmen sözüm ona genel mertkez yöneticisi demokratım diyor böyle laşka,despot Şubeye taraf olmaklademokratlığını ortaya koyuyor. biz yinede diyoruz olağanüstü kongreye gidelim ki gideceğiz veseçimi de alacağız demokrat genel merkez yöneticisine rağmen.
GEREKSİZ GEREKÇE
Ben bu başlığı çok beğendim. Bilmiyorsanız, bakın ihtarnamemizde 10 maddeden oluşan gerekçeleri sıraladık adam gibi, hem 2129 sayılı sendikalar yasasıyla ilgili maddeleri koyduk ve Türkiye Yol-iş Sendikası'nın tüzüğünün olağanüstü kongre ile ilgili tüm şartlarını yerine getirdik.Buna rağmen gerekçeler uygun görülmemiştir diyerek iki satır yazıyla red cevabı verilmiş. Bu kadar rezillik olmaz.İş barışının bozulması gerekçe değil mi? Genel sekreterle şube başkanının arasında ki çelişki gerekçe değil mi? Geçici görevlendirmelere müdahele etmeme gerekçe değil mi? Pes doğrusu! Sn. genelmerkez yöneticilerimiz sizde bunlara uydunuz. Galiba sizinde işinize gelmiyor değil mi?
Silifke'den Elbistan'a,K.Maraştan'tan Mersine,Antep'ten Adana'ya tüm T.C.K. 5. BölgeMüdürlüğü yol ağında çalışan Yol-İş üyeleri ve Bayındırlık İl Müdürlüklerinde çalışanüyelerimizin eski adıyla DLH'ta çalışan üyelerimizin örgütlü olduğu T.Yol-İş sendikasıMersin 1 Nolu Şube Yönetim Kurulu'nun yaptığı toplantıda Muhalefet tarafından yapılanihtarnamede olağanüstü kongre taleplerini Reddetmiş.Bende soruyorum :'Red etmeyeyetkin var mı ?'Yok diyorum.Niçin?Kabahat mi?Red etmekle kapatamazsın.Tabi saltanatın bozulur.
Eğer % 20'den daha az imza ile başvurulmuş olsa idi Reddetmeye hakkın vardı.Ancak,41 tane Noterli ve 3-5 tanede notersiz imza var.Yaklaşık % 50 civarı.Ve Bölge Merkezinin% 70'i sana karşı yani.Senin yönetimine,yönetişine karşı.Sen ise Olağanüstü kongre talebiniReddediyorsun.BİR AN ACABA ADOLF HİTLER Mİ YÖNETİYOR? .dedim
Eğer % 20'den daha az imza ile başvurulmuş olsa idi Reddetmeye hakkın vardı.Ancak,41 tane Noterli ve 3-5 tanede notersiz imza var.Yaklaşık % 50 civarı.Ve Bölge Merkezinin% 70'i sana karşı yani.Senin yönetimine,yönetişine karşı.Sen ise Olağanüstü kongre talebiniReddediyorsun.BİR AN ACABA ADOLF HİTLER Mİ YÖNETİYOR? .dedim
EMEĞE SAYGI
Emek en kutsal değerdir.EMEK,BARIŞ ve ÖZGÜRLÜK... Bu slogan hemen hemen hersendikanın duvarında asılıdır. Ama ne yazık ki bu slogana saygı duyan yok. Sendikalarınbu slogana sahip çıkıp,saygı göstermesini diliyorum...AMA NERDEEE...
Yıldırım Koç (Yol-İş Eğitim Daire Başkanı) gibi akademik değerli bir hocamızınişine son vermişler. Hani sendikanın görevi emeğe sahip çıkmaktı. Sendikanın böylesinedeğerli, saygıdeğer bir eğitim adamının işine son vermesinin tek bir sebebi olabilir. GenelMerkez Yöneticilerinin hakkında çok şey bilmesi. Bende eğitim seminerlerinde Yıldırım Hoca'yı sorularıyla yoran bir insanım. Ama keşke Sevgili hocam görmeseydi, duymasaydı,bilmeseydi. Bunları Yüce Hocamın affına sığınarak söylüyorum
Birde Avukatımız Mebrure Hanımın işine son vermişler. Çok değerli, büyükhukukçulardandı kendileri. Çünkü, oda bu şahısların tüm hatalarını biliyordu. Tekrar söylüyorum; EMEK EN YÜCE DEĞERDİR. Tüm insanlığı Emeğe Saygıya davet ediyorum.
Yıldırım Koç (Yol-İş Eğitim Daire Başkanı) gibi akademik değerli bir hocamızınişine son vermişler. Hani sendikanın görevi emeğe sahip çıkmaktı. Sendikanın böylesinedeğerli, saygıdeğer bir eğitim adamının işine son vermesinin tek bir sebebi olabilir. GenelMerkez Yöneticilerinin hakkında çok şey bilmesi. Bende eğitim seminerlerinde Yıldırım Hoca'yı sorularıyla yoran bir insanım. Ama keşke Sevgili hocam görmeseydi, duymasaydı,bilmeseydi. Bunları Yüce Hocamın affına sığınarak söylüyorum
Birde Avukatımız Mebrure Hanımın işine son vermişler. Çok değerli, büyükhukukçulardandı kendileri. Çünkü, oda bu şahısların tüm hatalarını biliyordu. Tekrar söylüyorum; EMEK EN YÜCE DEĞERDİR. Tüm insanlığı Emeğe Saygıya davet ediyorum.
ABDURRAHİM KAPLAN
İŞTE BU !!!
Genel Merkezin Merkezini kaybetmesinden daha büyük bir felaket olamaz. Niyederseniz;Olağanüstü Kongre isteyen şubeleri Reddetmek kadar taraflı bir hareket olamaz.Şubelerin olağanüstü kongre teleplerini reddetmekle acaba kendilerince zaman mı kazanıyorlar?
Yoksa baskı aracı olarak mı kullanıyorlar.Onu yakında göreceğiz.
Tabi bi yandan da korkuları var. Eski kadroları ile olağanüstüne gittiklerinde seçimi kaybedecekler. Ve bu da diğer şubeleri büyük oranda etkileyecek.
Yani birçokşubede olağanüstüne gidecek. Genel seçimdede Genel Merkezin hiç bir yöneticisi yerinde olmayacak. Ama herbirinin 1-2 tane çocuğu sendikada ya danışman, ya daire başkanı, yada müdür...
Bunların amacı şubelerin olağanüstü kongresi falan değil, Çocuklarının geleceğidir. Ben anladım. Ya siz???
