5 Aralık 2009 Cumartesi

adres değişikliği

Sevgili dostlarım yazılarımı.abdurrahimkaplan.com adresimde yazıyorum tüm dostlarıma duyurulmasını önemle rica ederim.abdurrahimkaplan.com

31 Ağustos 2009 Pazartesi

DEMOKRATİK AÇILIM

DEMOKRATİK AÇILIM

Demokratik açılım nereye varılacağını bilmiyorum ama bildiğim tek şey artık klişenin kırıldığı cinin şişeden çıktığı ne yaparsak yapalım artık cinin geri şişeye giremeyeceğidir. Adına ne denirse densin ister demokratik açılım ister Kürt açılımı
Artık iyi şeyler olacağı kesin umarım ki bu işi yürüten halklar arasındaki farklılıkları tespit edilirse sorunlar mağduriyetler giderilirse inanıyorum ki savunmaya ayırdığımız paraları ülke kalkınmasın kullandığımız takdirde ham ülke kalkınır hem bugün % 16 olan işsizlik oranı kısa süre içinde sıfıra iner.
Kimli taleplerinin yol açtığı bu değişim dalgasına kayıtsız kalmak mümkün değildir.
Kapitalist toplumlarda değişimin dinamiği gelirin dağılımı özerinde yaşanan adaletsizliğidir. Diyerek kimlik adaletsizliğine sırt çevirmek mümkün mü?
Diğer yandan işçi sınıfının verdiği ekmek ve demokrasi mücadelesine sırt çevirmek mümkün mü? Ebetteki hayır her iki konu da da hiç kimse kayıtsız kalamaz.
Kimliklerin bu günün toplumlarında değiştirici bir potansiyel taşıması içinde yaşadığımız piyasa ekonomisinin dağılım adaletsizliklerinin ima ettiği siyasetleri terk etmemiz gerektirmiyor.
Gerektirmiyor çünkü bu günün dünyasında kimliklere ilişkin adaletsizlikler dağılım adaletsizliğini zaten içeriyor.
Bu çerçevede baktığımızda bütün ülkede kimliklerin yol açtığı demokrasi talebi zaten var olan sisteminde değişmesi talebidir.
Açılımın amacı n e olursa olsun bence ülkenin demokratikleşmesinde ve modernleşmesinde sürükleyici bir rol oynamaya başlamasıdır bu rolü de işçi sınıfı üstlenmelidir. www.Abdurrahimkaplan.com

YENİ WEB SİTEM YAYIN HAYATINA BAŞLAMIŞTIR

MAKALELERİMİN ÇOĞALMASI VE DEĞİŞİKLİKLER GEREKTİĞİ İÇİN YENİ BİR SİTE AÇMIŞ BULUNMAKTAYIM...
YENİ WEB SİTEM :

www.abdurrahimkaplan.com

27 Ağustos 2009 Perşembe

KÜRESEL KRİZ VE SENDİKALAR

KÜRESEL KRİZ VE SENDİKALAR

Türk-iş in yaptırdığı araştırmaya göre ekim 2008 den 2009 temmuz ayına kadar konfederasyonlara bağlı sendika üyesi 40 bin 755 işçi işten çıkarıldı.
44 bin 340 işçi ücretsiz izne gönderildi.
Krizin işçilere yansınmaları izlemek amacıyla kurulan emek masası verilerine göre METAL işe bağlı işyerlerinde 53 üye işten atıldı 1314 üye ücretsiz izne gönderildi.
100 sendika üyesi de yarım gündelikle çalıştırıldı.
Sendikanın bu 10 aylık dönemde ücretsiz izne çıkarılan üye sayısı 23 bin 42 yi buldu.
TEKSİF İŞ sendikasına bağlı iş yerlerinde 4bin 405 işçinin işine son verildi.
7 bin 568 üye ücretsiz izne çıkarıldı ÇİMSE İŞ sendikası üye işçilerden 8 bin 610 işçi işsiz kaldı 12 bin536 işçi ücretsiz izne çıkarıldı.
TEK GIDA İŞ sendikası işçilerden bu 10 aylık dönemde 85 işçinin işine son verildi.
447 işçi ücretsiz izne çıkarıldı.
PETROL İŞ sendikasına bağlı işyerlerin dede durum farklı değil bu kriz döneminde726 işçinin işine son verildi, 707 işçi ücretsiz izne çıkarıldı.
Genel maden iş sendikası üyesi krizle birlikte işten çıkarılan işçi sayısı bin 716 dır.
DOK GEMİ İŞ sendikası üyesi 300 işçi işsiz kaldı.
DERİ İŞ sendikasına üye 266 işçi, BASIN İŞ sendikası üyesi 160 üye, SELÜLOZ İŞ üyesi 132 işçi, T.G.S üyesi 52 işçi bu 10 aylık kriz döneminde işten çıkarıldı.
Peki soruyorum işçileri işsiz bırakarak mı krizleri yeneceksiniz? Yoksa üretim yaparak mı? Hükümetten çeşitli destekler alan özel sektör üretim yapmadan zararsız bir şekilde krizi atlatmayı düşündü! Ülke batmış, işçi aç kalmış sermayedarların umurunda mı?
TÜRK-İŞ ve diğer sendikalara da sormadan geçemeyeceğim yukarıdaki veriler genel grev nedeni değimli? Ne zaman tavır alacaksınız yaksa üyesiz kaldıktan sonramı?
abdulrahimkaplan@hotmail.com

26 Ağustos 2009 Çarşamba

ALİM İLE ABİT

ALİM İLE ABİT

Erenlere sormuşlar!
Âlimle abit arasında ne fark var?
Yani bilenle bilmıyen.
Erenler demiş ki :alimle abidi bir gemiye koymuşlar,gemi battığında abit sadece kendini kurtarmış, alim ise hem kendini hem gemiyi kurtarmış.
İşte bizim sendikacılık anlayışımızda alimin sendikal anlayışıdır.
Muhalefet olarak bizim sendikal anlayışımız kişisel çıkar özerine kurulmadı.
Bizim amacımız üyelerimizin refahı, güvenli bir gelecek ve huzurlu bir çalışma ortamı
Biz üyelerimize bunları sağlaya bilirsek ne mutlu bize.
İnanıyorum ki iktidara geldiğimizde biz bunları yapacağız.
Zaten amacımız işçi sınıfının hak ve özgürlüklerini kurumak kazanımlarına yeni kazanımlar sağlamak bizler kazanılmış haklarımıza dokunulmasını genel grev nedeni görmekteyiz.
Muhalefet olarak bütün çalışmamızı alimane şekillendirdik.
Olağanüstü genel kurul talep ederken dahi bireysel düşünmedik. 2821 sayılı sendikalar yasası ile T.YOL İŞ SENDİKASI tüzüğünü tamamını hukukçu dostlarımızla haftalarca inceledik ve aleyhimize olabilecek hiçbir madde yok ve yasal olarak tamamen lehimize olması gerekirdi. Çünkü biz işçi sınıfını düşündük
İşte bizim mevcut sendika yönetimiyle farkımız bu çünkü biz alimiz.
Peki bugünkü sendika yönetimi ne yapıyor?
Bugünkü sendika yönetimi abittir.
Sadece kendini düşünür günü kurtarmaya çalışıyor.
İşçi sınıfı umurunda değil, çünkü gelecekle bir sorunları yok çocuklarının da gelecekle bir sorunu yok.gemi nereye kadar giderse!
Bir örnek vermek gerekirse SSK hastanelerine el konulduğunda bu sendikacılar ne yaptı?kıdem tazminatı ile ilgili spekülasyonu ile ilgili ne yapıyorlar?
Emekli aylığı bağlanma hesaplaması ile ilgili spekülasyonlara sendikacılarımız ne yapıyorlar?toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde 2 yevmiye skalası mağdurlarının tüm umutlarını yıkarken vicdanları rahatımıydı?
2009 yılı Toplu iş sözleşmesi imzalanırken hangi işçinin görüşü alındı ?
İşte bu sorularımın cevabı kocama bir hiç.
İşte bizim mevcut yönetimle farkımız bu biz alimiz.
abdulrahimkaplan@hotmail.com

24 Ağustos 2009 Pazartesi

işçi simsarları ve sendika

İŞÇİ SİMSARLARI VE SENDİKALAR


İşçi simsarlığı yasası bilindiği gibi sayın cumhurbaşkanımız tarafından veto edildi.
Veto edildi ama veto edilene kadar bürolar kuruldu ve 2008 ve 2009 yıllarında bu bürolar 100 binlerce elemen çeşitli şirketlere yerleştirdi.
Dikkat ederseniz işe yerleştirilenlerin çoğu mühendis yönetici veya teknik eleman.
Demek oluyor ki yine bizim işçiler işsiz.
Allahtan sn. cumhurbaşkanımız bu yanlışı görüp yasayı veto etti yoksa bizim işçi sınıfının hali perişandı.

SENDİKALAR NE YAPİYOR?

Sendikalar hiç yerinde durmuyorlar sürekli teşkilatları dolaşıyorlar işçileri bilgilendiriyorlar, şaka, şaka
Söylemek gerekiyorsa onlarında pek bir şey bildikleri yok!
Neden biliyor musunuz? Geçen hafta bizim sendika şube yöneticilerimiz teşkilatı dolaştılar?
Gittikleri her işyerinde muhalefeti konuştular. Sevgili yöneticiler siz çalıştınız da muhalefet mi sizi engelledi siz muhalefetin aleyhinde konuşacağınıza sorunları çözün
Siz sorun çözdünüz de muhalefet mi sizi engelledi?
Gittiğiniz her işyerinde toplu iş sözleşme ile ilgili ne anlattınız?
Hangi kayıplarımızı telafi ettiğinizi anlattınız?
Toplu iş sözleşme farkları ile ilgili ne anlattınız?
2 yevmiye skalası mağdurları üyelerimize ne gibi haklar kazandırdığınızı mı anlattınız?
Tabii muhalefet var çünkü muhalefet bu sorduklarımın anlatılmasına,alınmasına engel değil mi? İnanın muhalefet olmasaydı sendikaya bile uğramazdınız.
Sevgili yönetenlerim siz gittiğiniz her işyerlerinde toplu iş sözleşmesi, kıdem tazminatı ile ilgili spekülasyon iddiaları ile ilgili emekli aylığı bağlanma konusunu anlatsaydınız hay hay siz ne yaptınız toplantılar başladı muhalefet toplantı bitti muhalefet.
Değerli karayolcu.com okurları sevgili dostlar işçi sınıf ulusal değil uluslar arası bir sınıftır. Dolayısıyla çıkarları da ulusal değil uluslar ötesidir ne sendikal bürokrasisi nede burjuva sınıfı örgütlü işçi sınıfının karşısında direniş göstere bilir.
Hele ki mersin yol iş şubesi asla.
abdulrahimkaplan@hotmail.com

18 Ağustos 2009 Salı

TOPLANTIDAN İZLENİMLER

TOPLANTIDAN İZLENİMLER!

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz?
Yaşadığımız ülkede bir site yönetimi toplantısında dahi birlik ve beraberlik mesajları verilirken, sendikal muhalefeti hazmedemiyoruz. eskiden muhalefet olsun iktidar olsun dilediği her şeyi her türlü eleştiriyi yapardı orda kalırdı beyler unutmayın 21 inci yüzyılda yaşıyoruz yaşadığımız çağ teknoloji çağıdır yoksa siz hala kara kaplı defterlerle mi dolaşıyorsunuz?
Toplumumuzda hayatımıza kastedilmedikçe sokağa çıkmayız rekabet bizi gerer muhalefete her türlü çamuru atarız ama bize gelen eleştiriyi hazmetmeyiz. Sevgili sendika yöneticilerim biliyorsunuz okullarda dahi sınıf başkanını seçerken dahi iki liste ile girilir bilmeniz lazım eğer okul okuduysanız?
Bugün benim işyerimde sendika bilgilendirme toplantısı yapıldı tabi adı bilgilendirme toplantısı idi şube Başkanımız sadece altı aylık zamlar dışında sözleşmeyle ilgili tek bir kelime etmedi toplantının gidişatı tamamen benim sitede yazdığım uyarıcı ve yapıcı eleştirilerim oldu.
Benim sendikal anlayışım toplu iş sözleşme sonrasında sendikalar bütün teşkilatı dolaşarak aldıkları hakları almak isteyipte alamadıkları bazı hakları tek tek sıralarlar bunların hiç biri anlatılmadı toplu iş sözleşme farklarımızın ne zaman ödeneceğini hiç anlatılmadı pardon ‘2 inci yevmiye skalası mağdurları için ne dediler biliyor musunuz? Biraz daha çalışsınlar!!! bumu sendika anlayışları?
Yani sendika yöneticileri ne yaparsa yapsın kimse eleştirmeyecek mi? Her yaptıkları yanlışa ortak olmamızı bekliyorlarsa yanılıyorlar.
Biz muhalefet olarak yanlışlarını gördüğümüz anda gerek teknoloji araçlarla gerekse toplantılarda yüzleri nede söyleriz.
Ama her türlü demokratik mücadelelerinde de yanlarında oluruz. Kendimizi de kullandırmayız.
Bugünkü toplantıda da söyledim yine söylüyorum bir sendikacı sıradan bir birey değildir birey gibi davranamaz attığı adımı ölçülü atmalı her söylediği kelimeden ne anlam çıkarılacağını iyi hesap etmeli aksi takdirde kimse dikkatte almaz. Birde şube başkanı bütün yönetiminden sorumludur.
Yönetimindeki herhangi birinin yaptığı hatayı tüm yönetime mal olur bence bugünlük yeter ya bu deveyi güdersiniz yada bu diyardan gidersiniz..
abdulrahimkaplan@hotmail.com

11 Ağustos 2009 Salı

YOLİŞ SENDİKASININ DÜŞTÜĞÜ DURUMA BAKIN

YOL-İŞ SENDİKASININ GETİRİLEN DURUMUNA BAKIN

T.Yol-iş sendikası 9-10 eylül 1963 tarihinde Ankara, da toplanan temsilciler müşterek kararıyla kurulmuştur.
Kuruluş yılarında küçük bir odada idareten temin edilen masa ve birkaç tane sandalyelerle 579 lira bütçesiyle faaliyete başladı o tarihten sonra yol-iş federasyonu inşaat iş kolunda örgütlenme hamlesi başlattı kısa sürede kamu kesiminin tamamında
Ve özel sektörün birçok iş yerinde örgütlendi.
T.Yol-iş federasyonu kurulduğu sağlam temeller ve ilkeli duruşuyla emin adımlarla gelişmesini sürdürdü.
Yol-iş federasyonu, nun güçlü bir kuruluş haline gelmesinde emeği geçen bütün üye ve yöneticilerden hayatta olanları saygıyla selamlarken aramızdan ebediyen ayrılan büyük önder Halit Mısırlıoğlu ve mücadele arkadaşlarını rahmet ve saygıyla anıyoruz.
İşte sendikacılık bu değerli işçi önderlerimizin azmi ve mücadeleci kişilikleri sayesinde örgütlendik ve çağdaş demokrasinin temel taşı olan sendikalarımıza kavuştuk
Ve bu gün sendikalarımıza kavuştuk.