Yoksa baskı aracı olarak mı kullanıyorlar.Onu yakında göreceğiz.
Tabi bi yandan da korkuları var. Eski kadroları ile olağanüstüne gittiklerinde seçimi kaybedecekler. Ve bu da diğer şubeleri büyük oranda etkileyecek.
Yani birçokşubede olağanüstüne gidecek. Genel seçimdede Genel Merkezin hiç bir yöneticisi yerinde olmayacak. Ama herbirinin 1-2 tane çocuğu sendikada ya danışman, ya daire başkanı, yada müdür...
Bunların amacı şubelerin olağanüstü kongresi falan değil, Çocuklarının geleceğidir. Ben anladım. Ya siz???
ACİL ŞİFALAR DİLİYORUM AMA...
15 aralık 2008 tarihinde t.yol.iş.sendikası mersin 1 nolu şb.bşk.saim evren teşkilata bir teşekur yazısı yayımlıyor bundan doğal ne olabilir doğrudur gerçekten biz işçiler vefakarız muhalif olmamıza rağmen evine gittik ziyaret ettik sağlıkta dar günde yanlarında olduğumuzu söyledik acil şifalar diledik.ama yalnışları hataları varsa yüzlerine vurmamıza engel değildir.yanılmıyorsam başkanımız 9 temmuz tarihinde karayolları mrk.atölyedeki toplantıda işçiler fazla soru sordu ve başkanımızın tansiyonu çıkmasına neden olmuş kendi deyimiyle?işçilerim fazla sorularına dayanamayıp beyin kanaması geçirmiş? ama başkanımız yanılıyor tarih aynı ama yer ve saatı farklı? başkanımız başka yerde aracıyla bir kamyona çarpiyor tabii korkudan tansiyonu yükseliyor ve beyin kanaması geçiriyor.yahu bunlar sağlığı dahi oyunlarına malzeme ettiler ,ama biz olağanüstü genel kurulda oyunlarını bOzacağız. Abdurahim kaplan
İş barışı için olağanüstü genel kurula gidilmeli...
Olağanüstü genel kurula gidilmese ne olur ?Başta iş barışı bozulur yol iş sendikası üyeleri arasında ikilik büyür ve hatta aynı yemekhanede yemek yemezler .Aynı ortamda bulunmazlar.aynı işyerinde çalışırken birbirleriyle konuşmazlar. daha da ne olur ?şu an ki şube yönetiminin zaten ne işçiyle nede işverenle diyalogu var.sorunları çözemez,geçiçi görevlere tayinlere mesailere müdahale edemez.müdahele edemezse ne olur ?işbarışı bozulur işçiler sendikayı boşar ve bugün kü sendika yönetimi sendikaya gidemez ancak evinde yatarak maaşlarını harcarlar ve hizmet ödemelerini alırlar.gerçi sendikaya gitmeleri zaten gerekmiyor.Çünkü hiçbir sorunu çözemiyorlar.En iyisi bırakıp gitsinler..
HANİ İŞ BARIŞI
Meğer YOL-İŞ sendikası Mersin 1 Noluşube yöneticileri iş barışını istiyorlarmış? Hangi iş barışı ? İşçiyi işverene işvereni işçiye şikayet ederekmi? İşçiyi kamplara bölerekmi ?Böyle Sendikacılık, böyle iş barışı sağlanırmı? 2 gün önce muhalefetten bir arkadaşımızın bir yakını trafik kazası geçirmiş ve o arkadaşımız Adliyede duruşmaya katılmıştı. Bu arada Şube yöneticilerinin Adliyede olduğunun haberi olmuş. tabi korku sarmış. Acaba olağan üstü kararını yargıya mı taşıdılar diye. Yine teleşlandılar Niye bu arkadaşımızın işyerinde olmadığının tartışması yapılmış.Dostla... Bir sendikacının görevi işçiyi korumaktır.Gambazlamak değildir. İş barışı böyle sağlanmaz.Galiba yine sendika yöneticileri ecel teri döküyor.Ama azrailin acelesi yok ki.
BİNDİĞİ DALI KESMEK
sendikacı nasıl davranmalı?
1. Sendikacının görevleri başında iş barışı sağlanması gerekmektedirEğer bir işyerinde sendika yöneticisi ve işyeri temsilcisi işçiyi işverene işvereni işçiye şikayetederse o işyerinde iş barışı sağlanamaz.
2. Sendika kurulları veya temsilcileri olsun insanların düşüncelerine, inançlarına saygılı olmak zorundadır ki bu bir demokrasinin de gereğidir.
Mersin Yol-İş 1 Nolu Şube kurullarından işyeri temsilcilerinde bulunduğu bir ortamda mubarek kandil gecesinden yobazlar camiye gitsin bizde yaşamaya gideceğiz.
peki soruyorum bu nasıl anlayış bumu düşünce özgürlüğü? ibadet eden insanlar yobazmi?bu nasıl anlayış işte biz bu anlayışı yıkacağız.
1. Sendikacının görevleri başında iş barışı sağlanması gerekmektedirEğer bir işyerinde sendika yöneticisi ve işyeri temsilcisi işçiyi işverene işvereni işçiye şikayetederse o işyerinde iş barışı sağlanamaz.
2. Sendika kurulları veya temsilcileri olsun insanların düşüncelerine, inançlarına saygılı olmak zorundadır ki bu bir demokrasinin de gereğidir.
Mersin Yol-İş 1 Nolu Şube kurullarından işyeri temsilcilerinde bulunduğu bir ortamda mubarek kandil gecesinden yobazlar camiye gitsin bizde yaşamaya gideceğiz.
peki soruyorum bu nasıl anlayış bumu düşünce özgürlüğü? ibadet eden insanlar yobazmi?bu nasıl anlayış işte biz bu anlayışı yıkacağız.
BİR SENDİKACI TEMELİNDEN BELLİ OLUR
Yine eski günlerime hatırladım. yoliş sendikası mersin bir nolu şb. yani ekibin önderlerindenta 79 geleneğinden gelen birisi isim vermek isteniyorum. ama yazımı okuyan her karayolcutanır.aslında bu yazıyı yazmak istemezdim ama bu ekibin en sağlıklısı o zattıgeçmişte bu ekibe çok katkısı oldu bedel ödedi ekmeğinden oldu sonradan vefa borcunu ödemek için özel bir şirkette işe aldırıp delege oldu seçimde de icra kuruluna aldılar.daha sonra bu lider sendikacı karayolları işçisinin çoğununun adına ya kredi çekti ya kefil yapıp milyarlarca lira çarpıp yurt dışına kaçtı. ne yapsın talih oyunlarına para yetiştiremedi??Düşünüyorum bir sendikacı üyesini nasıl dolandırabiliyor ? kafam yine karıştı ,en dürüstü bu ise diğerleri nasıl?