NE ZAMAN KAN KAYBETMEYE BAŞLADIK

Bilindiği gibi 12EYLÜL ile birlikte 7. 6. 1983 tarihinde çıkarılan 2821 sayılı sendikal yasasıyla yan gelip yatmak için can atan kimi sendika yöneticilerine gün doğdu.?
20.6.1983 tarihinde toplanan T.Yol-iş sendikası yönetim kurulu federasyondan milli tip sendikaya geçme kararı aldı. Genel merkezle beraber şubelerde olağanüstü genel kurula giderek şubelere dönüştüler.
ŞUBELER BUNDAN SONRA EMİR KOLU
Bu tarihten sonra şubeler genel merkezden gelen talimatlara göre hareket etmek zorunda. Genel merkezde bu tarihten sonra yavaş yavaş üye bazında erimeye başladı
Kimi şubeleri üyesi kalmadığından kapandı kalan şubelerde yavaş yavaş amatörlüğe düşmeye başlandı. Dedim ya ne ekersen onu biçersin genel merkez şubeleri bitirip yetki ve karar sahibi ben olacağım dedi ama üyesiz yetki ve karar sahibi olsan ne olur?
Yani kamuda işçi alımı yapılmazsa hiçbir yerde örgütlenme yapmayacaksınız?
Pardon 2 inci yevmiye skalası mağdurlarının durumu ne oldu?
abdulrahimkaplan@hotmail.com

YOL-İŞ SENDİKASININ DÜŞTÜĞÜ DURUMA BAKIN

YOL-İŞ SENDİKASININ GETİRİLEN DURUMUNA BAKIN

T.Yol-iş sendikası 9-10 eylül 1963 tarihinde Ankara, da toplanan temsilciler müşterek kararıyla kurulmuştur.
Kuruluş yılarında küçük bir odada idareten temin edilen masa ve birkaç tane sandalyelerle 579 lira bütçesiyle faaliyete başladı o tarihten sonra yol-iş federasyonu inşaat iş kolunda örgütlenme hamlesi başlattı kısa sürede kamu kesiminin tamamında
Ve özel sektörün birçok iş yerinde örgütlendi.
T.Yol-iş federasyonu kurulduğu sağlam temeller ve ilkeli duruşuyla emin adımlarla gelişmesini sürdürdü.
Yol-iş federasyonu, nun güçlü bir kuruluş haline gelmesinde emeği geçen bütün üye ve yöneticilerden hayatta olanları saygıyla selamlarken aramızdan ebediyen ayrılan büyük önder Halit Mısırlıoğlu ve mücadele arkadaşlarını rahmet ve saygıyla anıyoruz.
İşte sendikacılık bu değerli işçi önderlerimizin azmi ve mücadeleci kişilikleri sayesinde örgütlendik ve çağdaş demokrasinin temel taşı olan sendikalarımıza kavuştuk
Ve bu gün sendikalarımıza kavuştuk.

NE ZAMAN KAN KAYBETMEYE BAŞLADIK

Bilindiği gibi 12 ile birlikte 7. 6. 1983 tarihinde çıkarılan 2821 sayılı sendikal yasasıyla yan gelip yatmak için can atan kimi sendika yöneticilerine gün doğdu.?
20.6.1983 tarihinde toplanan T.Yol-iş sendikası yönetim kurulu federasyondan milli tip sendikaya geçme kararı aldı. Genel merkezle beraber şubelerde olağanüstü genel kurula giderek şubelere dönüştüler.
ŞUBELER BUNDAN SONRA EMİR KOLU
Bu tarihten sonra şubeler genel merkezden gelen talimatlara göre hareket etmek zorunda. Genel merkezde bu tarihten sonra yavaş yavaş üye bazında erimeye başladı
Kimi şubeleri üyesi kalmadığından kapandı kalan şubelerde yavaş yavaş amatörlüğe düşmeye başlandı. Dedim ya ne ekersen onu biçersin genel merkez şubeleri bitirip yetki ve karar sahibi ben olacağım dedi ama üyesiz yetki ve karar sahibi olsan ne olur?
Yani kamuda işçi alımı yapılmazsa hiçbir yerde örgütlenme yapmayacaksınız?
Pardon 2 inci yevmiye skalası mağdurlarının durumu ne oldu?
abdulrahimkaplan@hotmail.com

10 Ağustos 2009 Pazartesi

YOL-İŞ BU OLMAMALI

YOL-İŞ BU OLMAMALI

Aslında biz yol- işin mücadele tarihiyle onur duyuyoruz. 1990 lı yıllara kadar.
Bu yıllardan sonra değişen ne oldu?
Bu tarihten sonra sendikal mücadele yerini kişisel çıkar rant ve çocuklarının ekmek kapısı durumuna geldi sendikalar. Kimi sendikalar özerinden milletvekili oldu,
Kimi SSK yönetim kurulu üyesi oldu, CHP. nin T:iş bankası ortağı olduğu gibi.
Tabii konumuz siyasi partiler değil konumuz sendikal işleyiştir.

NASIL BİR YOL-İŞ ÖZLEDİK BİLİYORMUSUNUZ?
Unutmamak gerekir ki YOL-İŞ Türk sendikacılık hareketi içinde seçkin bir yer kazanmıştır. Yol-iş birbirinden değerli olaylar ve kazanımlara imza atmıştır. Bu kazanımların gerçek sahibi kitlesel gücü ve demokratik birikimi
Sayesinde başarmıştı.
Bizi 1990 lı yılların ortalarına kadar çabamız örgütsel düzeyde birleştirici olmak ve gücümüzü zaafa uğratmamak doğrultusunda mücadele ettik.
BIÇAK KEMİĞE DAYANDI….
Değerli arkadaşlarım artık bıçak kemiğe dayanmıştır.
Yol-iş geleneği içinde üyelerimizin gücüne güvenerek ve bu gücü harekete geçirerek mücadele edeceğiz mücadele gücümüzü geliştireceğiz bu gücümüzü önce yol-iş te ortaya koyacağız daha sonra 2 yevmiye skalası mağdurları üyelerimizle beraber Türk-iş e taşıyacağız.
NE OLDU O GÜÇLÜ YOL-İŞ SENDİKASINA…
Sene 1992 T.yol-iş sendikasının üye sayısı 110 bin idi. Bu güce sahip Yol-iş beceriksiz ve kişisel çıkar peşinde koşan yöneticiler sayesinde bu gün T. yol-iş sendikasının üye sayısı 42 bin civarındadır.
Sadece genel merkez mi suçlu ? hayır bizimde suçumuz var niye biliyor musunuz? Şubelerin Tüzel kişiliği var bilerek hep şubeleri muhatap aldık.
Meğer yetkisiz yetkililermiş.
Açık söyleyeyim mahkeme gününe kadar şubelerin tüzel kişiliği olmadığını bilmiyordum.
Mahkeme sayesinde öğrendim eminim bir çok şube yöneticisi yetkilerinin elerinden alındığını bilmiyordur.
Bence genel merkezin şubeleri kapatıp yerine iş yeri temsilcilikleri açsın en azından parayı şubelerle paylaşmazlar.
BÖLÜNMÜŞ BİR YOLİŞ DEĞİL YUMRUK GİBİ BİR YOL-İŞ İÇİN…
2 Yevmiye skalası mağdurları bütün emekçiler muhalefete güç verin önce şube yönetimlerine geleceğiz dah yönetimini alarak Türkiye işçi sınıfına yaraşır bir
a sonra hem genel merkezin hem de TÜRK- İŞ in yönetimini alarak Türkiye işçi sınıfına yaraşır bir mücadele birliğini ortaya koyacağız Türkiye nin her yerinde örgütlenerek YOL-İŞ üye sayısını 100 binlere çıkaracağız bunu başarmak için muhalefete omuz verin………..
abdulrahimkaplan@hotmail.com

7 Ağustos 2009 Cuma

Kısa çalışma ödeneğinden yararlananların sayısı Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 35 azalarak 82 bin 439 kişiden 53 bin 734 kişiye düştü. Aynı dönemde fondan ödenen miktar da yüzde 35 azalarak 15 milyon 539 bin TL oldu.
İş-Kur Ağustos ayı İşsizlik Sigortası Fonu aylık bültenini yayımladı. Buna göre, işsizlik sigortasının uygulamaya başladığı Mart 2002 tarihinden 31 Temmuz tarihine kadar sisteme 1 milyon 852 bin 427 kişi başvuruda bulunurken, 1 milyon 612 bin 748 kişi de işsizlik ödeneği almaya hak kazandı. Mart 2002 tarihinden Temmuz 2009’a kadar toplam 2 milyar 536 milyon 499 bin TL ödeme yapıldı. Temmuz’da işsizlik ödeneğinden yararlanmak üzere 44 bin 904 kişi başvuruda bulunurken, aynı dönemde 292 bin 947 kişiye 97 milyon 446 bin 276 TL ödeme yapıldı.

ÜCRET, 600 GÜN PRİM ÖDEYENE
Ücret Garanti Fonu İşsizlik Sigortası Fonu’nun varlığı 31 Temmuz tarihi itibariyle, ödemeler toplamı 20 milyon 812 bin 184 TL düşüldükten sonra 101 milyon 373 bin 870 TL oldu.
Temmuz’da Ücret Garanti Fonu’ndan bin 543 kişiye toplam 2 milyon 737 bin 98 TL ödeme yapıldı. İşsizlik Fonu giderlerinin 1 milyar 992 milyon 704 bin TL’si GAP kapsamında Hazine Müsteşarlığı hesaplarına aktarıldı.
Yasaya göre, işsizlik ödeneğinden yararlanabilmek için öncelikle bir işte çalışıyor olmak ve son 3 yıl içinde 600 gün prim ödemesi yapmak gerekmekte. Ancak bu koşul tek başına yeterli değil. Sigortalı işçi, hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün içinde de kesintisiz prim ödeyerek sürekli çalışmış olmalı. Yasadaki şartları taşıyanların işsizlik ödeneğinden yararlanma süresi oldukça sınırlı. Örneğin, son 3 yılın tamamında (toplam 1080 gün) prim ödemiş bir sigortalı ise 300 gün işsizlik ödeneği alabilmekte. Ayrıca net asgari ücretin 527,13 lira olduğu haziran ayında işsiz başına ödenen tutar sadece 335 lira düzeyinde.kaynakça:birgün,işkur

6 Ağustos 2009 Perşembe

ELEŞTİRİ VE ÖZELEŞTRİ

ELEŞTİRİ VE ÖZELEŞTİRİ

Sene 1979 tarihinden bu yana anlayacağınız 30 yıl 361 aydır her zaman üyesi olmaktan gurur duyduğum TÜRKİYE YOL-İŞ sendikasının aktif üyesiyim. yönetim kademeleri dışında uzun süre görev yaptım
1985 yılından bu yana kesintisiz işçi sınıfının güvenini alarak her dönem delege seçiliyorum.
Merak ediyorum hangi yöneticimiz bu kadar uzun süre işçi sınıfının güvenini kazanabilir?
Yöneticileri beğen sekte beğenme sekte benim örgütümdür sonuna kadar örgütümüzün arkasında önünde koşmaya mücadele etmeye devam edeceğiz.
Benim sınıf anlayışım ve işçi sınıfımızdan aldığım terbiye budur.
Başında yazdığım gibi 30 yıldır yani 361 aydır sendikama aidat ödüyorum kaba bir hesapla bu günkü parayla 20.114. TL. aidat ödedim
Herhalde insanın ödediği paranın hesabını sorma hakkı vardır.
Ne dedik benim sendika yöneticilerim üyesine yalan söylememeli, işçinin parasıyla alınan araçları kendi özel işlerinde kullanmamalı,
Sendika yöneticilerim toplum içersinde saygınlık
kazanmalı, beni temsil ederken hata yapmamalı, hatalı olsa dahi üyesini işverene ispiyon etmemeli,
Sonuçta hepimiz bu örgütün birer ferdiyiz. tabiki muhalefet edeceğiz sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Ne bizi yönetenler nede muhalefet edenler işçi sınıfına ihanet etme hakkına sahip değildir.
İçimize ayrım tohumları girmemeli işçi işçidir ama bizi yönetenler kendileri işçi görmüyorsa ayrı bir şey.
İşçi sınıfı barış içinde dayanışma ve mücadele birliği içinde çalışmak istiyor.
Sınıf liyakatini yerine getiremeyen yöneticilerimiz istifa eder birey olarak ne yaparsa yapsın kimse ayıplamaz. Bir sendika yöneticisi bir bakan, başbakan, devlet başkanı konumundadır o makamı işkâl ettiği sürece sorumluluk sahibidir.
Bir örnek vermek gerekirse geçtiğimiz günlerde toprak holdingin sahibi halis Toprak 17 yaşındaki bir kızla evlendi,. Görsel ve yazılı basın haberi günlerce manşetlerine taşıdı sıradan bir vatandaş bu olayı yaşasaydı kimse duymazdı basında yazmazdı.
İnsan Görünen bir kişi olunca sorumlu davranmak zorunda,
Size söylüyorum ya sorumluluğunuzu yerine getirin ya da halis ağa gibi haftalarca manşetten düşmezsiniz.
abdulrahimkaplan@hotmail.com

4 Ağustos 2009 Salı

HER ŞEY İNSAN HAKKI İÇİN

HER ŞEY İNSAN HAKKI İÇİN!

Durup düşünülmesi gereken bir kavram.
HAK: bunların başında insan hakkı, insanın yaşam hakkı, haber alma hakkı. Bilgi edinme hakkı, düşünme hakkı,seyahat hakkı, doğa ve ekolojik hakkı çalışma hakkı, dinlenme hakkı, eğitim hakkı, barınma hakkı,.
BUNLAR BİREYSEL HAKLAR BİRDE TOPLUMSAL HAKLAR VAR.
Bunlar çocuk hakları, kadın hakları, insan hakları, hayvan hakları,sendika hakları,
Bu hakların hepsi insanların daha özgür daha mutlu bir hayat sürdürebilmesi içindir.
BU HAKLARIN NE KADARINI KULANIYORUZ?
Demokrasinin tam anlamıyla yerleşkesi olan birkaç tane Avrupa ülkesi ile birkaç İskandinav ülkesi dışında hiçbir ülkede kullanılamıyor.
Hele ki bizim gibi demokrasisi her on yılda bir darbelerle kesilen ülkelerin hiç birinde kullanılamıyor. Yada yönetenlerin istediği kadarını kulana biliyor.
Fazla demokraside bazı kesim ve kurumların işine de gelmiyor örneğin sendikaları, örneğin bazı siyasi partilerin.
Örgütlenme hakkı bazı sendikacıların işine gelmiyor niye yeni üyelerin sorunlarıyla uğraşsın kendilerin sorunları olmadığı gibi çocuklarının gelecekle ilgili hiçbir sorunları yok.ama bizim ve bizim çocuklarımızın var.
BURDA BİR EDEBİ KONUYA DEĞİNMEDEN GEÇEMİYECEĞİM.
Patch Adams filmini hatırlıyor musunuz?
İhtiyar eğilimli bir hasta olarak girdiği akıl hastanesinde yaşadıklarından sonra TIP fakültesinde okumaya karar verir.
BU BİR FİLM
Filmin başrolünde Robin Williams oynuyordu.
Tüm sorunların hastalıkların tedavisinin gülümsemeyle başladığını düşünür.
Tüm hastalıkların konumları ne olursa olsun – patolojik bir vaka olarak görmekten
Ziyade insan olarak ele alıp kendine özgü anlayışı ile muhteşem bir reçete sunar.
Başınızı kaldırın, çatık kaşlarınızı düzeltin, gülümseyin.
Bakma gör, hiçbir şeyi sorun etme,(çünkü insan meseleyi anladığında sorun zaten karşısında görünmüş olacak)işte bizim mersin yol-iş i yönetenlerde meseleyi görme problem yapmayın biz hallederiz. Diye diye bizi hep uyuttu ama yetti gayri dedik ve hastaneden çıkıp TIP fakültesinde eğitime başlayan hasta gibi bizde muhalefet çalışmasına başladık işçi hakları bu şekil savunulmaz. İşçileri uyuttuğunuz yeter dedik ve sendikayı yönetmeye aday olduk.
Zaten emekçi kardeşlerimizde önümüzdeki yıl yapılacak olağan genel kurulda hepsini güle güle uğurlayacak.
Bugünkü sendika yöneticilerimizin yeri emekliler sendikasıdır iki şık var ya bunu yaparlar yada gider evde torunlarını severler seçenek hakkı kendilerine veriyoruz.

abdulrahimkaplan@hotmail.com

30 Temmuz 2009 Perşembe

ÜLKE NASIL KALKINIR?