YARGIYA GÜVENİYORUM
Nihayet yargı süreci başladı ve sendika şubemizi olağanüstü kongreye götüreceğiz.Götüreceğiz diyorum çünkü adalete güveniyorum tüzükteki maddeler de bizden yana. İş yasasıyla ilgili maddeler bizden yana.Çünkü tüm prosedürleri yerine getirdik.Dostlarım budnan sonra bütün çabamızla seçimi alacak şekilde güç birliği yaparak çalışmaya başlamalıyız.Hadi kolay gelsin..
ÖZÜR
DünyadaÖzür dileme örnekleri ve Türkiye Yol -İş Sendikası Mersin 1 Nolu Şubenin özür dilemesininGelelim dünyadaki özür örneklerineWilly Brandt Varşovada Yahudi soykırımı anıtı önünde diz çöküp shoah yani büyük felaket için Yahudilerden özür diledi Tony Blair İngilterenin Sömürgeci döneme ait politikalarından ötürü özür diledi.Papa 2 Jan Poul ortaçağdaki Engizisyon ve Yahudi düşmanlığı için .Bill Clinton Afrikadan getirtilen halkı köleleştirme politikasından dolayı özür diledi ve son dönemde Türkiye’de Aydın’lar bir buçuk milyon ermeniyi Osmanlı döneminde katledildiğinden dolayı Ermenilerden özür diliyor ama ne yazık ki.Türkiye Yol -İş Sendikası Mersin 1 Nolu Şube yöneticileri çıkıp, çıkıp değerli işçi kardeşlerim yaklaşık 29 senedir biz sizleri yönetiyoruz ama son dönemlerden düştüğüm zaaflardan dolayı gittikçe kan kaybettik çeşitli yanlışlardan dolayı sendikalık yapamaz duruma geldik.Hatalarımızdan dolayı işbarışının işyerinde bozulmasına neden olduk işyerinde işçileri kamplara bölünmesine sebep olduk.En son muhalefette her türlü akla gelebilecek çamuru ve iftiraları atmaya başladık her şeyi muhalefete baskı aracı olarak kulandık. Muhalefeti sözümüzün geçtiği işverenlere ispiyon ettikEn son muhalefetin olağanüstü genel Kurul Toplantısı Çağrısını ret ettikBiz ne Willy Brandt’ tan ne Bill Clinton’dan ne Papa 2 Jan Poul ‘dan ne de Tony Bloir’den yüceyiz ne de onlardan büyüğüz Bizde bütün bu yaptığımızdan dolayı Muhalefetten ve İşçi sınıfından özür diliyoruz.Demelerini bekliyoruzBekliyoruz ki yarın işçinin içine çıkabilsinler En azından merhaba diyebilecek yüzleri olsun
KAR KIŞ DEMEDEN YİNE DÜŞTÜK YOLLARA
Koyu simsiyah bir sonsuzlukta yuvarlaniyoruz hep birlikte karanlığın gözlerineBakmaya okadar alışmıştık ki , o kadar aşina olmuştı ki gözlerimiz bir karanlığa.Aydınlık sanıyoruz etrafı. Yapay bir ışık bununla yetiniyoruz. Geceyle gündüzü birbirinin içinden çekip alamayışımız gibi gölgenin güneşin yörüngesine göre değişen kısalıp uzayan hareketlerine de müdahale edemiyoruz zamanın dairesel döngülerle akıp gidişini engeliyemeyişimiz gibi karamlıktan aydınlığa gidişimiz gibi biraz dokunaklı biraz romantik birazda duygusal bir giriş yaparak yazıma başladım.delege doslarımıza mesajda yazdıgımız gibi olagan üstü genel talebimiz red edilmiş ve yasal haklarımızı kullanmak adına 23.12.2008 tarihi itibarıyla mahkeme süreci başlamış oldu.biz bu mesajı bütün delege doslarımıza yazdık gönderdik.Tabiii bu haberi alır almaz yine malum genel sekreter hemen hemen bugüne kadar teşkilata götürmedigi hiçbir geziye birlikte çıkmadıgı yönetimden iki kişiyi yanına alarak yollara düştü.Merak ediyorum gittiği şube ve şantiyelerde şu şu haklarınızı aldıkmı diyeceklerYoksa yahu şu muhalefeti dırdurun zaten şurda seçime ne kaldı ki? Topu topu2 sene kaldı. Yahu Allah aşkına şunlara söyleyin sabretsinler seçimde işçiler zaten bizi seçmez o zaman onlar gelir onlarada sözümüzde yokAma malum genel sekreter ne kadar mazlum rolü oynasada bi çare Recep tayyip Erdoğan da 22 temmuz da aynı rolü oynamıştı deniz baykal 39 yıldır türk solunun başına bela rahmetli Ecevit %48 lere çıkart sol oyları bugün %10 ya 3 puan üstüğnde ya 3 puan altında ve deniz Baykal hala parti genel başkanlğı bırakmıyor Çünkü koltuk sevdası var.Ama biz muhalefet adına diyoruzki onların bırakıyoruz gidiyoruz laflarına kanmayacağız.Onları olağan üstü genel kurula götürerek oğurlayacağız buda oldu demekten başka bir şey gelmiyor aklıma evet işte bu da oldu. NOT yazılarımı yol-iş mersin 1 nolu Şube yönetimi gidene kadar yazmaya devam Edeceğim daha sonra belki sayelerinde yazar OLURUM
Abdurahim kaplan
Abdurahim kaplan
YETMİYORSA AİDATLARI ARTTIRALIM

Küresel krizin olmadığı dönemlerde bazı kesimler ısrarla Türkiye ekonomisini olduğundan çok daha iyi göstermeye çalıştılar.Ekonominin zaaflarını büyük bir gayretle gözlerden sakladılar.Küresel kriz çıktı ve şimdi bu kesimler Türkiye ekonomisini olduğundan çok daha kötü göstermeye çalışıyorlar.Tam da bu kriz ortamında asgani ücret belirleniyor 16 yaşından büyükler için 527.13 ytl 16 yaştan küçükler için 456.21 ytl olarak belirlendi ve yayımlandı.Kiraların500 ytl den başladığı 1 kw elektrik fiyatının 250 ykrş olduğu bir ülkeyi düşünün.4 kişilik bir ailenin zorunlu giderlerin 2.152 ytl olduğu bir ülkede asgari ücret 527.13 ytl.?Ben bunları düşünürken yol-iş sendikası mersin 1 nolu şube teşkilata bir anket yollamış ve 13 tolu iş sözleşmede beklentilerimiz nelerdir başlıklı anketi elime geçti.Ve kafam karıştı yıl 2000 idi yanılmıyorsam bir maaşımla 10 tane cumhuriyet altını alıyorken şu anda 6 tane cumhuriyet altını alabiliyorum.Yine ankette soruyor Türkiye yol iş sendikasına üye aidatlarının değerlendirmesi hususunda görüş ve önerileriniz?Soruyorum : ? 67 bürokratı aileleriyle birlikte Kıbrıs'ta ağırlarsınız Didim'deki otel gibi 2 tane otel daha alırsınız hem çocuklarınıza iş sahası açarsınız yanlış anlamayın öyle garson oda görevlisi değil daire başkanı danışman otel müdürü veya müdür yardımcısı. Yetmiyorsa aidatları artıralım. Genel merkez yöneticisi veya şube yöneticilerin çocukları öyle ayak işlerinde çalışır mı?Baba başkan oğlu makam şoförü olursa olur yoksa başkanın oğlu başkasına hizmet edermi?Ankette soruyor mevcut siyasi iktidarda biz çalışanlar olarak beklentileriniz nelerdir? Burada bir kelime düşüklüğü görüyorum biz kelimesi olmamalıydı.siz çalışanlar deseydiniz daha iyi olurdu çünkü hiç biriniz çalışmıyorsunuz emekli olalı yıllar oldu ama hala kene gibi koltuklara yapıştınız.Biz işçi sınıfı olarak nasıl koalisyon hükümetini istifa ettirdiysek bu günkü siyasal iktidara gereken cevabı verecek durumdayız.Yine ankette soruyor t.yoliş sendikası mersin 1 nolu şube yönetimine öneriniz ve eleştiriniz?Hep eleştiriyorum işçinin sesine kulak verin işçiler olağan üstü Genel kurula gitmek istiyor niye ret kararı verdiniz verdinizde işçiler pes edeceğini sandınız değimli?İşçiler bütün kazancını alınteriyle kazanıyor.Tarih oyunlarından değil onun için pes etmez siz korkunuzdan red kararı verdiniz.İşçiler adalete güveniyor yargı yoluyla olağan üstü kongreye gitmek zorunda kalacak ve kaçmak zorunda kalırsınız.Bilmem Saddam Hüseyin'i hatırlıyormusunuz?Zulümle kurduğu saltanatı?Miloseviç’i de hatırlarsınız değimli?Benim tavsiyem onların durumuna düşmeyin.
GEÇMİŞE SAHİPTİR
Osmanlı İmparatorluğunun artık çökmeye başladığı 19. yüzyılın başında ilk fabrikalar kurulmaya başlandı. Ordunun gereksinimlerini karşılamak üzere 1835 yılında İstanbul'da Feshane, İzmit ve İslimiye'de Çuha fabrikaları kuruldu. 19. Yüzyılın sonuna doğru devlet fabrikalarının sayısı arttı.İlk fabrikaların kurulmasını izleyen yıllarda ilk işçi hareketleri ve örgütlenmeleri de yavaş yavaş filizlenmeye başladı.1870'li yıllarda çeşitli işçi dernekleri kuruldu. Ancak bunlar, işçi yardımlaşma sandıkları biçimindeydi. Bu tür derneklerin ilk bilinenlerinden Ameleperver Cemiyeti (İşçi Dostları Derneği) bir yardım sandığı biçimindeydi. Tarihimizde bilinen ilk grev ise o günlerde adı Kasımpaşa Tersanesi olan Taşkızak Tersanesi'nde 1872 tarihinde gerçekleştirildi. Üç aydır ücretlerini alamayan işçiler grev sonucu istemlerini kabul ettirdiler.İlk grev deneyiminden sonra Osmanlı İmparatorluğunda grevler giderek sıklaştı. O zamanlar greve "tatili eşgal" yani, "işlerin durdurulması" deniyordu.Daha sonraları, demiryolları işçileri, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası işçileri, iskele hamalları, liman işçileri, Şirketi Hayriye (Denizyolları) işçileri, tütün işçileri, İstanbul mürettipleri grevler yaptı.1879'da 500 kadar yapı işçisi greve çıktı. İstemleri, ücretlerinin artırılması ve iş saatlerinin kısaltılmasıydı. Bu grevin özelliği, ilk kez iş saatlerinin kısaltılması istemiyle grevin yapılmasıdır.1890'larda Tophane Fabrikası işçileri ilk kez Osmanlı Amele Cemiyeti adlı bir dernek kurdular. Bu dernek bir yıl sonra kapatıldı.1908 yılının Ağustos ve Eylül aylarında 30 grev yapıldı ama İttihat ve Terakki iktidarı tarafından kanla bastırıldı ve grevleri yasaklayan bir yasa çıkardı. Bu baskı yasasına rağmen işçilerin mücadelesi durmadı. Demiryolu, tütün, tramvay, deri, gazhane işçileri zaman zaman grevler gerçekleştirdi.Bu yıllarda iş günü 14 saati geçiyor; kadın ve çocuk işçiler azgınca sömürülüyorlardı.Osmanlı İmparatorluğu'nun 1. Dünya Savaşında Almanya ile birlikte yenilmesi üzerine ülke 1918'de işgal edildi. Ve Sevr anlaşmasıyla paylaşılmak istendi. Kurtuluş savaşı yıllarında sendikal hareket ne yaptı?Kurtuluş savaşı yıllarında işçiler, ülkelerinin savunulması için savaştı; işgal altındaki İstanbul'da askeri depolardan silahlar kaçırılarak Anadolu'ya götürülmesi için örgütlenirlerken grev silahını da işgalcilere karşı kullandılar. 1921-1922 yıllarında 1 Mayıs canlı bir biçimde kutlandı. 1919-1923 yılları arasında başlıca şu grev hareketleri yer alır: Tütün işçileri grevi, Kasımpaşa Tersanesi işçileri grevi, Tünel işçileri grevi, Tramvay işçileri grevi, Çatalca demiryolu işçileri grevi, Zonguldak maden işçileri grevi, Bomonti Bira Fabrikası işçileri grevi, İzmir incir toplama işçileri grevi, Aydın demiryolu işçileri grevi, İstanbul matbaa işçileri grevi.Bu dönemde yapılan Şark Şimendiferleri (Demiryolları) işçilerinin grevi özel bir önem kazanır. Bu greve 1400 işçiden 1200'ü katıldı ve 10 gün sürdü. Grev istemlerinin başlıcaları şunlardı: İşgalcilerle işbirliği yapan hainlerin işten uzaklaştırılması, günlük iş süresinin 8 saate indirilmesi, ücretlerin artırılması, ücretli hafta tatili, iş kazalarına uğrayanlara tedavileri boyunca gündelik ödenmesi, işten atılan demiryolu makasçısının işine dönmesi. Cumhuriyetin ilk yıllarında sendikal hareket nasıl