ÜLKE NASIL KALKINIR

Ülkenin kalkınması üretimle başlar,.
Üretim yaparken hem sanayide hem Tarımda Üretim yapılmalı Sanayide fabrikalar kurulmalı ,Atölyeler açmalı.düşük faizli kredilerle desteklenmeli.
Tarımda ise köylerde kooperatifler kurmalı faizsiz kredilerle desteklenmeli,
Entegre tesisleri kurmalı organik tarımı geliştirmeli her ilde üretim çiftlikleri kurulmalı,
Hayvancılığı geliştirmeli yaylalara getirilen yasaklar kaldırılalı.
Yukarda saydıklarım gerçekleştirildiği takdirde Türkiye de işsizlik sorunu tamamen çözülür.
Sendikalar her işkolunda güçlenir. Ülkemizi üreterek kalkındırır ve dışa bağımlılıktan kurtarırız.
PEKİ, BU SAYDIKLARIMIZ GERÇEKLEŞEMEZMİ?
Elbette gerçekleştirile bilir zaten bu saydıklarımızın çoğu 12 Eylül öncesi vardı.
12 Eylül ve sonrası hükümetler ülkemizi tamamen dışa bağımlı hale getirildi.
İthal ettiğimiz mallara baktığımızda hemen hemen hepsini 1980 öncesi kendimiz üretiyorduk.
İthalat ile İhracattı karşılaştırdığımızda ithal etiğimiz ürünler ihracatımızın üç katı durumundadır.
1980 SONRASI İŞVERENLERİMİZ NE YAPTI
İşverenlerimiz yeni Fabrikalar açmadı üretim tesislerini kapattı. Paradan Para kazanma yoluna gitti mevcut Fabrikalar bir bir kapatıldı işçiler sokağa atıldı.
Mevcut Kitler özelleştirildi limanlar satıldı.
Sanayide Pektim, Petlas, petrol ofisi ,poaş, seka,tekel, Sümerbank Etibank, demir çelik,et balık kurumu daha bir çok kit işletmeleri ya kapatıldı yada özelleştirildi.
İşçiler sokağa atıldı. Bu işkollarında örgütlü sendikalar kapanma noktasına geldi.

İŞ KOLUMUZDA DORUM FARKLIMI?
Kesinlikle farklı değil Karayollarında işlerin %60 ı müteahhit ve taşeronlar tarafından yapılmaktadır müteahhit ve taşeronlarda çalışan işçileri Yol-iş sendikası örgütleyemiyor.
Türkiye Yol-iş sendikası üye sayısı 90 binden 40 binlere kadar inmiştir.
Bu özeleştirme furyası devam ederse Şubeler temsilcilik statüsüne düşer (zaten şubelerin tüzel kişiliği yoktu) Genel merkez Türk –iş in şubesi durumuna düşer.
Sendikalarımız bu duruma düşmeden sendika yönetimlerine o iş Kolunda hala çalışan genç işçiler getirilmeli(not sendika yöneticilerimizin çoğu yıllar önce işyerinden emekli oldular
Delegelikler düşmediği için birde onların koruyucu meleği 12 eylül yasaları sayesinde hala başımızdalar)Örgütlenme önündeki yasal engeller kaldırılmalı..
Sendikal örgütlenme her işkolunda başlatılmalı.
Buda demokratik bir ülke ve demokratik sendikada olur. O da bizde yok.
abdulrahimkaplan@hotmail.com

28 Temmuz 2009 Salı

2 İNCİ YEVMİYE SKALASI

2 ‘NCİ YEVMİYE SKALASI

Sevgili 2’nci yevmiye skalası mağdurları kardeşlerimiz muhal esef bir kez daha satıldılar
Ama neye karşılık? Gerçi daha öncede yazmıştım bu konuda kuşkularım olduğunu yazmıştım
İnşallah kuşkularım boşa çıkar diye düşünüyordum ama ne yazık ki kuşkularımda haklı çıktım
Tıpkı diğer iddialarım gibi..
Biz işçiler yıllardır ekmek ve demokrasi mücadelesi veriyoruz çocuklarımızın ve yarınlarımızın aydınlık geleceği için eylemler yaptık sakal bıraktık, yalın ayak yürüdük,
İş bıraktık, akla gelebilecek her türlü eylemliliklerimizi ortaya koyduk bir takım hakları elde ettik.ve yine aynı eylemlerle mücadelemizi sürdürmeye hazırdık amacımız kaybolan haklarımızı geri almak ve 2 nci yevmiye skalasını pardon kölelik skalasını kaldırmak ama ne yazık ki kimi eler? daha ilk eylemimizde içimize girerek sözleşmemizi hiçbir kaybımızı telafi etmeden neye karşılık satıldığımızı açıklanmadan sözleşmemizi imzaladılar..
Ama bilinmelidir ki kazanılmış haklarımızla dokunmasına sendikalara rağmen biz işçiler izin vermeyeceğiz.
Türkiye işçi sınıfı son derece sıkıntılı günler yaşıyor bir yandan 2 inci yevmiye skalası sorunu diğer yandan işçi simsarları büroları kuruluş çalışmaları bir yandan kıdem tazminatıyla oynanmak istenen oyunlar,
Diğer yandan miladı dolmuş sendikacıların koltuklarına nasıl yapıştıkları,
Sendikaları birlik, dayanışma ve mücadele kapısı olarak değil de sendikayı rant kapısı
Olarak görmelerinden dolayı artık işverenlerde sendikaları muhatap kabul etmiyor sadece prosedür gereği görüşüyor.
İşte işçi sınıfını bu duruma düşüren sendikacılar biran önce bavullarını toplayıp gitmeleri gerekiyor.ve yerine işçilerin desteğini ve güvenini almış genç çalışan işçileri sendika yönetimlerine getirerek.
Daha güçlü YOL İŞ ,
Daha etkili TÜRK İŞ için hep birlik’te omuz omuza gelecek güzel günlere…
abdulrahimkaplan@hotmail.com

23 Temmuz 2009 Perşembe

GÜNEŞ TUTULMASI VE TÜRKİYEDEKİ ETKİLERİ

GÜNEŞİN TUTULMASI VE ETKİLERİ

Bilindiği gibi Asrın en uzun Güneş tutulması dün(22 7 2009)güney Asya’da yaşandı
Kıta 9 dakika boyunca adeta geceyi yaşadı insanlar gözlüklerle bu doğa oyununu keyifle izledi. Doğa bir kez daha harikulade oyunlarıyla insanlığı büyüledi. Bu fakir Asya’nın tarih boyunca bundan hariç yaşadığı karanlıklardan biri yoksulluk diğeri darbeler ve işgaller.
Asya bu saydıklarımızla Türkiye yi de içine aldı.
Nüfusun % 75 i Yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşamını devam ettirmeye çalışıyor.
%20 si insanca yaşama standartlarında yaşıyor kalan %5 i de Türkiye ve dünya standartlarının çok üstünde bir yaşam sürdürüyorlar bu % 5 lik mutlu azınlık Türkiye gelirini % 80 nine sahiptir.
Türkiye de resmi rakamlara göre İşsizlik oranı %14 tir . gerçekte ise her 3 kişiden biri işsiz.
Türkiye aynı Asya gibi sürekli darbelerle başı dertte hatırladıklarım 1960, 1970, 1980, 28 şubat, ve sayamadığımız bir sürü Andıç ve girişimler. tabi bu darbelerden etkilenmeyen mutlu azınlık ve militarist kafalılar.
Burada amaç ne olmalı biliyor musunuz? Ekonomide ve Siyasette özgür ve eşit yurttaş olmalı farklı kimlikler olsa bile eşit vatandaş statüsünde olmalı bu bütün tartışmaların
Başlangıç noktası olmalı.
Türkiye eşit vatandaşlıktan çok farklı kimliklerden oluşmaktadır bunu da zenginlik olarak kabul etmek lazım. Böyle kabul etmediğimiz için de demokrasimizde hiçbir zaman eşit yurttaş demokrasisi olmamıştır.
Bu ülkenin vatandaşları olarak işçi sınıfının bireyleri olarak bu eşit vatandaşlı siyasetini geliştirelim Gerçekleştirmediğimiz için bir siyasi parti lideri 30 sene koltuğunda oturuyor bir sendika başkanı 35 sene başkanlık koltuğunda oturabiliyor.
Eğer biz açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan Türkiye cumhuriyeti vatandaşları olarak siyasete ve sendikaların içine giremesek ki girmemiz lazım çünkü başka çare yok
O zaman ne siyaset yapan lider 30 sene koltukta kalır. Nede 12 Eylül yasalarının arkasına saklanan sendikacılar 35 sene koltuklarında kalır.
Gelin Türkiye cumhuriyet demokrasisi için, ülkemizin geleceği için, çocuklarımızın geleceği için bunu yapalım
Abdulrahimkaplan @hotmail.com

22 Temmuz 2009 Çarşamba

TÜRKİYE DE SOL VARMI?

TÜRKİYE DE SOL VARMI?

15 Temmuz günkü Roni Margulies ‘in Taraf gazetesindeki köşe yazısını okudum..
Bir işçi olarak sosyalist gelenekten gelen birisi olarak etkilenmemek mümkün değildir.
Yazının bir bölümünde kasabın bıçağını yalayan ineklere değiniyordu.
Yani demokrasiyi savunmak Ak partiyi savunmak anlamına gelmediği anlatıyordu
Darbeye karşı parlamentoyu savunan ufuk Uras’Ak parti yanlısı olarak suçlayanlar bugün
Darbeyi savunmaktadırlar. Darbecilerin avukatlığını yapıyorlar.. yani ulusalcılar sol adına
Politika yapıyorlar darbecilerin elini kolunu salıyarak dolaşması için anayasa mahkemesine başvurması kadar çirkin bir olay olabilirmi?
Ak parti devrimci bir partimi? Ak parti sosyalist bir partimi? Elbetteki hayır hatta liberal bir parti bile değildir.
Ak partinin işçi sınıfına saldırmayacağını, sınır ötesi harekat yaptırmayacağını,operasyon yapılmasına izin vermeyeceğine AKP nin zam yapmayacağını hiç iddia etmedik saydıklarımızın hepsini yaptı ve yapmaya devam edecek.
Ak parti egemen sınıfın büyük sermayenin TUSİAD’ın has partisidir.
Zam da yapar operasyonda yapar. Konu bu değil Konu AKP nin iktidara geldikten bu güne kadar devletin açık ve gizli kurumları Akp hükümetini gayri meşru yollarla devirmeyi amaçlamaktadır.
Genel kurmay ın içinde bazı kesimler demokratik bir hükümeti devirme girişimlerinde bulunması alışıla gelmiş bir olaydır bunu 1960, 1970 1980, ve 28 şubat’ı yaşadık
Ama merak ediyorum CHP ye ne oluyor CHP derseki ben GKB:nın partisiyim o zaman diyecek lafımız olmaz ama inanıyorum ki CHP ye oy verenlerin vicdanları sızlıyor askerler hariç.
Sosyalist enternasyonal üyesi bir partinin militarizmi savunması kadar çirkin bir şey olabilir mi? Ama bizim gibi sol düşünenlerin gelişmelere karşı geniş emekçi kesimlerinin direnişlerini örgütleyecek güçte olmadığımızı biliyoruz ama direnmek gerek direnmek her zaman hiç bir şey yapmamaktan iyidir.
Ama direnmesek mücadele etmesek meydanlara inmesek miladını doldurmuş sendikacıları devirmesek yerine genç dinamik işçi önderlerini Sendika yönetimlerine getirmesek,
Bir sonraki krizde hepimiz işsiz kalırız.
abdulrahimkaplan@hotmail.com

21 Temmuz 2009 Salı

ADALET TARAFSIZ OLMALI

ADALET TARAFSIZ OLMALI


Turgut uyar üstadın dediği gibi !
Bir toplum ne zaman çürür Adaleti solduğu zaman, peki Adalet ne zaman
solar? pek çok yerden ! lakin Adaletinde kurumu vardır. Adına yargı denir.
Öncellikle ve özellikle ondan solar. Adaletin teceli ve tevdi edildiği yerdir yargı,Adalet yargının varlık nedenidir.halk arasımda bu ikisi çoğu zaman eş anlamlı kullanılır. Nitekim mahkemelerin bulunduğu binalara Adalet sarayı denir. Yani Adalet bu binalardan sağlanır.yada öyle bilinir?

ADALET EN YÜCE DEĞERDİR NERDEYSE KUTSAL BİR HASLETTİR.

Türkiye de Hakimler Peygamber Putsunda oturan insanlar olarak nitelenir.
Yargının bu mertebeye layık görülmesi tarafsızlığına ulan inanca dayanır.
Bu nedenle tarafsızlık yargının birinci görevi olmalı tarafsızlık yargının özü olmalıdır.
Ama tarafsızlığını yitirmiş bir makam yargı değildir.yargı yada Adalet olarak ta Nitelendiremez.
YARGI ÖZERİNDE BASKIMI VAR?
Elbette siyasi ve ekonomik baskı var .
Yargı bağımsız olmalı,hem siyasi hem ekonomik olarak bağımsız olmalı ve hiçbir gücün etkisinde kalmamalı yoksa tarafsızlığına her zaman şüphe ile bakılır.
O HALDE NE YAPMALI
Önce tarafsızlığını tartışabilmek için bağımsızlık sorununu çözmek lazım ama nasıl?
ÖRNEKLERİ VARMI
Elbette var örneğin Şemdinli davasında sivil mahkemenin o iyi çocuklara verdiği 39.5 sene hapis cezasını askeri mahkeme nasıl tahliye edebiliyor.
Örneğin uğur KAYMAZ davası.örneğin mersin yol-iş 1 nolu şube olağanüstü kongre davası gerçi daha temiz aşamasında oysa ilgili yasa belli olağanüstü genel kurulun nasıl yapılacağı açık İŞ yasasının 12 maddesi diyor ki yönetim .denetim kurulu kararıyla yada delegenin veya üyenin 5/1 lik imzasıyla olağan üstü genel kurul toplanır diyor. 53 madde diyorki 12 madde uygulanmadığı takdırde kayyım atanır ve yönetim görevden el çektirilir.Ama %40ı aşan imzayla talep edilen olağanüstü genelkurulu önce şube yönetimi ret etti yasayı hiçe sayarak. Yargıya gidildi mahkeme de talebi ret etti.?
Bunların sonucunda yargıya dair bir çok sorun gündeme taşınıyor. Bunları çözmek için mutlaka adımlar atılmalı. Adalet üstündeki sis perdesini kaldırmalı
Kim ne derse desin normalleşme yoluna gidilmeli radikal adımlar atılmalı.
abdulrahimkaplan@hotmail.com

10 Temmuz 2009 Cuma

türk iş hepimizi kulanıyor

TÜRK-İŞ HEPİMİZİ KULLANDI’
14:10 10 Temmuz 2009


Türk-İş yönetimine toplusözleşme tepkileri sürüyor. Harb-İş Şube Başkanı Kurubacak “Bizi kullandılar. Hayal kırıklığı yaşadık”dedi
Kamuda çalışan 250 bin civarındaki işçi adına Türk-İş ile hükümet arasında imzalanan yeni dönem toplusözleşmesindeki ücret artışları, çalışma dünyasında büyük hayal kırıklığı yarattı. Kamu işçileri, Türk-İş öncülüğünde kararlı eylemlere hazırlanırken, vaad edilenlerin çok altındaki oranların kabul edilmesine, sendikalar da, işçiler de sitem etti.
HARB-İŞ BAŞKANI AÇIK KONUŞTU
Türk-İş'le hükümet arasında imzalanan yeni sözleşme, askeri işyerlerinde çalışan Harb-İş üyesi işçilerini hayal kırıklığına uğrattı. Sözleşme ile birinci yıl ilk altı aylık dönemde ücretlere yüzde 3, ikinci altı aylık dönemde yüzde 5.5 zam yapıldı. İkinci yıl ilk ve ikinci altı aylık dönemlerde ise, ücretler yüzde 2.5 artacak. Harb-İş Sendikası Kocaeli Şube Başkanı Kurubacak, Türk-İş yöneticilerine sitem etti, “Bundan sonra, ya onlar gidecek, ya bu anlayış değişecek” dedi.