bir gelişme izledi?Emperyalist işgalcilerin ülkeden sürülüp atılması ardından 1923 yılında Osmanlı İmparatorluğunun külleri arasından Anadolu'da Türkiye Cumhuriyeti doğdu. Çağdaş dünya ve bilimle buluşma amacı doğrultusunda Cumhuriyetle birlikte çağdışı kurumlar olan tekke ve zaviyeler kapatıldı, hilafet kaldırıldı, laiklik ilkesi yaşama geçti, Latin harfleri benimsendi.1924 yılında İzmir'de toplanan İktisat Kongresi'ne çoğunlukla tüccarlar, büyük toprak sahipleri, ağalar ve bir takım ufak sanayi işletmesi sahipleri çağrıldı. İşçi delegeleri arasında gerçek işçi çok azdı. İşçi delegesi diye gelenler arasında atölye çalıştıranları, eski bir vali ve imamlar vardı. O güne kadar işçi sınıfının grevlerde öne sürdüğü istemler Kongrede bazı işçi delegelerinin önerisi olarak getirildi. Ancak istemler gerçekleştirmedi. İşçi önerilerinin başlıcaları şunlardı: 8 saatlik işgünü, 1 Mayıs'ın işçi bayramı olması, işçilere dernek kurma ve toplantı hakkı, toplu sözleşme yapma hakkı, bir iş yasasının çıkarılması, ücretli tatil.1924 yılında Amele Teali Cemiyeti (İşçi Yükselme Derneği) kuruldu. Amele Teali'nin çatısı altında birden çok sendikal nitelikte örgüt toplanıyordu. Amele Teali, özellikle 1924-1926 yıllarında işçi eylemlerinde çok önemli bir rol oynadı. Bir çok grevi örgütledi ve destekledi. Amele Teali'nin çatısı altındaki üye sayısı 1925 yılı başlarında 30 bin işçiyi aşıyordu. Hükümet 1925 başlarında Meclis'te iş yasası tasarısını gündemine aldı. Bu arada Amele Teali, 13 Şubat 1925 tarihinde 14 sendikadan 150 delege topladı. Toplantıda Amele Teali'nin bir iş yasası tasarısı hazırlaması kararlaştırıldı. Bunun için bir komisyon oluşturuldu. İş yasası tasarısı, 21 Şubat 1925 tarihinde toplanan "Büyük İşçi Kongresi"nde görüşüldü. 1 Mayısın işçi bayramı olarak yasayla tanınması, işçi sınıfının ve Amele Teali'nin en önemli istemleri arasında yer alıyordu. İşçi sınıfının bu uluslararası dayanışma gününü amacından saptırmak için, Hükümet tarafından 1 Mayıs'ı 1925'de "Bahar ve Çiçek Bayramı" diye ilan edildi.1927 yılının 1 Mayıs'ında 2000'e yakın işçi işini terketti ve Amele Teali'nin binasında toplanarak 1 Mayıs'ı coşkuyla kutladı.1927'nin sonlarında Amele Teali Cemiyeti "yasadışı bulunarak" kapatıldı. 150 etkin sendika üyesi ve derneğin yönetim kurulu tutuklandı. Dernek binasına el kondu. Örgüt dağıtıldı.Ve bu yıllardan sonra uzun süre işçilerin örgütlenmesine olanak tanınmadı.1936 yılında Türkiye'de ilk İş Yasası çıkartıldı. 3008 sayılı İş Yasası örgütlenmeyi ve toplu sözleşme hakkını içermiyor ve grevi yasaklıyordu. İlk kez işçi temsilciliği uygulamasını kapsayan yasa, çalışanlara güvenceler getirmiyordu.1932 yılıda Faşist İtalyan Ceza Yasasından aktarılan 141 ve 142. maddeler sınıfsal örgütlenmelere şiddetli baskıların uygulanmasını öngörüyordu. 1938 yılında Cemiyetler Kanunu'nda yapılan değişiklikle sınıf esasına dayalı sendikalaşma ile işçi sınıfının siyasal örgütlenmesine yasaklar getiriyordu. 2. Dünya savaşı yılları ve sonrasında sendikal örgütlenme nasıldı?2. Dünya Savaşının sürdüğü 1939-1945 yıllarında baskılar daha da yoğunlaştırıldı. Bu dönemde iş süreleri 14 saate çıkartılırken angarya uygulamaları yaygınlaştırıldı.İkinci Dünya Savaşı 1945'de bittiğinde dünyada faşizm ezilmişti. Bu, uluslararası işçi sınıfının, dünyadaki ilerici güçlerin, tüm demokrasi cephesinin zaferiydi. Dünya Savaşının sonunda yeryüzünde görülen önemli değişme Türkiye'de de etkisini duyurdu.1946'da İşçi Sigortaları Kurumu ve Çalışma Bakanlığı kuruldu. Cemiyetler Kanunu yeniden değiştirildi. Bu yasadaki, sınıf esasına dayanan dernek kurma yasağı kaldırıldı. İşçiler artık kendi sınıflarının çıkarlarını savunmak için dernek kurabileceklerdi. 1947 yılında ilk kez sendikalar kanunu çıkarıldı. Bundan sonra işçiler hızla sendikalaşmaya başladılar. Ne var ki Sendikalar Kanunu, grevi ve toplu sözleşmeyi yasaklıyordu. Aynı dönemde sendikalaşan işçilere baskılar da arttı. Ancak bu ortamda da işçiler genel olarak işyeri düzeyinde örgütlenmeye ve bu örgütlenmelerini giderek bölgesel düzeyde genişletmeye başladılar.Bölgesel düzeydeki bu örgütlenmeler kısa süre sonra ulusal düzeyde örgütlenmenin gerçekleştirilmesini zorunlu kıldı ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) 1952 yılında kuruldu. 1960 sonrası sendikal örgütlenme nasıl gelişti?1960 yılında askeri darbe ile Demokrat Parti iktidarının düşürülmesinden 1 yıl sonra 1961 yılında Anayasa halkoyuna sunuldu ve yürürlüğe girdi. 1963 yılında 274 ve 275 Sayılı yasalar çıkarıldı. Sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakları bu iki yasada düzenlendi. İşçi sınıfı, sınırlı da olsa bu yasalarda yer alan örgütlenme ve eylem olanaklarını da kullanarak sendikal mücadelesini yükseltti.Kısa süre içinde grev dalgası ülkeye yayılmaya başladı.1961'in Aralık ayında, zamanın en büyük işçi mitingi İstanbul'da Saraçhane'de yapıldı. Bu mitinge 200 binden fazla işçi katıldı. Bu dönemde sonra Türkiye işçi sınıfının tarihinde çok önemli dönüşümler yapan grevler uygulandı:-1963 Kavel Kablo Fabrikası ve Bozkurt Mensucat grevleri,-1965 Mannesmann grevi, -1964 Ataş Rafinerisi grevi, -1965 Kozlu (Zonguldak) kömür madeni işçilerinin direnişi, -1966 Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası işçilerinin grevi.1966 yılında gerçekleştirilen Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası grevi Türk-İş içinde tartışmaları yoğunlaştırdı. Grevi destekleyen sendikalar Türk-İş'ten ihraç edildiler. Bunun üzerine Türkiye Maden-İş Sendikası, Lastik-İş Sendikası, Gıda-İş Sendikası, Basın-İş Sendikası ve Zonguldak Yeraltı Maden İşçileri Sendikaları 13 Şubat 1967 tarihinde Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)'nu kurdular. DİSK kurucuları; bir kuruluş bildirisi yayımlayarak; Türk-İş'in Amerikan yardımlarıyla ayakta duran bir kuruluş olduğunu, işçi sınıfına ihanet içinde bulunduğunu açıkladılar.DİSK'in kurulması sendikal harekete yeni bir hız kazandırdı. 1970 yılında siyasal iktidarın; Sendikalar Yasasını değiştirmek istemesi, sendikal hak ve özgürlükleri baskı altına çalışması üzerine yüzbin işçi 15 ve 16 Haziran'da İstanbul ve İzmit'te büyük işçi hareketini gerçekleştirdi. 15-16 Haziran hareketi Türkiye işçi sınıfının artık "kendisi için sınıf" olma bilincine ulaştığının somut bir kanıtı olduğunu gösterdi. 12 Mart 1971 muhtırası sonrası yaşanan ara rejim döneminde sendikal hak ve özgürlükler kısıtlandı. Birçok işçi önderi ve sendikacı tutuklandı. 1973 yılında genel seçimler ardından sendikal hareket yeni bir boyut kazandı. 1976 yılının 16 Eylül'ünde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin açılmak istenmesine karşı DİSK genel grevle yanıt verdi. Yasanın çıkışı günlerce süren eylemler sonucu engellendi.1980 yıllarına doğru yönetime gelen bazı siyasal partilerin faşist örgütlenmeleri desteklemesiyle halka, işçilere, sendikacılara, aydınlara yönelik silahlı saldırılar ve toplu katliamlar büyük bir artış gösterdi. Kahramanmaraş ve Çorum'da katliamlar düzenleyen faşistler, gazeteci Abdi İpekçi'yi, savcı Doğan Öz'ü yazar ve öğretim üyesi Tarık Zafer Tunaya'yı ve DİSK'in ilk Genel Başkanı ve Maden-İş Sendikası Başkanı Kemal Türkler'i ve daha birçok ilerici insanı ve yurttaşımızı alçakça katlettiler.Ülkedeki kargaşayı engelleyebilecekken, askeri bir rejimin önünü açmaya çalışan General Evren ve arkadaşları 12 Eylül 1980'de ülke yönetimine "el koyarak", parlamentoyu, siyasal partileri, sendikaları, demokratik kuruluşları süngü zoruyla kapattılar ve Anayasa'yı "askıya" aldılar, 600 bine yakın insanı zindanlara kapattılar, işkencelerden geçirilmesine neden oldular.. 1980 Askeri darbesi sendikal hakları nasıl yasakladı ve sindirildi?1980 askeri darbe ile sendikal hareketteki gelişmeler engellendi. Bu dönemde binlerce sendikacı, sendika görevlisi ve öncü işçiler tutuklanırken, Türk-İş dışındaki konfederasyonlar ve üye sendikaları kapatıldı. Örgütlenme hakkına doğrudan yasak ve kısıtlamalar yanında toplu sözleşme hakkına kısıtlamalar getirildi. 1961 Anayasasının getirdiği özgürlükler ortamında çıkartılan 274 ve 275 sayılı yasalardaki kazanımların önemli bölümü bu ortamda yok edildi. -Kıdem tazminatı hakkı sınırlandırıldı,-Hak grevi yasaklandı,-Grev yasaklarının kapsamı genişletildi,-Sendikaların siyasal yaşama katılımları yasaklandı,-Sendika yönetici olmaya kısıtlar getirildi.12 Eylül'ün yarattığı baskı ortamıyla işçi ücretleri geriledi ve yoksullaşma süreci derinleşti.Bahar Eylemleri sendikal tarihte nasıl bir dönüşüm sağladı?1989 yılında artık yüzbinlerce işçi alanları, bulvarları, caddelerini doldurmaya; yoksulluğa kitlesel ve sürekli tepki göstermeye başladı. Tarihe, "Bahar Eylemleri" olarak geçen bu tepkiler sonucu, kamu kuruluşlarında ilk kez enflasyona endeksli ücret sistemi kabul ettirildi.1991, 1993, 1995 ve 1997 yıllarında gerçekleştirilen kamu sektörü toplu sözleşme dönemlerinde de eylemler, tüm ülkeyi sarstı. Yüzbinlerce işçi hakları için büyük yürüyüşler gerçekleştirdi.Ancak 1994 ve 1997 yılları toplu sözleşme döneminde yaşanan iki olayın bugün de unutulması olanaksızdır.Bunlardan birincisi 1994 yılında alınan 5 Nisan kararlarının ardından, 12 Eylül 1994 tarihinde Türk-İş yönetiminin onayıyla Hükümetin ücret farklarını 6 ay ertelemesidir. Bu karara Harb-İş üyeleri yasal haklarını kullanarak karşı koydu ve suskunluğa tepki gösterdi.İkincisi ise 1997 yılında iki sendika başkanının kamu toplu sözleşmeleri görüşmelerinin sürdüğü aşamada, diğer sektörlerdeki toplu sözleşme görüşmelerinin önüne kesmek amacıyla Hükümetle anlaşarak toplu sözleşmelerini bağıtlamalarıdır. Bunun sonucu sendikasızlaştırma aracı olan eşel mobil sistemi yaşama geçirilirken, düşük ücret zammına geçit verildi.1993 yılından sonra günümüze gelinceye kadar sendikal harekette özelleştirmelere, sosyal güvenlik hakkının sınırlandırılması girişimlerine karşı yükselen tepkiler genişledi. Bu arada kamu emekçileri, grevli toplu sözleşmeli hakları için örgütlenme atağına geçerek Hükümetlerin dayatmalarını aşmak üzere kitlesel eylemler, protestolar gerçekleştirdiler.