‘İŞÇİ BİZE GÜVENMİŞTİ’
Tersane işçilerinin de üyesi olduğu Harb-İş Sendikasının Kocaeli Şubesi Başkanı Kurubacak sözleşmeyi şöyle değerlendirdi:
“Türk-İş bizi kullandı. Çok büyük hayal kırıklığı yarattı. Salı günü sabahı, Türk-İş’in isteğiyle bir bir saat işe girmedik, eylem yaptık. İşçi, sendikadan gelecek her eylem çağrısına uymaya hazırdı. Ama aynı gün öğleden sonra Türk-İş, sadece yüzde 1’lik artışı kabul edip, imza attı. Tavşana kaç, tazıya tut yöntemi uyguladılar. Kırgınız ve söyleyecek fazla söz bulamıyorum. Türk-İş’in bu tavrı, işçilerin sendikaya yeniden başlayan güvenlerinin de kırılmasına neden olacaktır.”

‘İDARİ MADDELERİ BİZ İMZALAYACAĞIZ’
Harb-İş Kocaeli Şubesi Başkanı Kurubacak, Türk-İş’in toplu sözleşmede sadece parasal konularla ilgili maddelere imza koyduğunu, Harb-İş Sendikasının 26 bin üyesi adına sözleşmedeki idari maddeler üzerinde pazarlığı sürdüreceğini de belirtti, “Şimdiye kadar taslaktaki 147 idari maddeden 89’u üzerinde anlaşma sağlandı. Biz bu süreçte, kendi sözleşmemizde idari maddelerde kazanım sağlamak için çaba harcayacağız” dedi.

9 Temmuz 2009 Perşembe

İŞÇİ SİMSARLARI İŞVEREN OLURSA?

AK RARTİ Tarafından çıkartılan yeni yasaya göre özel istihdam büroları açılacak .
_özel istihdam bürosu geçici iş gücü talebini karşılamak amacıyla iş sözleşmesini düzenlediği işçisini ücret karşılığında başka işverene devredebilmektedir.
Böylece bürolarsözleşme yaptıkları işçileri başka sektörlerdeki diğer şirketlere kiralayabiliyor,
Bir işyeri kısmi çalışanı dahil çalışanların%25 ibu bürolar aracılığıyla kiralık işçiden oluşturabilecek.
Özel istihdam büroları işçi simsarları bürolarına dönüşüyor. Işkolu belirsizliği dolayısıyla kiralık işçiler sendikalaşamiyor. Işçi bir mal gibi kiralanabiliyor. Büro bunun karşılığında komisyon alıyor. Işçi kiralıyan işveren işçiye karşı hiç bir sorumluluk taşımıyor.
Taşeronluk ilişkisigeniş kapsamlı uygulamaya dönüşüyor.
_ Tabi yasaya ister kölelik yasası deyin ne derseniz deyin atı alan üsküdarı geçti misali yasa meclisten geçti SN Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı yasa resmi gazetede yayımlandıktan sonar yürürlüğe girecek.
Ama galiba sendikacılar uzayda yaşiyor hiçbir tepkide bulunmadılar üç tane federasyon başkanı sn. Cumhurbaşkanını ziyaret etmekle yasa geri çekilmez beyler eylemlilikle direnişle ve karşı koymayla yasa geri çekilir.
Zaten ksmide olsa çeşitli kamu kuruluşlarında kiralık işçi mevcut(ihaleyle işçi alımı) galiba
Sendikaların bundan haberleri yok.
_yasa yürürlüğe girdikten sonra tuzla işvereni yaşadı şimdiye kadar günde bir işçi ölüyordu bundan sonra 3, 4, işçi ölse kimin umurunda..
_Bu yasa bence yasalaşmış kölelik düzenine giden yolun sistemin altyapısını uluşturma düzenidir.
_Bu yasa İLO ve AB normlarına aykırı koşuların dayatıldığını işverenin taleplerini dikkate alındığını bu yasa çalışma hayatına zaten kangren olan örgütlenme önündeki engele büyük bir set uluşturacağını başkada bir amacı olmadığını düşünüyorum.
BU YASAYLA İLGİLİ İŞÇİ SINIFI YAPACAĞI İKİ TANE İŞ VAR
Birinci iş : işçi sınıfı örgütlenip işçilerin partisini kurarak meclise taşiyarak işçiler lehine yasalar çıkartacak . örgütlenme önündeki yasal engeleri kaldıracak ve işçinin TBMM.deki sesi kulağı olacak.
İKİNCİSİ işçi sınıfı Şubelerden başlayarak sendika AĞAlarını sendikalardan uzaklaştıracak Verimlilğini yitirmiş sendikacıları genelkurullarda alaşağı edecek ve yerine genç dinamik üretken işçi sınıfına önderlik yapacak kapasitedeki işçileri sendika yönetimlerine getirerek bu yasaların çıkmasın engeleyebilecek böyle bir işçi sınıfına karşı hiç bir iktidar durmaz duramaz.
DÜN KAMUDA TOPLU İŞ SÖZLEŞMELERİ BAĞITLANDI
Ilk 6 ay %3 İkinci 6 ay %5.5 vergi ve sigorta primlerdeki artışı ve 2008 yılı enflasyonunu gözönüne alırsak işçilerin kaybı % 6.8 dir bumu sendikacların başarısı?
Yılın ilk eyleminde pes eden sendikacıların sendikacılık yapacak olanağı varmıdır?
Ilk eyleminde teslim olan sendikacılar asker dıpçiğini görürlerse ne yaparlar kimbilir..

abdulrahimkaplan@hotmail.com

25 Haziran 2009 Perşembe

işime dönebilirmiyim?

işe iade davası açabilir miyim?
24 Haziran 2009


Uluğ ilve Yücesoy







BİR bilişim şirketinde uygulama geliştirici olarak çalışırken, projenin sonuna gelindiği gerekçesiyle iş aktim feshedildi. işe iade davası açabilir miyim?



Bir çok şirket çalışanlarını “alınan proje bitti ya da ihalenin kaybedildiği” nedeni ile işten çıkarmaktadır. Bir işverenin en büyük başarısı işten çıkarttığı çalışanını ileri sürdüğü nedende ikna etmesidir. Çalışan ileri sürülen sebepte ikna olduğu için hakkını da arama gereği duymamaktadır.



Sözleşme bile yapılmadan çoğu zaman çalıştırılan beyaz yakalılar, günün birinde projenin bitmesinden dolayı işletmesel karar nedeniyle işsiz kalma durumu yaşamaktadır.



Oysa sözleşme yazılı ise iş aktinde belirli süreli olduğu belirtilmedikçe ister kısmi çalışma süreli olsun ister tam gün çalışma süreli ya da mevsimlik çalışma olsun; iş akdi belirsiz süreli kabul edilir. Ki iş akdi belirli süreli olduğu belirtilse bile belli bir olguya bağlı yapıldığını da işveren kanıtlamak zorundadır.



Sözleşmeniz belirli süreli ya da esaslı bir olgunun varlığına göre yapılmamışsa belirsiz süreli iş akti gibi kabul görülüp, açacağınız işe iade davasında işveren, geçerli bir sebebe dayandığını ispatlamak zorundadır. işe iade davasındaki gözetilen kriterler geçerli olacaktır.



işyerimizle her yıl yenilenen iş sözleşmesi imzalamaktayız. Bu durumda işyerinde sürekli çalışır gibi görünsek de belirli süreli olarak çalıştığımız için iş aktimiz yenilenmediğinde işe iade davası açamayacağımız söylenmektedir. Bu doğru mudur?



Bazı şirketler yıllık sözleşme yapıp, süre bittikçe sözleşmeleri yenilemektedir. Esaslı bir sebep ya da belirli bir olgunun varlığına göre belrili süreli iş akti yapıldığını işveren ispatlayamadıkça üsütüste yapılan belirli süreli iş akitleri başından itibaren belirsiz süreli iş akti olarak kabul edilmektedir. Bu durumda da diğer şartlar da oluştuğu taktirde işe iade davası açma hakkınız vardır.not birgün gzt.alınmıştır

21 Haziran 2009 Pazar

kuşkularım var

Bendeki kuşku nedir biliyormusunuz?
2009 yılı toplu iş sözleşmesinde neye karşılık pazarlanacağımızdır.
bizim sendikacılarımız ağzını açtılarmıikinci yevmiye skalasını eleştirirler bence çok haksızlar niye
niye biliyormusunuz çünkü ikinci yevmiye skalasının altında kendilerinin imzası var.
benim imza attığım onay verdiğim bir şeyi eleştirme hakım varmı?ama ikinci yevmiye skalası neye karşılık toplu iş sözleşmeye kononulduğu
konusunda kuşkularım var.acaba sendikacıların görev süreleriyle ilgili yasal değişikliğiyle karşılığımı?
ama ne yazıkki işçi sınıfının eylemliliklerle elde ettiği kazanımları masa başında geri veriliyor.
Dünkü medyada sayın genel başkanımız ramazan AĞAR ın bir açıklaması vardı ÇARIKLAR ayağımızı sıktı diyordu!bence genel başkanımız yanılıyor
Çarıklar işçi sınıfının ayağını sıktı kangren etmeye başladı sendikacuıların değil sayın genel başkanımız geldiği yeri unuttu galiba!
düne kadar SN. genel başkanım dediği ve milletvekili adayı olduğu tansu ÇİLER değilmiydi işçiye zam vermem
işçiye verdiğim parayı PKK ye vermiş sayarım.GEnel başkanımda o hanım efendinin milletvekili adayı idi bütün işçi sınıfı biliyor.
Biz işçi sınıfı destan da yazarız ağıta yakarız 1970 15,16 haziran ve 1989 bahar eylemleriyle elde ettiğimiz kazanımları kolay kolay geri vermeye niyetimiz yok.
Geri vermeye veya almaya çalışan hükümetler olsun sendikacılar olsun nasıl iktidara getirdiysek düşürmesinide bi,liriz.
ama sakın kazanılmış haklarımıa krizi bahane ederek dokunmayın işçi sınıfı ne 350 milletvekili ile iktidarınızı düşünür
nede koltuklarına 404 ile yapışmış sendikacıları düşünür.
Şube ve genel merkeze sesleniyorum eğer işçi sınıfını birliğini düşünüyorlarsa olağanüstü genel kurul talep eden şubeler
varsa ki vardır yasayı çiğnemesinler rety kararı vermesinler.aksi takdirde gelecekte işçi sınıfının yüzüne dahi bakamazlar.
örneğin mersin yol iş 1 nolu şubenin verdiği ret kararı gibi. %41 imza ile talep ettiler siz oyun ve entrikalarınızla ret ettiniz.
Ret etsenizde işçi sınıfı mücadelesinde asla vaz geçmez ve vaz geçmeyecektir.
İki gün önce TÜRK İŞ başkanı sn. mustafa KUMLU nun gazetelerde demeci vardı sokakların ısınacağını söylüyordu.
bencede doğru söylüyor ama sayın başkanın önderliğindeki işçi sınıfı eylemlerinde değil
onun döneminde işten atılan işsizler ordusuyla ikinci yevmiye skalsı mağdurlarının ve diğer
demokratik kitle örgütleri ve sendikaların eylemlilikleriyle ısınacak gölge etmeyin
Başka ihsan istemez.
bir zamanlar TÜRK İŞ başkanı Bayram MERAL ı beğenmezdik ama şimdei inanın mumla arıyoruz.
Neyseki milletvekili oldu eleştrilerimizden kurtuldu. meclisteki gerek komisyon çalışmaları olsun genel kurul çalışması olsun izzet
ÇETİN ilke beraber iyi bir ikili, oldular ve işçi sınıfının içinden geldiklerini unutmadılar
bende sayın KUMLU ve sayın AĞASRA sesleniyorum nerden geldiğinizi asla unutmayın.
mücadeleye eylemliliklrle elde ettiğimiz kazınımları masa başında geri vermeyin.
bu konuda kuşkularım var neye karşılık olursa olsun işçi sınıfı güçlüdür işçi sınıfının gücüne karşı hiç
bir güç duramaz yeterki siz masada irade ve kararlığınızı ortaya koyun.

abdulrahimkaplan@hotmail.

15 Haziran 2009 Pazartesi

iş kur ve iş umudu

İŞ UMUDU İŞ-KUR’DA BİLE İSTİHDAM SIKINTISI VAR!
13:51 15 Haziran 2009

Binlerce insanın kapısında iş umuduyla beklediği İş-Kur kendi istihdam sorununu çözmek için adım atmaya hazırlanıyor. Çalışmaların ardından kuruma 500 personel alınacak
Kriz sürecinde uygulayacağı işgücü politikaları ve toplum yararına programları ile işsizlere umut olması gereken Türkiye İş Kurumu (İş-Kur) kendi istihdam sorununu dahi çözemiyor. Bu çerçevede Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş-Kur’daki istihdam sorununu çözmek üzere harekete geçti. İlk etapta Türkiye genelinde faaliyet gösteren 109 hizmet biriminde çalışmak üzere 500 sözleşmeli personel alınması planlanıyor. Aktif İşgücü Programları'nın güçlendirilmesi için ise İl İstindam ve Mesleki Eğitim Kurulları'nın etkinliğinin artırılması gerekecek.
İşsizlikle mücadele çerçevesinde açıklanan “Aktif İşgücü Programı’nda” etkin bir rol üstlenecek olan İş-Kur’un, öncelikli kendi istihdam sorununu çözmesi gerekecek.
Edinlen bilgiye göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı’nın onay vermesi halinde İş-Kur’a ilk etapta Türkiye genelinde 81 il müdürlüğü ile 28 şube müdürlüğünde çalışmak üzere 500 sözleşmeli personel alacak. Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan İstihdam Paketi’nin yasalaşma süreci içinde personel alımı için duyuruya çıkmayı planlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ÖSYM tarafından düzenlenen Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda başarılı olma şartı arayacak. Bu arada Aktif İşgücü Programları'nın güçlendirilmesi için İl İstindam ve Mesleki Eğitim Kurulları'nın etkinliğinin artırılması da gerekecek. Geçen yıl çıkarılan İstihdam Paketi çerçevesinde “İl istihdam ve Mesleki Eğitim Kurulları”nı güçlendirme yoluna giden hükümet, yeni açıklanan istihdam paketinde söz konusu kurullara hangi projelerin destekleneceği ve hangi alanda mesleki eğitim verileceği ile ilgili büyük sorumluluk vermesi nedeniyle bu süreci hızlandıracak. Ayrıca özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma yetkisi verilerek, sistemin tıkanmasının önüne geçilmeye çalışılacak.

DÜNYADA İŞ BULMA KURUMLARININ HALİ
İşsizlik oranı yüzde 8 olan Almanya’nın istihdam kurumunda 100 bin kişi çalışırken, şubat ayı işsizlik rakamı yüzde 16.1’i bulan Türkiye’nin kamu istihdam kurumu olan İş-Kur'da yalnızca 2 bin 520 kişi istihdam ediyor. Mart ayında açıklanan işsizlik verisi yüzde 7.4 olan İngiltere’de istihdam bürosunda 68 bin kişi, işsizlik oranı yüzde 8.8 olan Fransa’da ise 45 bin kişi istihdam ediyor.
İşsizlik rakamları açısından Avrupa’nın lideri olan ve nüfusu 40 milyon civarında bulunan İspanya ise istihdam bürosunda 3 bin 500-4 bin kişiyi istihdam ediyor. Nüfusu İstanbul’dan az olan İsveç’in istihdam bürosunda 10 bin kişi, Bulgaristan’da ise 3 bin 500-4 bin kişi çalışıyor. Kriz nedeniyle artan işsizlik sorunuyla mücadele etmek için işgücü piyasalarına yönelik tedbirler açıklayan bu ülkeler, istihdam bürolarının teknik altyapısını geliştirmekle beraber, çalışan sayısını artırıyor. ANKA

ptt cinin birikimleri gasp edildi

POSTACININ TÜM BİRİKİMİ BİR KANUNLA ELİNDEN ALINDI
13:53 15 Haziran 2009


1953 yılından beri biriktirdikleri paraları alamayan postacılar AİHM'ye başvurarak haklarını arayacaklar. Bağımsız Haber-Sen Genel Sekreteri Yaşar Bayın, kefalet sandığında biriktirdikleri paraları elinden alınan PTT çalışanlarının önümüzdeki günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuracağını belirtti.
Bağımsız Haber-Sen Genel Sekreteri Yaşar Bayın yaptığı açıklamada, PTT’de çalışan kefalete tabi personelin 1953 yılından beri maaşlarından yüzde 2 oranında kesinti yapılarak biriktirdikleri 252 milyon TL’lik birikimlerinin 2004 yılında çıkartılan 5189 sayılı Kanun’la ellerinden alındığını ifade ederek, “PTT Personeli Müteselsil Kefalet Sandığı 1953 yılında kuruldu. Bu sandığa PTT’de kefalete tabi görevlerde çalışan personel zorunlu olarak üye oldu. Sandığa giriş aidatı olarak ilk ay maaşlarının yarısını ödeyen personel her ay maaşının yüzde 2’si oranında da katkı yaptı. 2004 yılında çıkartılan 5189 sayılı kanunun 6’ncı maddesi ile 406 sayılı eklenen geçici 8’inci madde ise PTT çalışanların alın teri birikimleri ellerinden alındı” dedi.