HERŞEY YARIM
Yarım önlemler yarım çözümler yarım uzlaşmalar devasa sorunlarıÇözmeye yetmiyor.2008 kocaman sorunların üst üste yapıldıgı bir yıl oldu baş vurulan çareler olmadı. Ekonomide bozulma 2009 un ilk yarısında dahada derin his edilecektir.Tam bu arada 2009 yılı bütçesi T.B .M.M.de görüşüldü.Tabii sanayicinin işçinin iş verenin istedigi bir bütçe olmadıgı kesin peki kime yarar ve kime hizmet eder dersiniz? koşkusuz İMF ye 2009 bütçesi İMF nin isteği özerine 262.2 milyarLiradan258.6 milyar liraya düşürülerek kabul edildi 3.6 milyar lira kesinti yapıldı peki düşünelim bu kesinti hangi kurumlara yapılacak?Milli savunmadan kesinti yapılmayacağı kesin M:E:B:140 bin öğretmen açığı var bakanlık 2009 da 30 bin öğretmen alacağını açıkladı bu demektirki 1 milyon 284 çocuk okula gitmiyecekanlamına geliyor buda milli egitimde kesintiye gidecegini belirtiyor.Bilindigi gibi 2009 da kanunda çalışan işçilerin toplu iş sözleşmeleri var.Bütçe kesintilerinin çogu işçilerden yapılacagı alışkanlıktır.Anlıyacagınız bu senede işçiler kredi kartlarına mahkum olacak ve gittikçe eriyen bütçesi her geçen gün daha da eriyecek diyeceksiniz sendikaları var.yok demedim ki ama yaklaşık 10 senedir bir tek yeri örgütleye bilirler mi?Yani teşkilat işlerinin yüzde 55 ni özel sektör yani taşaron yapıyor sendikalarımız şubeler bazılaında söylüyorum altlarında son model araba yurt içi yurt dışı harcırahlar 5.6 bin ytl maaş vicdan ne yapiyorsunuz sabah sendikaya geliyorsunuz çaydan sonra biraz bülten çalıştıktan sonra kopunları doldurup yarışları izledikten sonra eve.Neyse o işlere fazla kafa yormak istemiyorum.Pazar günkü yazımda belirtmiştim sendikanın 13 t.iş sözleşmesişyle ilgili beklentileriniz?3.6 milyar liranın işçilerden kesileceği için sözleşmeden hiçbir beklentim yok. Yine anket te soruyor toplanan aidatları nasıl değerlendirilmesini istiyorsunuz soruyorum hangi üyenin çocuğuna burs verdiniz.genel merkez genel kurulunda karar vardı öğrenci yurtları yapılacaktı nası rafa kaldırdınız eğitim semineri yapiyorsunuz sadece temsilci eğlendirme semineri olarak icra ediyorsunuz bu söylediklerime bakmayın erbakanın dediği gibi hepsi fasa fisu nasıl olsa hesap soran yok …….abdulrahimkaplan@hotmail.com
7 bin 800 YTL'den, 8 bin 700 TL'ye yükseltildi. Maliye Bakanlığının "Gelir Vergisi Genel Tebliği" Resmi Gazetenin 6. mükerrer sayısında yayımlandı. 2008 yılında uygulanan vergi tarifesinin gelir dilimi tutarları, 2008 yılı için yüzde 12 olarak tespit edilen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle tespit edildi. Buna göre, 8 bin 700 TL'ye kadar olan gelirlere yüzde 15, 22 bin TL'nin 8 bin 700 TL'si için 1305 TL, fazlası yüzde 20, 50 bin TL'nin 22 bin TL'si için 3 bin 965 TL, fazlası yüzde 27, 50 bin TL'nin fazlasının 50 bin TL'si için 11 bin 525 TL, fazlası için yüzde 35 vergi uygulanacak.2008 yılında 7.800 YTL'ye kadar olan gelirlere yüzde 15, 7.800 ile 19.800 YTL arası gelirlere yüzde 20, 19.800 ile 44.700 YTL'nin arası gelirlere yüzde 27, 44.700 YTL'nin üzerindeki gelirlere yüzde 35 vergi uygulanıyordu.Gelir vergisi tarifesi belirlendi. Buna göre, alt sınır 7 bin 800 YTL'den, 8 bin 700 TL'ye yükseltildi
''2009 a GİRERKEN ''
Türkiye ekonomide AB.yol haritasında 5 hedef belirledi. 1: Yapısal reformlar devam edecek.2: Devletin tamamen veya kısmen çıkacağı alanlarda özeleştirme sürdürülecek3:Tarımda ve enerjide liberalizasyon politikaları etkin kılınacak4:Mali disiplin kurulacak merkez bankası enflasyon hedeflemesi rejimini sürdürecek.5:Kopenhag kriterleri kapsamında piyasalar güçlenecek sosyoekonomi Gücünü artırılması öncelikli hedef olacak. Tabii bunları icra ederken kayıt dışı tespit edilecek belirlenen orta ve uzunVadeli hedeflere göre kayıt dışı ekonominin büyüklüğü sektörel dağılımınıVesebeplerini tespit edecek.Gelir idaresi başkanlığınca vergi kayıp ve kaçağını çeşitli yöntemlerle önleyecekİş gücünü sistematik değişim ve güçlenmesi sağlanacak. Piyasanın ihtiyaclarına göre aktif işgücü kayıt altına alınacak. Peki gelelim İMF stenbay anlaşmasına inanın ne İMF nede dünya bankası Karakaşına kara gözüne hayran amacı faizleriyle kaynaklarını tüketmekNereye kadar orasını bilemem çünkü ekonomist değilim ama kendi çapımda Yukarda ufak bir değerlendirme yaptım. 2009 yılında kamuda 13 toplu iş sözleşmeler var ama ben şahsen umutsuzum diyeceksinşz niye?Hiçbir zaman tok açın işi olan işsizin halinden anlamaz çünkü hiçbir sendikacımızın çocuğu işsiz değil işsizlik gibi dertleri de yok. İşyerlerimizde İŞ barışı yok umurlarında değil işçiler kamplara bölünmüş umurlarında değil. Pardon çalışanları toplu iş sözleşmesi var değimli? Emeklilerin değilanliyana.