252 MİLYON TL'NİN 25 MİLYONU EMEKÇİYE
Sandıkta biriken 252 milyon TL’nin sadece 25 milyon TL’sinin hak sahiplerine dağıtıldığına dikkat çeken Bayın, geri kalan 227 milyon TL’nin 160 milyon TL’sinin PTT Genel Müdürlüğü’ne, 67 milyon TL’sinin de Hazine’ye gelir kaydedilmek üzere Maliye Bakanlığı’na aktarıldığını ifade etti. İlk önce bu kanunun yasalaşmaması için dönemin Cumhurbaşkanı’na gittiklerini anlatan Bayın, şöyle devam etti:
“Bu kanunun iptali için ana muhalefet partisi aracılığı ile Anayasa Mahkemesi’ne dava açtırdık, olmadı. Seçim çalışmaları esnasında Başbakana çeşitli illerde dosyalar ilettik yine olmadı. En son Danıştay 11’inci Dairesi’nde açtığımız dava da 29 Ocak tarihinde sonuçlandı, yine olmadı.
“Ancak bu davanın sonuçlanmasıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 35’inci maddesi gereğince Türkiye’deki iç hukuku tükettiğimiz için AİHM’ye dava açma hakkını elde etmiş olduk. AİHS gereği AİHM’de altı ay içerisinde dava açmak zorunda olan Bağımsız Haber-Sen Temmuz ayı içerisinde davasını açmış olacak.”

11 Haziran 2009 Perşembe

BAŞKANI VİZYONU

1 Çalışma Yaşamı / Yaşam ve Hukuk / BAŞKANIN VİZYONU : Bugün 20:11:21
Sanırım Başkanın önümüzdeki süreçte yapacakları çalışmalarla ilgili projeleri vardır.
Yani projelerin başında muhalefeti pazarlama. sendika olanaklarını muhalefete baskı aracı olarak kulanma gibi. umarım aklını başlarına alırlar bir daha böyle bir yalnışa düşmezler ama görünen o ki hala entrika çalışmaları devam ediyor.
3 mayısta yapılan duruşmada hakimin verdiği ret kararında siz başkanı görseydiniz sanki kurtuluş savaşı kazanmış bir komutan gibi çığlıklar atıyor çocuk gibi sevince boğuluyor ve çocukça bağırarak yaşasın demokrasi, diyerek bağırması tuhaf değilmi? yani mahkeme ulumlu karar verseydi anti demokratikmi olacaktı? başkana göre öyle bana göre tersi hem iş yasasına göre hem sendika tüzüğüne göre olağan üstü genel kurulun tüm şartlarını yerine gatirdik yasanın 12 madesini ihlal eden şube yönetimine yasanın 53 madesine göre kayyum atanması gerekiyordu ancak sn. mahkeme taktir kararını o yönde kulandı saygı duyarız.
baskan bağırarak yaşasın demokrasi eğer sendika içi demokrasi işleseydi işçiler sizi hiç bir zaman yönetime seçmezdi.
ama şunu unutmayınki süreç devam ediyor mersin mahkemesinin verdiği kararı Adana mahkemesini bağlamiyor biz gereken itirazlarımızı yaptık sunucu ne olursa olsun yargı sürecini sonuna kadar devam ettirmeye kararlıyız.
Bu arada bütün işyerlerimizi dolaşacağız mahkeme sürecini anlatacağız,bu günkü sendika yönetiminin sendikayı yönetemediklerini , anlatacağız işçi sınıfının haklarını savunamadıklarını, 3 aydır devam eden toplu iş sözleşmesindeki gelişmeleriyle ilgili işçileri bilgilendimediklerini toplu iş sözleşme masasında bir bütün olarak yetersiz kalındığını anlatacağız. böyle bir yönetimle toplu iş sözleşme masalarıonda kazanım sağlayamiyacağımızı anlatacağız
bu nedenle yaz kış demeden bu günkü yönetim gidene kadar mücadelemizi artırarak devam edeceğiz.
Hep birlikte omuz omuza vererek ya mahkeme kararıyla yada kendileri olağan üstü genel kurul kararı alana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
Bakalım sayın şube başkanımız yine bağıracakmı yaşasın demokrasi . uysaki kendilerin demokratlığı tartışılır muhalefeti hazmedemiyen sendikacı demokrat olabilirmi? bizim yürütüğümüz muhalefet çalışması zaten demokrasi mücadelesidir.
ve biz diyoruzki yaşasın demokrasi yaşasın mücadelemiz,
Hep birlikte mücadeleye,
Hep birlikte yeni yönetimlere,
Hep birlikte güzel yarınlara

abdulrahimkaplan@hotmail.com

8 Haziran 2009 Pazartesi

15.16 haziran

16 Haziran “Genel Direniş”

İşçi sınıfının doğuşundan bu güne kadar hep iki sınıf arasında mücadele olmuştur. Bazen işçi sınıfı bilinçlenip mücadele için harekete geçtiğinde ezen sınıf her an hazırlıklı tuttuğu asker ve polisiyle işçi sınıfına saldırıya geçti. İşçi sınıfı, dünyanın her yerinde ve Türkiye’de çok darbeler yaşadı.

1960’lı yıllardan önce sadece iki parti vardı. CHP ve Demokrat Parti. Demokrat Parti iktidarı döneminde, başbakan Adnan Menderes, cumhurbaşkanı Celal Bayar yönetimi, bugünkü yönetime benzer bir iktidardı. “Ben ne dersem o olur” zihniyetli, gerici, her köye cami yaptırma, herkese namaz kıldırma peşinde, ABD’ye kesin itaat içindeydi. Bu hükümeti yıkan 1960 askeri darbesi oldu. Sivil yönetim sona erdi, cumhurbaşkanı, başbakan ve bazı bakanları yargılandı. Başbakan, iki bakanıyla asıldı, cumhurbaşkanı yaşlı olduğu gerekçesiyle asılmadı. Darbeci generallerin hazırlattığı 1961 Anayasası, Türkiye’nin en demokratik anayasası oldu.

Türk burjuvazisi, bu dönemden sonra 1970’lere kadar sanayiye yöneldi. O zamana kadar biriktirdiği sermaye ile ancak montaj sanayisi oluşturabildi. Sanayinin bu çarpık gelişmesi ve sermayenin bu sanayileşmeye yatırılması, 1970’lere gelinmeden bir ekonomik kriz doğurdu.

Ancak, bu dönemde artan işçi sayısı, işçi sınıfının sayısal ve bilinç olarak güçlenmesine yol açtı. İşçi sınıfı, krize giren burjuvazinin aksine mücadelesini gittikçe arttırmış, grevler ve başka mücadeleler yoluyla ekonomik ve demokratik haklarını arttırmıştı. Tüm bu mücadeleler, işçilerin bilincini de arttırıyordu. Sonuçta 15-16 Haziran’ı doğuracak patlamalar gelişti.

15-16 Haziran’ı yaratan sebepler, örgütlülüğü ve gücü gittikçe artan işçi sınıfını durdurma isteğiydi. Burjuvazi, işçi selini durdurmak ve önüne dalgakıran koymak için 1961 Anayasası’nın özgürlükçü maddelerini değiştirmek ve yerine baskıcı, kısıtlayıcı maddeler koyarak işçi sınıfının kazanılmış haklarını elinden almak istiyordu. Ama bunu başaramadılar. Çünkü karşılarında ilkokul mezunu olmayan dahi olmayan ama hakları için patlamaya hazır bir işçi sınıfı vardı.

İşçi sınıfı, burjuvazinin tanklarına, toplarına, polisine karşı kararlı bir şekilde iki gün direndi. Üç işçi katledildi. Her şeye rağmen 15-16 Haziran zaferle kazanıldı.

Bu sınıf mücadelesinden yenilgiyle çıkan burjuvazi, 12 Mart 1971 muhtırasıyla rövanşı almak istedi. Yapılan askeri darbe ile işçi düşmanı Nihat Erim hükümeti kuruldu. Adım adım işçi sınıfı yok edilmeye, sendikal haklar kısıtlanmaya, örgütler dağıtılmaya başlandı. Baskılar, sıkıyönetim, grev çadırlarına saldırılar 1980’e kadar sürdü.

12 Eylül 1980 askeri darbesi ise işçi sınıfına daha ağır zarar verdi. Fabrikalarda temsilci, delege ne kadar öncü işçi varsa toplandı, aylarca işkence yapıldı.

Her şeye rağmen işçi sınıfı yine ayakta. 15-16 Haziran’dan ders çıkarmak, o dönemin işçi sınıfının yolundan gitmek istiyorsak daha güçlü bir 15-16 Haziran yaratabiliriz.

7 Haziran 2009 Pazar

emekliye zam şakası

Emekli maaşlarına zam haberlerine inanmayın
16 Mayıs 2009
İşçi emeklilerinin maaşlarının asgari 900 liraya yükseltileceğine dair haberlerin doğru olmadığı ortaya çıktı.


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hazırlanan intibak yasa taslağının Başbakanlığa gönderildiği haberlerinin gerçek olmadığını açıkladı. Bakanlık yetkilileri, böyle bir çalışmanın bugün için söz konusu olmadığını belirttiler. Bir bakanlık yetkilisi, “Bu siyasi iradenin alacağı bir karardır. Bize bir çalışma yapın denirse yaparız. Ancak şu ana kadar bizden İntibak Yasa Taslağı hazırlanmamız istenmedi” dedi.



Bazı basın yayın organlarına yansıyan habere göre, hazırlanan İntibak Yasa Taslağı SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur emeklileri arasında maaş farklılıkların giderilmesini öngörüyor. Buna göre halen 620 lira olan en düşük emekli aylığının 900 liraya çıkarılması planlanıyor.



Türkiye İşçi Emeklileri Derneği ise, yasa taslağının önceki Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in talimatıyla hazırlandığını ancak daha sonra maliyetler göz önüne alınarak taslağın rafa kaldırıldığı bilgisini verdi. Yeni Bakan Dinçer’in ise taslağı Başbakanlığa gönderdiğini belirten dernek yöneticileri, Başbakanlık ve Çalışma Bakanlığı bürokratlarının burada bir çalışma yaptıkları bilgisinin kendilerine ulaştığını söylediler.




Dernekten alınan bilgiye göre, işçi emeklilerinin maaşlarının yasalar gereği asgari bin 200 civarına yükseltilmesi gerekiyor. Ancak bunun maaşlara geçmişe dönük uyarlanması için 3.5 ila 4 milyar lira kaynak gerekiyor. Yeni maaşların bütçeye yıllık yükünün ise 2 ila 3 milyar lira olacağı hesabı yapılıyor.



Ancak hükümetin maaşları 1200 seviyesi yerine 900 liraya yükselterek, işçi emeklilerinin dava açmasını önlemek istediği yorumları yapılıyor. Yasal bir hak olan intibak’ın yapılmaması durumunda işçi emeklilerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceği ve bunun da Türkiye’ye maliyetinin çok daha yüksek olacağı yorumları yapılıyor.



5 milyon işçi emeklisinin yaklaşık 3 milyonu 620 ila 650 lira ortalama maaş alıyor.

5 Haziran 2009 Cuma

işveren atıyor sendika rahatlıyor

Moderatöre Bildir 78.161.112.56



a.kaplan
Genel Moderatör
Üye

Online

Cinsiyet:
Mesaj Sayısı: 110



işveren atıyor sendika rahatlıyor
« Yanıtla #3 : Bugün 19:07:23 » Alıntı Değiştir Sil Konuyu böl

--------------------------------------------------------------------------------

Turnusol kağıdı işlevi gören küresel krizle Türk sendikacılığının içler acısı durumu da ortaya çıktı.

İşçi sendikaları, işverenin bağlı olduğu Oda ve Borsalar gibi aidat toplamaktan başka bir şey yapmazken işçi ve işveren kesiminin neredeyse tek ortak noktası hükümete el açmaları ve çözümü ondan beklemeleri.

Oda ve Borsalar üyelerinden topladıklarının çok cüzi bir kısmını yine üyelerine kredi olarak kullandırmaya başladı.

İşçi sendikaları bunu bile yapmıyor.

Oysa topladıkları aidatları işsiz kalan üyelerine kullandırarak onların geçici olarak hayatlarını idame etmesini sağlayabilirler.

***

Son dönemde sendika yöneticileri hakkındaki iddiaların artması sendikaların itibar kaybının en somut delili.

Bana ulaşan bir olay ve iddia şöyle:

Sanayi şehri Kocaeli'nde iki hafta önce Pirelli Lastik Fabrikası kriz nedeniyle 80 işçiyi çıkartacağını duyurdu.

Karara tepki gösteren çalışanlar vardiyayı terk etmeyerek fabrikada eylem başlattı. Bunun üzerine sendika fabrika yöneticileri ile görüşmelere başladı.

Müzakere sonunda 50 işçi kaldı, 30 işçi fabrikadaki arkadaşlarıyla vedalaşarak gözyaşlarıyla ayrıldılar.

İddialara göre atılan 30 işçi, fabrikadaki sendikanın içinde yer alan muhalifler. Sendika temsilcileri, işten çıkartılacaklar arasında kendine yakın olanları fabrikada tutarken kendine muhalif olanları da işverenin inisiyatifine bıraktı.

Böylece sendika yöneticileri fabrikada kendi muhaliflerini de tasfiye etmiş oldu.

İşten çıkartılanların arasında fabrikadaki işçi baş temsilcisinin de bulunması ve bunun da sendika yöneticilerine muhalif olması iddiaların ciddi olduğu izlenimini veriyor.

***

Sağlık İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu'nun yukarıdaki iddiaların artması ve sendikalar hakkındaki olumsuz fikirlerin önlenmesine yönelik güzel bir önerisi var.

Başoğlu, yoğunlaşan suiistimal söylentilerini yolsuzluk söylentilerini sendikaların mal beyanında bulunmak suretiyle gidermesini istiyor.

Bu konuda öncülüğü üstlenen Başoğlu geçen yıl Cumhurbaşkanlığı'na yazılı başvuruda bulunarak sendikanın Devlet Denetleme Kurulu tarafından denetlenmesini istemişti.

Bugüne kadar talebinin yerine gelmediğini belirten Mustafa Başoğlu, gönderdiği mektupta taşınır taşınmaz bütün mal varlığını da tek tek açıklamış.

Başoğlu mektubunda kısaca şöyle diyor:

1962 yılından beri aktif sendikacı olarak, sendikanın arabalarını veya telefonlarını özel işlerimde kullandığım takdirde, bunun karşılığında sendika kasasına para yatırdım. (Belgeleri ile sabittir.)

Sendikada ücretli yöneticilerin mal varlıklarını açıklamaları ve “Sendikacılar işçinin parasını yiyor” biçimindeki söylentileri ortadan kaldırmaları gerekir.