NANKÖR DEĞİLİZ
Biliyorsunuz olağanüstü genel kurul için 23 12 2008 tarihi itibariyle yargı süreci başladı. Zaten ihtarnamemizi ret etmekle suç işlediniz. Ama korkmayın kayyum atanırsa siz boş kalmasınız. Türkiye emekliler sendikasında sendikacılık yapabilirsiniz. Gerçi beklentilerinizi karşılamaz ama, Emekliler Sendikasına seçilmeniz için elimizden gelen yardımı yaparız. Aynı maaş yok, yurt içi yurt dışı harcırah yok. Ee... napalım..
TAZE KAN
2009 da karayollarına 1760 personel alınacakmış ..
desene bizim mevcut sendika yönetimi karşıtı tam 1760 üye daha işte 2009 da taze kan eski dostlarımsınız onun için fazla rezil olmanızı istemem eski dostluğumuz adına kendinizi fazla rezil etmeyin bırakın inadı fazla inat rezalet getirir. dünde yazmıştım ve sözümdeyim. emekliler sendikası yönetimine seçilmeniz için elimizdengelen yardımı maddi manevi yapacağız onun için kuşkunuz olmasın bizler vefakarız.Yol işi yönetmeye gelince söz veriyoruz: 1.:iş barışını sağlayacağız2 : ikinci yevmiye skalasını kaldırılması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz.3:işçileri kamplara bölmeyeceğiz 4:işçilerin severek işine gelip akşam huzur içinde evine gitme ortamını sağlayacağız.istersenız dahada saya bilirim ya siz? yahU ben bugün 5 te kaldım ya sen ..
MAHALLE BASKISI
Mahalle baskısı metafurumu yeniden gündeme taşiyan araştırmaya gelen tepkilerbir yönüyle muhakak ki bekleniyordu.araştırmanın yöneticisi sn. binnaz toprak 2 Ocak günkü yazısında çıkan tepkilereböyle bir beklenti içinde olduklarını söylüyor.Türkiye'de farklı kesimlerin istemedikleri sonuçlar veren araştırmalar ve horlamalar olabilir. Çalışmanın verdiği tablodan rahatsız olan kesimler olabilir.ama sonuçta bu var olan bilimsel bir çalışmada Sn. Şerif Mardin ve Binnaz Toprak hocalarımızı kutluyorum.ama yinede baskılar nereden ve kimlerden gelirse gelsin insanlar doğru ve bilimsel tepki koymalıdır. Binnaz Hoca başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülen din ve muhafazakarlık eksenindeki ötekileştirilenler araştırılmasının çağrıştırdığı bir çok konu ve kesimin olduğu kanısındayım örneğin Şerif Mardin ve Binnaz Toprak hocalarımızı bir araştırma daha haddim olmayarak öneriyorum.örneğin Türkiye Metal iş başkanı Sn. Mustafa Özbek oluşturduğu hanedanlık sülalesini sendikanın en önemli yerlerine nasıl yerleştirdiği araştırmaya değer diye düşünüyorum.Diğer Türk-İş e bağlı sendikaların işçiler üzerindeki baskılarının araştırılmasını sendikaların maddiyatını, kendilerine muhalefet edenlere karşı baskı aracı olarak kullandıklarını araştısalar inaniyorum ki mahalle baskısından çok daha olumlu tepkiler alacaklardır.Araştırsalar sendikaların asil görevleri olan işçi hak ve çıkarları koruma görevlerini yerine getirmedikleri . iş barışını sağlayamadıkları ortaya çıkacaktır tekrar söylüyorum Yol İş Mersin 1 Nolu Şubenin de nasıl sendikacılık yapmadığı ortaya çıkacaktır.
SİZE DE BU YAKIŞIR
Tamı tamına 2.50 TL bunda ne çıkarırsınız, yani bunu düşünmek lazım. Koskocaman t.yol iş sendikası üyelerine koca bir yılda dağıtığı yeni yıl hediyesi.Ben utaniyorum. Ya siz? YOL İŞ sendikası yaptırıp dağıtsa yine iyi.Şubeyöneticilerine diyorki al birazda sen reklamını yap iyi değilmi? allahaşkına iyidir iyidir.hep genel merkez yöneticileri reklamını yapacak değilya!!!!Birazda şube yöneticileri reklamını yapsın.genel merkez yöneticileri zaten 2 ayda bir çıkardıkları dergide boy boy resimlerini yayınliyorlarşube yöneticilerinin öyle bir şansları yok ancak yılda bir öyle bir şansları var her üyeye bir kalem bir ajanda gertçe bu sene daha o da yok.yine gülesim geldi yılda her üyeden kestiğin 600 tl aidata karşılık utanmadan işçiye al sana 1 ajanda 1 kalem bunlar olsa yine iyi birde şube yöneticilerinin resimlerini ajandanın 2 sayfasına koymuşlar.kardeşim zaten işçiler yüzünüzü görmek istemiyor birde her gün resmine bakmak zorunda kalacak sizi gidi sinir bozucuları sizi her üyeye 2.50 lira yılbaşı hediyesi güzel güzel .ama isterseniz 60 değil 160 tane bürokratı miami adalarına tatile götüre bilirsiniz. hata tatil sayısını da artıra bilirsiniz çünkü bunlar hep işçi sınıfı adını yapılan işlerdir. ama keşke gün 12 saat ay 60 gün yılda 730 gün olsa ne iyi olurdu değilmi tam tamına 730 gün vallahi iyi harika ya yılda 730 gün yurt içi yurt dışı harcırah5000 maaş belleş geziler sıfır arabalar dedimya hepsi iişçi sınıfı adına hee bunların emekli maaşı da var 4 sene de bir hizmet tazminatı gerçekten gözümüz yok adam gibi sendikacılık yapsınlar yeter kopun sendikacılğı yapmasınlar.ama işçilerin sabrı kalmadı çünkü dört gözle beklediği mahkehenin olağanüstü kararını bekliyor o zamana kadar size katlanmak zorundalar ne yapalım PARANIN AZI
KADININ NAZI
MARDİN NİN YAZI
... İN CAZI ÇEKİLMEZ
KADININ NAZI
MARDİN NİN YAZI
... İN CAZI ÇEKİLMEZ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