Hodri meydan.diyormustafa başoğlu düşününki 1962 yılından bu yana bilfiil sendikacı tam 48 yldır profesyonel sendikacı 30 yaşında sendikacı olduğunu varsayarsak sayın başoğlu tam 78 yaşında siz sayın sendikacılar mezarda emekliliğe hayır sakın demeyin çünkü mezarda emeklilik yaşı 65 tir siz ise 80 yaşındasınız
size diyecek sözüm yok siz yemeye devam edin sizi hala seçmeye devam eden işçiler utansın..

abdulrahimkaplan@hotmail.com

işçiye müjdeli haber

Çalışanlara Müjdeli Haber!
05 Haziran 2009 16:35Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, kıdem tazminatının kaldırılmasının söz konusu olmadığını söyledi. İşte ayrıntılar:

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, kıdem tazminatının kaldırılmasının söz konusu olmadığını söyledi.

Dinçer, Sosyal Güvenlik Kurumu Toplantı Salonu'nda ekonomi ve çalışma hayatı muhabirleriyle bir araya geldi.

Sosyal güvenlikte ana felsefesi belirlenmiş, çerçevesi çizilmiş bir alanda çalışmaları sürdüreceklerini anlatan Dinçer, ana stratejinin doğru olması dolayısıyla işlerinin kolay olacağını düşündüğünü söyledi.

Bundan sonraki süreçte temel paradigmayı değiştirmeyeceklerini vurgulayan Dinçer, uygulamada karşılaşılan sorunlarla ilgili olarak sosyal güvenlik reformunda değişiklikler olabileceğini dile getirdi. Dinçer, ''Sosyal güvenlik alanında çok temel bir değişiklik öngörmüyorum'' diye konuştu.

Kayıt dışı konusunda kamu idaresinde temel bir strateji belirleyeceklerini belirten Dinçer, Türkiye'de kamu idaresi ile ekonomik ve sosyal sektörler rasyonel bir zemine kavuştukça kayıt dışılığın önlenebileceğini vurguladı.

Kayıt dışıyla mücadele konusunda başlayan süreci önemsediğini ifade eden Dinçer, ''Kayıt dışına karşı ciddi ve iyi niyetli bir mücadele var. Zaman zaman yüzde 100 yürütülemese de uzun dönemde bu sorun çözülecektir'' dedi.

Dinçer, kamu idaresinin ödüllendiren değil, cezalandıran bir niteliğe sahip olduğuna işaret ederek, bu anlayışın değişmesi ve kayıt dışı ile mücadelenin iş yerlerinin yararına olduğunun anlatılabilmesi halinde olumlu bir adım atılacağını söyledi.

Otoriter yaklaşım tarzının sorunlar yaratabildiğini anlatan Dinçer, tek tek teftiş yerine rehberlik ve hocalık yapan bir modelin daha olumlu sonuçlar verebileceğini belirtti.

Ömer Dinçer, iş yeri teftişleri konusunda yeni bir projeyi hayata geçirmeyi planladıkları bilgisini verdi. Bu alandaki mevcut yaklaşım tarzını değiştirmeyi öngördüklerini anlatan Dinçer, bu konuyu net bir şekilde planladıktan sonra kamuoyuyla paylaşacaklarını ifade etti.

AB ve ILO standartlarının ülkeler için temel bir gereklilik olduğunu vurgulayan Dinçer, bunların içselleştirilmesinin zaman gerektirdiğini ve çaba istediğini dile getirdi.

''KIDEM TAZMİNATINDA UZLAŞMA ARAYACAĞIM''

Bakan Dinçer, son günlerde ortaya çıkan kıdem tazminatı gündemini kendisinin oluşturmadığını, kendisi göreve gelmeden önce bu konunun Üçlü Danışma Kurulu gündemine alındığını anımsattı. Dinçer, ''Ben kıdem tazminatını gelir gelmez gündeme getirmiş değilim'' dedi.

Bu konuda bir mutabakat sağlanması ve ''güle oynaya'' bir karar verilmesini istediğini vurgulayan Dinçer, şunları kaydetti:

''Konuşmazsak, duvarlar örersek sorunu çözemeyiz. Ben sorunun varlığını kabul ediyorum. Çözüme ilişkin modeli konuşarak ortaya koyabiliriz. Kıdem tazminatının kaldırılması diye bir şey yok. Fon, tıpkı İşsizlik Fonu'nda olduğu gibi işten ayrılındığında belli bir tazminat ödenmesini garanti altına alıyor. Mevcut haklar aynen korunacak. Yeni katılanlarla ilgili düzenleme yapılacak. Devletin teminatı olacak.''
Dinçer, kıdem tazminatında yapılacak olası bir düzenleme için sosyal taraflarla uzlaşma arayacağını bildirdi.

Kıdem tazminatı konusunda kendisinin ortaya koyduğu bir model olmadığına işaret eden Dinçer, bu nedenle olası bir düzenleme için bir takvimden söz edilemeyeceğini, kendisinin de şu anda ''moderatör' konumunda bulunduğunu söyledi.

Dinçer, sendikaların bu konuda izlenecek sürece dahil olmasının oluşabilecek yanlışlıkların önlenmesine imkan vereceğini belirterek, ''Şu andaki zamanlama işverenler için uygun ama işçiler açısından uygun değil'' diye konuştu.

İşsizlik sigortasında sahiplik ölçülerinin başlangıçta zor olabileceğine ancak 3-5 yıl gibi bir dönemde bu kapsama milyonların girebileceğine işaret eden Dinçer, ''Popülist yaklaşımla hak sahipliği şartlarını gevşetirsek yarın bizi suçlayabilirsiniz. İşsizlik sigortasında oyunun tarafları belli ve kuralları bilinmekte'' dedi.

''İŞSİZLİĞİN ÇÖZÜMÜ EKONOMİK BÜYÜME''

Küresel krizin işsizlik sorununu daha da ağırlaştırdığını dile getiren Dinçer, kronik işsizliğin çözümünün makro ekonomik büyümeden geçtiğini, ekonomik büyümeyle bu sorunun da gerileyeceğini vurguladı.

Dün açıklanan yatırım teşvik sisteminin ekonomik büyümeyi sağlayacak ve yapısal işsizliği hedef alan bir program olduğunu anlatan Dinçer, bakanlığın istihdamın genişletilmesiyle ilgili programın ise gerçek anlamda işsizliği çözmeye değil, kriz nedeniyle ortaya çıkan ağır işsizliğin sosyal etkilerini azaltmaya yönelik olduğuna dikkati çekti. Dinçer, hem yapısal hem de konjonktürel işsizliğe karşı bir takım tedbirleri ortaya koydukları kaydetti.

Dinçer, geçici istihdam konusunda, illerdeki istihdam ve mesleki eğitim kurullarının toplum yararına ihtiyaç duyulan konuları belirleyip, ilgili projeleri onaylayacaklarını ve hizmet satın alma yöntemiyle bunların karşılanacağını söyledi. Dinçer, bu kapsamda istihdam edileceklerin İŞKUR'a kayıtlı olmalarına bakılmayacağını, yeni istihdam şartının yerine getirilip getirilmediğine bakılacağını belirtti.

Dün açıklanan paketin düşünüldüğü gibi yüksek maliyeti bulunmadığına işaret eden Dinçer, yatırımlar konusundaki düzenlemeler için bir kaynağa ihtiyaç olmayacağını çünkü sadece ileriye dönük bazı gelirlerden vazgeçildiğini anlattı.

Dinçer, paketin istihdam ayağıyla ilgili 2009-2010 yılları proje değerinin ise 1 milyar 6 milyon TL olduğu bilgisini verdi.

PRİMSİZ ÖDEMELERE İLİŞKİN ÇALIŞMA

Ömer Dinçer, primsiz ödemeler konusunda da bir çalışma başlatacaklarını bildirdi.

Bu konuda yeni baştan bir çalışmaya gerek olmadığını dile getiren Dinçer, belli bir noktaya gelindiğini söyledi.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'nun da primsiz ödemeler kapsamına alınması gerektiği düşüncesinde olduğunu aktaran Dinçer, ''Ülkenin genel yararını, bazı kesimlerin, grupların yararına feda etmeyelim'' diye konuştu.

''TÜKETİMİ TEŞVİKLE SIKINTIYI AŞAMAYIZ''

Krizin aşılması sürecinde ara malı talebinin canlandırılması gerektiğini vurgulayan Dinçer, ''Tüketimi teşvik edecek tedbirlerle yaşadığımız sıkıntıyı aşamayız. Tüketime para aktarıldığı halde bu gıda ve giyime yönelecektir. Bireysel tüketim yerine girdiyi teşvik eden bir mekanizmayı oluşturmalıyız. Lütfen (insanlara para verin) demeyin'' dedi.

Kısa çalışma ödeneği, işsizlik sigortası için yapılan başvurularda azalma olduğuna dikkati çeken Dinçer, ''İşsizlik azalacak demiyoruz ama işsizlik artış oranı azalıyor'' diye konuştu.

Ömer Dinçer, nisan ayı itibarıyla kısa çalışma ödeneğinden 32 milyon 881 bin 173 TL ödeme yapıldığını, başvuru süresinin yetersiz kalması halinde bunu uzatabileceklerini belirti.

Aktif sigortalı sayısında son aylarda bir azalmanın göze çarptığını ifade eden Dinçer, bunun doğal olarak prim gelirlerini düşürdüğünü ancak sağlıklı bir değerlendirme için 2 aylık bir bekleme süresine ihtiyaç olduğunu kaydetti.

4 Haziran 2009 Perşembe

HÜKÜMET KİME ZAM VERECEK

1 Haberdar Ol / Gündemdeki Haber Başlıkları... / HÜKÜMET KİME ZAM VERECEK? : Bugün 20:25:42
Başlıktada belirttiğim gibi hükümet kime zam verecek.
Her şeye rağmen koltuklarına yapışan sendikacıların önderliğindeki sendikacılarla mı?
yoksa 70 yaşına gelmiş sırtını bir yerlere dayamış sendikacılarlamı?
yada Baston ve koltuk değnekleriyle yürüyebilen sendikacılarlamı?
Ergenekon davasından tutuklu bulunan sendikacılarlamı?
yoksa işçi sınıfını karşısına alma pahasına olağanüstü genel kuruldan kaçan sendikacılarlamı işçilere zam verecek.bu hükümet
sevgili arkadaşlar zam verilmez alınır hak verilmez alınır. ama işçi sınıfıyla , sendikacısıyla , esnafıyla , işsiziyle bir bütün olan ülkelerde
yani sendika içi demokrasini n çalıştığı sendikaların toplumla bütünleştiği toplumlarda için hak alınır.
Bakın 2009 yılı toplu iş sözleşmesi için hükümetten gelen teklife bakın 2009 yılı 6 aylık dilimler için% 3 .zaaaaam
2010 yılı 6 aylık dilimler için % 2.5 er zaaaaam 1000 lira altında maaş alan işçilere 25 lira zaaaam ..
desenize 2 inci yevmiye skalası mağdurları yaşadı mağdurluktan kurtuldular. onlar sendikacılara kurban oldular .
onların yapacağı tek iş var biz bu sendikacıları istemiyoruz.
bütün şubelerde muhalefet uluşturacaklar. siz o zaman görün nasıl zam aliyorlar.
sevgili arkadaşlar kimi işkollarında 6 aydır kimi iş kollarında 3 aydır toplu iş sözleşmesi başlıyalı ALLAH için söyleyin
TÜRK İŞ ve bağlı sendikaların hiç bir eylemi hiç bir bemecini gördünüzmü ? yada duydunuzmu? duyamasınız çünkü karınları tok sırtları pek.
işçiler onların umurunda değil. çünkü her sendikacının toplam işçiye maliyeti yaklaşık 15 bin lira civarındadır.
kusura bakmasınlar ya aldıkları parayı hak etsinler yada sendikayı bıraksınlar. bıraksınlarki genç dinamik işçilerle bütünleşmiş halkıyla bütünleşmiş ,
2 yevmiye skalasını içine sindirmeyen sendika olanaklarını işçilere baskı aracı olarak kulanmayan ,
işçileri iverene ispiyon etmeyen genç emekçiler sendika yönetimlerine gelsin.
yoksa alacağınız zam % 2 dir söz karar sizin elinizde. ya hep berabr ya hiç birimiz..
abdulrahimkaplan@hotmail.com

3 Haziran 2009 Çarşamba

MAHKEME KARARI

1 Çalışma Yaşamı / Yol-İş / MAHKEME KARARI : Bugün 19:01:54
Sevgili karayolları ; Bayındırlık ve DLH çalışanları mersin yoliş sendikası 1 nolu şube nin olağan üstü genel kurulu talebimizi ret kararı vermesinden sonra başlattığımız yargı süreci bugün mersin 1 iş mahkemesi talebimize red kararı verdi.
gerekçeli karar çıktıktan sonra temiz için danıştaya başvuracağiz olağan üstü genel kurul için sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
bundan sonraki süreçte hem olağan üstü genel kurul için mücadelemizi sürdüreceğiz hemde olağan genel kurul delege çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
bütün teşkilatı dolaşacağız en ücra şantiye ve bakım evlerine olaşacağız bu günkü mevcut sendika yöneticilerinin işçiler arasında nasıl nıfak tohumları ektiğini
nasıl ırkçılık yaptıklarını işçi sorunlarını çözemediklerini işverenden nasıl tokat yediklerini anlatacağız bütün bu problemleri işçilere anlattığımızda inaniyorumki
hiç bir işçi arkadaşımız bu yöneticilerimize daha itibar etmeyecektir.
onun için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz taki 15 sene önce teşkilattan EMEKLİ olmuş sözde sendikacıları EMEKLİ edene kadar sürdüreceğiz bundan dolayı biz işçiler birbirimize sahip çıkacağız.
kurmuş olduğumuz karayolları çalışanları dayanışma derneğimize sahip çıkacağız. YOL: KOOP.a sahip çıkacağız .
ama şuna inaniyoruz hukuk kende biz haklıydık çünkü 12 maddenin tüm gereklerini yerine getirdik . çünkü olağanüstü genel kurul ile ilgilitüm şartları yerine getirdik yinede gerekçeli karar çıkmadan mahkeme kararıyla ilgili yorum yapmiyacağiz .
önümüzdeki süreçte bütün arkadaşları bu günkü şube yönetimine karşı mücadeleye ve birliğe çağiriyorum.
YAŞASIN İŞÇİLERİN BİRLİĞİ
YAŞASIN MÜCADELEMİZ
abdulrahimkaplan@hotmail.com

KİM HAKLI?

Konu emekli aylığı bağlamanma hesaplamasıyla ilgili TÜRK İŞ ile Habertürk gazetesi yazar Ali TEZEL arasınsaki söz düelosu kanımca Ali tezel haklı niye biliyormusunuz? eskiden 5 yıl ortalaması alınan emeklı aylığı bağlama daha sonra 10 yıl on yıl ortalaması alındı 1 ekim 2008 itibariyle tüm çalışma sürelerinin ortalaması alınıyor. burda emekli maaş bağlama tutarının düşeceği kesin ama ne kadar düşeceği de uzmanların işi.
TÜRK İŞ in genel başkanlıklara gönderdiği yazıda şöyle diyor. bazı yazılı ve görsel basdında çıkan yayınlara bakılırsa emekli bağlama oranları düşecekmiş böyle bir şey yok kesinlikle bu tür yayınlara itibar etmeyin diyor.
bu konu da adres gösteriyor SGK. ve TÜRK İŞ ama ikisinde de bu güne kadar hiç ses çıkmadı . TÜRK İŞ Ee soruyorum? SSK ya el konulduğunda sen ne yaptın?
Ali TEZEL diyorki TÜRK iş bilmediği konularda hariçten gazel okumasın istiyorlarsa mezun ettiğimiz 90 uzmandan bir tanesi onlara öğretsin.
birde TÜRK İŞ in açıklamasına bakalım , TÜRK İŞ sigortalının çalıştıkça emekli aylığının düşmesi sözkonusu değildir bu tür değerlendirmeler işçilerin kafasını karıştırmaktan başka birşey değildir. bu konularda bazı kişiler internette siteler kurarak kazanç sağlamaktadır diyor..
Ali TEZEL idia ediyor SSK ve Bağkur luların aylık prime esas kazancı 2200 liradan az ise alacakları emekli aylığı çalıştıkça düşer 2200 liradan fazlaysa aylıklaı aynı kala biliyor yada çok az miktarda arta biliyor. Ali TEZEL tekrar ediyor yaklaşık 1 aydır hergün basında bağıra bağıra söylüyorum ne SGK.de ne BAĞKUR da hiç bir tepki gelmedidiyor. TÜRK İŞin tepkisinide şu şekilde değerlendiriyor 1 TÜRK İŞte emekli aylığı hesaplamasını bilen olmayabilir.
2.TÜRKİŞ emekli aylığını çalıştıkça düştüğünü işçilerin öğrenmesini istemeyebilir .
3TÜRK iş bu işi beceremeye bilir.
bu arada bende hem TÜRK İŞ e hem sendika genel merkezlerine soruyorum?gerçekten emekli aylığı bağlama hesabını yapacak uzman kadro nuz yokmu?
Var ise neden ali tezel hakl veya haksız dır demiyor.
Eğer uzmanınız yoksa neden bir tane uzman görevlendirmiyorsunuz? yoksa ya aidatlar az geliyor yada eski sendikacı abilerimi ve çokuklarında sıra mı gelmiyor
abdulrahimkaplan@hotmail.com

28 Mayıs 2009 Perşembe

ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANI

Evet dostlar işmdi değişim zamanı.. değişim bilindiği gibi bir şeyden diğer bir şeye geçmesidiryani birşeyin daima devir daim yapması gibi
bu gün sosyal bilimlerde yapılan çalışmaların pek çoğuna bakıldığında önemli miktarda bir çabanın olduğu gözlenmektedir.
keza işçi sınıfı da yavaş yavaş değişime doğru gittiğini gözlenmektedir.
sadece değişimden yana olmayan tek örgütsel yapı sendikalardır. oda niçin biliyormusunuz? sendikaları hak alma kuruluşu yada demokratik kitle örgütü olarak değilde RANT kapısı olarak gördükleri için değişimden yana olmuyorlar.
birde kişilik sorunları yaşadıkları için bırakıp gidemiyorlar işçi sınıfı kendilerinden hesap soracak.niye biliyormusunuz?
çünkü tam 89 gündür toplu iş sözleşme süresi başlamış ve bir saatlık oturma eylemi bile yapılmamış ! niye biliyormusunuz?
çünkü bu güne kadar hiç bir hükümetin söz bile etme cesaretini gösteremediği kıdem tazminatının dahi kaldırılması kamuoyunda konuşulması söz kunusu.
niye biliyormusunuz? sadece işçilerin emekli olması için emekli maaşı düyor düşecek yaygarasını kupararak örgütlü işçinin bitirilmesine seyirci kalan sendikalar
ve göbek kaşıyan işverenler değişimden yana olmazlar her ikisininde RANTÇI oldukları için değişimden yana olmazlar.
bakınız mayıs ayı açlık ve yoksuluk sınırları açıklandı soruyorum? TÜRK-İŞ ve BAĞLI SENDİKALARAhangi üyeniz 2423.85 lira maaş alıyor? birde 2 yevmiye skalası mağdurları varonlarda 700 civarı maaş alıyor.
biri yoksulluk sınırının çok altında diğeri açlık sırının çok altında maaş alıyor.
ve bunu dahi hazmedemiyen hükümetler işçilerin emekli olması için yaygara çıkarıyor ve sözüm ona demokratik kitle örgütü olan sendikacılar
buna seyirci .kalıyor.ve sendikacılara soruyorum ? siz açlık veya yoksulluk sınırının altında maaş almış olsaydınız bu şekil rahat dururmuydunuz.

ve soruyorum ?aldığınız maaşa karşılık verdiğiniz hizmeten vicdanen rahatmısınız?
ve akşam evinize gittiğinizde rahat uyuyabiliyormusunuz?
kanımca rahat değilsiniz..
ama artık değişim zamanı diyorum bırakın gidin genç nesiler gelsin sendikayı yönetsin sizde gidin rahat bir emeklilik keyfini çıkarın.
oma olmaz diyorsanız gidin emekliler sendikasında görev alın gerçe orda bu maaş yok ama 6 lı ganyan kopun parası çıkar

abdulrahimkaplan@hotmail.com

27 Mayıs 2009 Çarşamba

İŞÇİ SINIFI MÜCADELESİ

Sendikalar işçi sınıfının mücadele örgütleri olmalıdır
Krizin faturasını ödemeyi reddeden, işçi sınıfını bu uğurda mücadeleye çağıran program veya bildirgelerde ortaya konan taleplerin birçoğu doğrudur ve savunulması gerekmektedir. İşçi ve emekçilerin bu talepler arkasında mücadeleye çağrılmaları da son derece gereklidir. Ancak bu talepler uygun bir eylem programıyla desteklenmezse ve başlangıçta en azından sendikalı işyerlerindeki işçiler harekete geçmezse, sonuç farklı olmayacaktır. Son derece önemli olan üçüncü bir husus da budur. Güzel sözler ve doğru fikirler tek başlarına bir işe yaramazlar. Gerçekleşebilmeleri için doğru bir eylem programı ve örgütlü bir mücadele gerekir.

Kriz ortamı bu açıdan önemli fırsatlar da sunmaktadır. Çünkü kriz dolayısıyla burjuvazinin kendine olan güveni ve inancı sarsılmaktadır. Burjuva iktisatçılarının ve politikacılarının karamsar söylemlerinde bunu görmek mümkündür. Dolayısıyla çeşitli araçlarla işçileri örgütlemek ve mücadeleye sevk edebilmek gerekiyor. Ancak bu noktada da devreye, sendikaların yıllardan beri biriken hatalarının işçi sınıfında yarattığı güvensizlik ve umutsuzluk faktörü girmektedir.

Türkiye özelinde düşünecek olursak, 12 Eylül faşizminin devrimci işçi hareketini ezerek sendikaları kendi güdümüne sokmuş olmasının etkileri hâlâ sürmektedir. Buna bir de 90’ların başında SSCB’nin ve Doğu Bloku’nun çökmesi sonucu sosyalist hareketin krizi eklenince, sendikal hareket ve ona bağlı olarak da işçi hareketinin sosyalist hareketle bağları neredeyse tamamen kopmuştur. Bu durum, burjuvazinin işçi sınıfı içindeki ajanları olarak nitelediğimiz sendika bürokrasisinin sendikalar üzerinde rahat bir hâkimiyet kurmasının da önünü açmış ve böylece sendikalar işçi sınıfının mücadele örgütleri olmaktan uzaklaşarak, burjuvazinin işçi hareketini kontrol altında tutmasını sağlayan araçlara dönüşmüştür. 80’li yıllardan beri tüm dünyada esen neo-liberal ekonomi politikalarıyla paralel yürütülen saldırılar da, bu yüzden işçi sınıfınca göğüslenememiş, sendikal hareket ve işçi sınıfı sürekli olarak kan kaybetmiştir. Gelinen noktada, işçiler sendikaları, haklarını koruyacak ve geliştirecek birer mücadele aracı olarak görmediklerinden, sendikalı olmak ve mücadele etmek fikrine de soğuk bakmaktadırlar.

İşte bu güvensizliği ve umutsuzluğu kırabilmenin ilk adımı, sendikaların tabanını oluşturan işçilerin örgütlülüklerinin kâğıt üzerinde kalmaktan çıkartılarak ete kemiğe büründürülmesi ve taban inisiyatifinin önünü açacak girişimlerin güçlendirilmesidir. İşçiler ancak sendikaları kendi örgütleri olarak görür ve gerçekten bir şeyler yapılabileceğine inanırlarsa kavgaya atılabilirler. Bu bağlamda, ‘80 öncesinde pek çok işyerinde bulunan birim temsilciliklerini ve işyeri komitelerini tekrar hayata geçirmek veya canlandırmak gerekiyor. Bu araçlar, sadece sendikalı işçileri değil, işyerindeki tüm işçileri (sendikasız, taşeron, “kapsam dışı” vb.) kapsamaları bakımından da önemlidirler.

Bu araçlar kullanılarak işçilerin özelde krize karşı ve genelde de haklarını koruyup geliştirmek açısından bilinçlenmesi sağlanabilir. Sendikalar, işçileri eğitme ve bilinçlendirme görevlerini yeniden hatırlamalı ve yerine getirmelidirler. Ancak bu eğitimler lafta kalmamalı veya göstermelik olarak yapılmamalıdır. Eğitim örgütlenme içindir. Sendikal eğitimlerin amacı da işçilerin örgütlülüğünü pekiştirmek ve onları mücadeleye sevk etmek olmalıdır, işçileri oyalamak değil.

İşçi sınıfı hareketi meşruluğunu burjuvazinin yasalarından değil mücadelesinin haklılığından alır. Dolayısıyla da, “çok şey yapmak istiyoruz ama sendikal yasaklar müsaade etmiyor” tarzı anlayışlar terk edilmelidir.
abdulrahimkaplan@hotmail.com

işçi sınıfı ve milliyetçilik

Milliyetçilik işçi sınıfının değil burjuvazinin ideolojisidir ve işçi sınıfı için ölümcül bir zehirdir
Bugünün koşullarında işçi sınıfının büyük bir kesiminin zihinleri burjuva ideolojisi ile doludur. Devrimci sınıf bilincine ancak burjuva ideolojisiyle mücadele edilerek ve burjuva fikirler işçilerin beyninden sökülüp atılarak yer açılabilir. Burjuva ideolojisi işçi sınıfı için tam anlamıyla bir zehirdir. Milliyetçilik burjuvazinin ideolojik bir argümanıdır ve onun çıkarlarını yansıtır. Burjuva milliyetçiliğiyle zehirlenmiş bir işçi de ancak enternasyonalizm panzehiri verilerek kurtarılabilir.

Milliyetçilik zehiri, burjuvazinin tüm toplumu kendi egemenliği altında birleştirmesinin aracı olduğu gibi aynı zamanda işçi sınıfını bölmenin de bir aracıdır. İşçi sınıfını Türk, Kürt, Yunan, Amerikan, Alman vs. diye ayırmak onun birleşmesini engellemenin en kolay yoludur. Bu yolla farklı uluslardan işçiler arasında suni düşmanlıklar yaratılmakta ve burjuvaların arasındaki çıkar çatışmalarına işçi sınıfı alet edilmektedir. Burjuvazi işçi sınıfını kandırmadan ve onu kullanmadan çıkarlarını hayata geçiremez. İşçi sınıfının bilinci geçmişte olduğu gibi bugün de bu ideolojiyle bulandırılmaktadır. Sınıf hareketi içerisinde bu ideolojisinin taşıyıcısı en başta sendikal bürokrasi ve burjuva siyasi çevreler olmak üzere tüm “milliyetçi sol” çevrelerdir. Sözde anti-emperyalizm sloganının ardına sığınılarak milliyetçi politikaların desteklenmesi ve yine aynı gerekçeyle özelleştirmeye karşı kapitalist devletçiliğin savunulması, işçi sınıfının içinde milliyetçi ideolojinin yer bulmasını kolaylaştırmaktadır. Oysa işçi sınıfı uluslararası bir sınıftır. Dolayısıyla çıkarları da ulusal değil uluslararasıdır. Dünya toplumunun ulusal sınırlara bölünmüş olmasının işçi sınıfına hiçbir faydası yoktur. Bütün dünya ülkelerinin işçilerinin çıkarları bir ve ortaktır. Bugün Türkiye’de işçi hareketinin yaşadığı sorunlar ne yerel ne de ulusal sorunlardır. Bu sorunların hem kaynakları uluslararası alanda aranmalıdır, hem de çözümleri. Sınıfın her mücadelesi enternasyonalist bir bakış açısıyla değerlendirilmeli ve örgütlenmelidir. Hem sendika bürokrasisiyle hem burjuvaziyle mücadele bu bilinçle verilmelidir.
abdulrahimkaplan@hotmail.com

26 Mayıs 2009 Salı

ŞİMDİ EYLEM ZAMANI

ŞİMDİ EYLEM ZAMANI

Evet dostlar şimdi eylem zamanıdır niye biliyormusunuz çünkü işçi sınıfının hak alma başarısı yaptığı eylemliliklerden geçer .
Eylemlilikleri ortaya koymakta genç dinamik ve cesur sendikacılarda olur .
Örneğin 13 toplu iş sözleşmesinin çıkmaza girmesin yegane sebebi TÜRK-İŞ in pasifliği ve diğer sendikaları yönetenlerin yaşlı ve eylemliliklerini ortaya koyamamalarından kaynaklanıyor.
Bakınız 87 gündür toplu iş süresi başlayalı daha ne TÜRK-İŞ ten nede AKP iktidarında hiçbir ses yok.
Yine ne varsa genç dinamik ve cesur sendika yönetimlerinde var.
13 toplu iş sözleşmesi için Türk –iş ve diğer şubelerden ümidini kesen İstanbul şubeler platformu İstanbul da T.YOL –İŞ Sendikası 1 nolu şubesi öncülüğünde karayolları 1 bölge müdürlüğü bahçesinde ilk eylemlerini gerçekleştirdi.
Ve bundan sonra eylemliliklerine devam edeceklerini açıkladılar .
DostlarT yol iş sendikası İstanbul 1 nolu şubesi bizimle beraber olağanüstü kongre talebinde bulunmuştu genel merkezin taleplerine olumlu yanıt vermesinden sonra eski yönetim ALİ AKDAĞ ve ekibi aday bile olamamıştı.
İstanbul 1 nolu şube başkanlığına genç dinamik cesur Erdem ARCA ve ekibiyle getirildi.
Gençliğin verdiği cesaretle bugün ilk eylemlerini gerçekleştirdiler.
İnanıyorum ki yol iş sendikası mersin 1 nolu şube olağan üstü taleplerimize olumlu yanıt vermiş olsalardı mevcut yönetimden hiçbir tanesi aday olmaya bile cesaret edemezdi.
Niye biliyormusunuz? Yaşlılığın verdiği kazanamama korkusu ve kendilerinde aday olma cesareti bulamalarından dolayı.
Yani İstanbul şubesi gibi aday olamıyacaklardır.
Ama geçte olsa SN. mahkeme Şube yöneticilerimizin 12 madde yi uygulamadığından dolayı 53 madde yi uyguladığında şube yönetimine kayyum atadığında zaten aday olamiyacaktır. İşte o zaman mersin 1 nolu şube yönetimine gelecek olan bu günkü muhalefet işçi sınıfını yükseltecektir .
İstanbul 1 nolu şubenin başlattığı eylemi dalga dalga Türkiye ye yayacaktır.
Tıpkı 1989 bahar eylemleri gibi.

abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com

23 Mayıs 2009 Cumartesi

makama saygı

Aslında bugün bizim yol iş merin şube yöneticileriyle ilgili hiç bir şey yazmak istemiyordum.
Ama bir yandan şubemizin genel sekreterinin Adana 1 nolu asfalt şantiyesinde yaptığı
Toplantıyla ilgili sözde benim yazdığım bazı kelimelerin sarf etmesi gerekse yüksel zilin
Halil adında birisinin kanalıyla bana mesaj yazması.
Bir iki satır yazmama vesile oldu.
Sevgili karayolcu dostlarım bendeniz 20 yıl önce amatör gazetecilik yaptığım için neyin nasıl yazılacağını az da olsa bilirim.
Yani sayın genel sekreter gibi içi boş ama kabarılmış defter ve dosyalarla insanları toplayıp nutuk atmam.
Sevgili karayolcu dostlarım bu saatten sonra kimse kimseyi kandırmasın
Bu günkü sendika şube yöneticilerimizin hiçbir işçi sorununu çözemiyeceğini adımız gibi biliyoruz ve eminiz ama onların meşgul ettiği o makama ve o makamda da kim oturursa otursun sendikaya ve işçi sınıfına olan saygımızdan dolayı saygı göstereceğiz saygı göstermek zorundayız ama bu eleştirmeyeceğiz hatalarını yüzlerine vurmayacağız anlamına da gelmez.
Sıradan bir insan istediği yerde her türlü hareketi yapar .alkol alma şans oyunları huvarda lık İSPİYONCULUK yani her şeyi yapar kimse yadırgamaz ama bunları
Bir sendikacı yapmamalı oturduğu,işkal ettiği makama saygı göstermek zorundadır.
Sorumlu davranmalı.
Bakınız bir örnek vermek istiyorum bir arkadaşımız bölge müdürlüğü önünde 80 lı yıllar da Tevfik başkan,a hakaret etmiş ve Tevfik başkan gülmüş tabi başkanın güldüğünü gören arkadaş şaşırmış daha sonra sevgili başkanımızla karşılan arkadaşımız sormuş başkanım ben sana o kadar hakaret ettim siz benim yüzüme güldünüz niye?ve başkanım diyor ki sevgili arkadaşım ben sıradan bir vatandaş olsaydım senin iki ayağını kırardım ama ben iki bin tane insanı temsil ediyorum makamımın bana verdiği sorumluluğu gereği öyle davranmak zorundayım ve o arkadaş Tevfik başkandan özür diliyor..
İşte sendikacılık budur sorumlu davranmak zorundadır toplantı yaparak muhalefet şunu şunu yapıyor dememelisiniz.
Muhalefet yasadan doğan hakları gereği yargı sürecini başlatmış sizde saygı göstermek
Zorundasın inanıyorum ki sizin yerinde Tevfik başkan olsaydı olağan üstü genel kurula güle oynaya giderdi . niye biliyormusunuz? İşçiye ve makamına olan saygısından.

abdulrahimkaplan@hotmail.com

KADIN VE SENDİKA

Sendikalar dünya’da olduğu gibi, Türkiye’de de gittikçe zayıflıyor, hem ideolojik olarak hem de örgütlenme, sınıfı temsil etme gücü açısından bir gerileme söz konusu. Kapitalizmin dönüşümü, Neo-liberal politikaların saldırısı, sosyalizm mücadelesinin, feminist politikaların zayıflaması gibi kimi genel olguların yanı sıra, bu gerilemede sendikaların da hataları var deniyor. Emek piyasasındaki değişimi kavrayıp, değişen emekçi profilini örgütleyecek politikalar geliştiremedikleri için eleştiriliyorlar.

Peki, emekçi profili nasıl değişiyor?

I. GÖRÜNMEYEN EMEK

Hizmetler sektöründe çalışanların sayısı daha çok artıyor. Bu sektörde çalışan kadın emekçilerin sayısındaki artış ise yığınsal ölçülerdedir. Kadın emekçilerin bir kısmı kamuda, şimdilik güvenceli ve iyi çalışma koşullarında; geri kalanı ise sosyal/kişisel hizmetlerde, yani yaşlı, çocuk, ev bakımı gibi “görünmeyen emek” olarak adlandırılan “kadın işleri”nde; sigortasız, güvencesiz ve kötü iş koşullarında, “pembe yakalı getto” dediğimiz kategoride çalışıyorlar. Mavi-yakalı imalat sanayinde çalışan kadınların sayısında pek artış yok. Böylelikle, sendikaların geleneksel üye tabanı eriyor, kadın emeğinin çoğunlukta olduğu hizmetler sektörü, memurlar dışında örgütsüz.

Kadınlar zaten emek piyasasında pek yok Türkiye’de. Kentlerde her 5 kadından biri ya çalışıyor ya da çalışabilir durumdayken işsiz, çalışan kadınların yarıya yakını kocasının, babasının küçük aile lokantasında, tarlasında, işyerinde çalışıp duruyor, ama ücret almıyor. Kırsal kesimde her 3 kadından biri ya çalışıyor ya işsiz; ama ücret almadan yani tarlada, bağda çalışıyor. Çünkü kadın emeği görünmeyen emek, kocasının, babasının, yani bir erkeğin kontrolündedir. Yaygın anlayış, “zaten evde yaptığı ev işi, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi işlerin aynısını yaptığı için bir de ücret mi alacak? Bu işler iş değil zaten, kadının doğal, biyolojik görevi, erkeğin görevi de eve para getirmek” anlayışıdır. Kadın ücretli olarak çalıştığında da bu geçici bir şey, aileye ilave bir gelir olarak kabul ediliyor. Kadının toplumsal cinsiyete dayalı işbölümüne göre görevi temel olarak eş ve anne olmak olarak doğallaştırılmıştır.

%41 oranında ücretli çalışan kadın emekçilerin büyük kısmı aynı iş için erkeklerden daha az ücret alıyorlar. Temizlik, bulaşık, yaşlı ve çocuk bakımı gibi yıldırıcı işlerde güvencesiz çalışıyor, cinsel tacize uğruyorlar, ama bu konu tabu olduğu için su yüzüne çıkmıyor. Lise-üniversite mezunu, meslek sahibi, iyi işlerde çalışan kadınlar da var kuşkusuz; ancak eğitimli kadınlar da “cam tavan” adı verilen görünmez engellere tosluyorlar, ara kademe ve üst düzey yönetici olamıyorlar; çünkü “yönetici erkek olur” kabulü var. Hamilelik ve doğum izni kullandıkları için ya işten atılıyorlar, terfi edemiyorlar ya da yurt dışı eğitime gönderilmiyorlar. Ama daha da çarpıcı olan, son 4 yıldaki değişimdir: Erkeklerin yaklaşık 2 katı sayıda kadın iş piyasasından çekilmiştir: çalışmıyor; iş de aramıyor; “sadece evinin kadını” oluyor!.

II. NEDEN KADINLAR DAHA AZ ÖRGÜTLÜ?

Çalışan 6 milyona yakın kadının yarıya yakını kırsal kesimde, ücretsiz aile işçisidir. %40’ı hizmetler sektöründe çalışıyor. %15’i de imalat sanayinde iş bulmuştur. Toplam sendikalı işçilerin sadece %10’u kadın. Kamu emekçilerinde ise %30 oranında örgütlü kadın var. Neden kadınlar daha az örgütlü? Çünkü kadın emeği erkek emeğinden farklı. Sendikalar bu farklılığı yansıtacak politikalar yürütmüyor. Sendikalar dünyanın her yerinde erkek egemen örgütler. Yönetici, yönetim kurulu üyeleri, işyeri temsilcileri ağırlıklı olarak erkek. Bir avuç sendikalı kadın, yönetici konumuna gelemiyor; çünkü sendikalar erkek egemen ideolojiyi, anlayışı sorgulamıyorlar. Kadın emekçilerin esas görevinin ev işi, çocuk ve yaşlı bakımı olduğu yargısını hevesle yeniden üretiyorlar.

Sendikalar kadın emeğinin sadece işyerlerinde değil, evde, özel alanda emeğin yeniden üretimini gerçekleştirdiğini görmezden geliyorlar. Kadın emeğinin, erkek emeğinden farklı olarak evde bir sürü sorumluluğu olduğunu, bu sorumlulukların çalışma hayatını ve sendikal aktivitelere katılımını engellediğini görmezden geliyorlar. Ekonomik kriz dönemlerinde ilk önce işten çıkartılanların kadınlar olduğu unutuluyor, çünkü eve ekmek getiren esas olarak erkektir diye kabul edilmiş ve bu kabul hiç sorgulanmıyor. Sendikalarda ve işyerlerinde, kullanılan dil, yapılan şakalar, görev dağılımına, toplantılara , eylemlere kadar uzanan günlük pratik, eşitsiz ve hiyerarşik bir alt üst ilişkisidir. Erkek egemenliği her koşulda kadını eziyor, ikincilleştiriyor, emeğini değersizleştiriyor.

Kadınlar o yüzden sendikalı olmuyor, kendi dillerini, kendilerini ait hissedecekleri bir yapı bulamıyorlar, zorluklara göğüs gerip sendikal aktivitelere katılanlarının çalışma koşulları, cinsel tacizi görünür kılma, adil iş dağılımı, eşit ücret, mesleki eğitim, vb. talepleri toplu sözleşmelerde yer bulmuyor. Bu talepleri etkin bir şekilde savunabilecekleri yönetim pozisyonlarına yükselemiyorlar, bu yüzden de lafları dinlenmiyor.

III. YOKSULLUK DA KADINLAŞIYOR.
Cinsiyete dayalı işbölümü, kadın işi/erkek işi anlayışı sürdükçe kadınların çalışma hayatındaki ikincil konumu da sürüyor, böylece sermaye de, devlet de kreş, bakımevi vb. gibi toplumsal görev alanlarını değersizleştirerek ucuz/bedava kadın emeğine yıkıyor. Kadın emeği bu yüzden, niteliksiz, monoton, düşük ücretli işlerde yoğunlaşıyor. Kuşkusuz eğitim ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ve sosyal hizmetlere ayrılan kamusal kaynakların azalması, yoksulluğun artması kadının emeğinin daha yoğun sömürüsüne yol açıyor, yoksulluk da kadınlaşıyor. Bu anlamda kadın emekçilerin konumu o büyük resmin, sermaye karşısında emekçilerin sosyal haklar, esneklik, iş güvencesi, sosyal güvenlik vb. alanlardaki mücadelesine ve kazanımlarına bağlı olarak da dönüşebilir. Hatta sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda, kimya, petrol, makine, elektronik gibi daha erkek işi olan iş alanları, zamanla kadın işçilere açılabilir, kadın istihdamı daha geleneksel erkek işlerde pekala artabilir, kuşkusuz bu yeni kadın işleri taşeronluk, esnek çalışma, düşük ücret ve kayıt dışıyla yan yana gidecektir. Ancak sınıfsal ve cinsiyetçi bakış açısını reddeden bir sendikal hareket olmadığı sürece, sosyal haklardaki genel kazanımlar kadın emekçilerin ikincil konumlarında bir iyileştirme yaratamayacaktır.

Kadın emeği hem üretim alanlarını, hem de yaşam alanlarını yani (erkek)emeği yeniden üreten ev işi, çocuk ve yaşlı bakımı faaliyetlerinin sürdürüldüğü özel alanları birlikte örgütleyen kategori olduğu için dönüşümü sağlayacak olan güçtür.

IV. KADINLARIN DAHA ÇOK ÖRGÜTLENMESİ VE SENDİKA YÖNETİMLERİNDE YER ALABİLMESİ İÇİN SENDİKALARIN İZLEMESİ GEREKEN POLİTİKALAR ŞU ŞEKİLDE ÖZETLENEBİLİR:

1)Sendikalar “kadının yeri evidir”, “sendika erkek işidir”, “ev işi, bakım kadının doğal görevidir” gibi cinsiyetçi işbölümüne dayalı yargıları sorgulamalı ve dönüştürecek politikalar izlemelidir. Bunun için erkek işçinin hayat gailesini ve aile reisi olarak sorumluluklarını merkez alan örgütlenme modelinden vazgeçilmelidir.

2) Sendikal faaliyetler erkek deneyimi ve iş merkezli olmaktan çıkartılmalıdır; kadınları eviçi sorumluluklarını görünür hale getirecek düzenlemeler planlanmalıdır.

3)Kadınların sadece sendikal faaliyetlere eviçi sorumluluklar nedeniyle vakit ayıramama değil, aynı zamanda ailenin erkeklerini bu konuda ikna etme sorunu da vardır. Bu yüzden, sendikaların genç erkek işçileri politize ederek, sendika kadrosuna alma çabalarının yön değiştirmesi gerekmektedir.

4)Sendikalar STKlar gibi davranmaktan vazgeçerek, sınıf örgütü perspektiflerini güçlendirmeli ve sosyal hizmetleri yeniden devletten talep etmeyi sürdürmelidir.

5)Sendikalar erkek egemen yapılarını kırmak için bir dizi olumlu ayrımcılık ya da fırsat eşitliği politikaları geliştirmelidir: kadınların eşit temsiliyetini sağlamak üzere işe giriş, atama, tayin, ücret ve ek ödeme, yükseltilme, emeklilik, sosyal haklar, ücretli ana-baba doğum izni, mesleki eğitim, cinsel tacizin engellenmesi gibi taleplerini toplu sözleşmelere dahil etmelidir.

6)Kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik olarak üye profillerini kadın/erkek ayrımında güncelleştirmeli, bütçeli, kalıcı nitelikte komite/bürolar kurmalı, tüm kurullarda, temsil ve danışma mekanizmalarında kota uygulamalıdır.

7)Kadın-erkek eşitliği ve sınıfsal/cinsiyetçi bakış açısı, sendikal eğitim programlarının temel unsuru haline getirilmeli ve bu konuda düzenlenecek kampanyalarla ulusal/uluslararası sendikal hareket ve feminist hareketle dayanışmaya gidilmelidir.


abdulrahimkaplan@hotmail.com
BAŞLARKEN

Bir ülkede demokrasinin kapsamını ve içeriğini belirlemek; o ülkede toplumsal sınıfların siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik alanlarda hangi düzeyde örgütlenebildiği ile ölçülebilir. Çünkü çalışmak, dinlenmek, sosyal güvenlik haklarından yararlanmak nasıl evrensel bir hak ise, örgütlenmek ve sendika kurmak da birer evrensel insan hakkıdır.
Bu nedenle sendikasız bir dünya, sendikasız bir ülke, sendikasız bir demokrasi, sendikasız bir toplum düşünmek; ağaçsız bir orman, susuz bir deniz, hava-su ve toprak olmaksızın canlı yaşamının olabileceğini düşünmek kadar anlamsızdır.

Sendikalar neden ve nasıl kurulmuşlardır?
Neler yaparlar?
Nasıl çalışırlar?
Neyi amaçlarlar?
Ne isterler?
Neden gereklidirler?
Her sendika üyesi; bu ve benzeri soruları doğru yanıtlayabildiği ve sendikal çalışmalara etkin olarak katılabildiği oranda sendikalarını güçlü kılabilirler.
Daha da somutlarsak sendika üyesi işçiler, toplu sözleşme haklarını ve örgütlü oldukları sendikalarını tanımalıdır. Toplu sözleşme haklarını oluşturan izin süreler, ara dinlenmeleri, ücretler, parasal sosyal haklar, fazla çalışma koşulları gibi birçok konu yanında sendikasının ilkelerini, neleri amaçladığını, nasıl bir örgüt yapısına sahip olduğunu, üyelere tanınan tüzüksel hakları ile yükümlülükleri, kazanılmış hakların nasıl gerçekleştirildiğini de bilmelidir.



Kısaca her sendika üyesi;

-Bir insan olarak; evrensel kurallardan kaynaklanan haklarını bilmelidir.
-Bir yurttaş olarak; yasalardan kaynaklanan ekonomik, toplumsal, siyasal haklarını bilmelidir.
-Bir sendika üyesi olarak; sendikasının anatüzüğünden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini bilmelidir.
Bu bilinçlenmenin gerçekleştirilmesiyle sendikal örgüt daha da güçlenecek; sendikal örgüt etkinleştikçe demokrasi, özgürlük ve kazanımlar sağlam güvencelere kavuşacaktır.
Bu nedenle sendikalar her üyenin hakları ve yükümlülükleri konusunda bilinçlendirilmesini amaçlamaktadır.
bu site,karayolcu.com ve blog adresimde sendikamızın ilkelerini, yapısını ve işleyişini tanıtırken, sendikamızın tarihçesini, üye olduğu kuruluşları ve onların çalışmalarını; üyelerimizin toplu sözleşmeden, Anatüzükten ve yasalardan kaynaklanan haklarını anlatıyor.ve tabii sendika yönetimleride tüzüğe ve yasalara uyma zurunluluğu vardır.
Tüm üyelerimize yararlı olacağı inancıyla saygılar sunuyorum




abdulrahimkaplan@hotmail.com