Evet dostlar işmdi değişim zamanı.. değişim bilindiği gibi bir şeyden diğer bir şeye geçmesidiryani birşeyin daima devir daim yapması gibi
bu gün sosyal bilimlerde yapılan çalışmaların pek çoğuna bakıldığında önemli miktarda bir çabanın olduğu gözlenmektedir.
keza işçi sınıfı da yavaş yavaş değişime doğru gittiğini gözlenmektedir.
sadece değişimden yana olmayan tek örgütsel yapı sendikalardır. oda niçin biliyormusunuz? sendikaları hak alma kuruluşu yada demokratik kitle örgütü olarak değilde RANT kapısı olarak gördükleri için değişimden yana olmuyorlar.
birde kişilik sorunları yaşadıkları için bırakıp gidemiyorlar işçi sınıfı kendilerinden hesap soracak.niye biliyormusunuz?
çünkü tam 89 gündür toplu iş sözleşme süresi başlamış ve bir saatlık oturma eylemi bile yapılmamış ! niye biliyormusunuz?
çünkü bu güne kadar hiç bir hükümetin söz bile etme cesaretini gösteremediği kıdem tazminatının dahi kaldırılması kamuoyunda konuşulması söz kunusu.
niye biliyormusunuz? sadece işçilerin emekli olması için emekli maaşı düyor düşecek yaygarasını kupararak örgütlü işçinin bitirilmesine seyirci kalan sendikalar
ve göbek kaşıyan işverenler değişimden yana olmazlar her ikisininde RANTÇI oldukları için değişimden yana olmazlar.
bakınız mayıs ayı açlık ve yoksuluk sınırları açıklandı soruyorum? TÜRK-İŞ ve BAĞLI SENDİKALARAhangi üyeniz 2423.85 lira maaş alıyor? birde 2 yevmiye skalası mağdurları varonlarda 700 civarı maaş alıyor.
biri yoksulluk sınırının çok altında diğeri açlık sırının çok altında maaş alıyor.
ve bunu dahi hazmedemiyen hükümetler işçilerin emekli olması için yaygara çıkarıyor ve sözüm ona demokratik kitle örgütü olan sendikacılar
buna seyirci .kalıyor.ve sendikacılara soruyorum ? siz açlık veya yoksulluk sınırının altında maaş almış olsaydınız bu şekil rahat dururmuydunuz.
ve soruyorum ?aldığınız maaşa karşılık verdiğiniz hizmeten vicdanen rahatmısınız?
ve akşam evinize gittiğinizde rahat uyuyabiliyormusunuz?
kanımca rahat değilsiniz..
ama artık değişim zamanı diyorum bırakın gidin genç nesiler gelsin sendikayı yönetsin sizde gidin rahat bir emeklilik keyfini çıkarın.
oma olmaz diyorsanız gidin emekliler sendikasında görev alın gerçe orda bu maaş yok ama 6 lı ganyan kopun parası çıkar
abdulrahimkaplan@hotmail.com
28 Mayıs 2009 Perşembe
27 Mayıs 2009 Çarşamba
İŞÇİ SINIFI MÜCADELESİ
Sendikalar işçi sınıfının mücadele örgütleri olmalıdır
Krizin faturasını ödemeyi reddeden, işçi sınıfını bu uğurda mücadeleye çağıran program veya bildirgelerde ortaya konan taleplerin birçoğu doğrudur ve savunulması gerekmektedir. İşçi ve emekçilerin bu talepler arkasında mücadeleye çağrılmaları da son derece gereklidir. Ancak bu talepler uygun bir eylem programıyla desteklenmezse ve başlangıçta en azından sendikalı işyerlerindeki işçiler harekete geçmezse, sonuç farklı olmayacaktır. Son derece önemli olan üçüncü bir husus da budur. Güzel sözler ve doğru fikirler tek başlarına bir işe yaramazlar. Gerçekleşebilmeleri için doğru bir eylem programı ve örgütlü bir mücadele gerekir.
Kriz ortamı bu açıdan önemli fırsatlar da sunmaktadır. Çünkü kriz dolayısıyla burjuvazinin kendine olan güveni ve inancı sarsılmaktadır. Burjuva iktisatçılarının ve politikacılarının karamsar söylemlerinde bunu görmek mümkündür. Dolayısıyla çeşitli araçlarla işçileri örgütlemek ve mücadeleye sevk edebilmek gerekiyor. Ancak bu noktada da devreye, sendikaların yıllardan beri biriken hatalarının işçi sınıfında yarattığı güvensizlik ve umutsuzluk faktörü girmektedir.
Türkiye özelinde düşünecek olursak, 12 Eylül faşizminin devrimci işçi hareketini ezerek sendikaları kendi güdümüne sokmuş olmasının etkileri hâlâ sürmektedir. Buna bir de 90’ların başında SSCB’nin ve Doğu Bloku’nun çökmesi sonucu sosyalist hareketin krizi eklenince, sendikal hareket ve ona bağlı olarak da işçi hareketinin sosyalist hareketle bağları neredeyse tamamen kopmuştur. Bu durum, burjuvazinin işçi sınıfı içindeki ajanları olarak nitelediğimiz sendika bürokrasisinin sendikalar üzerinde rahat bir hâkimiyet kurmasının da önünü açmış ve böylece sendikalar işçi sınıfının mücadele örgütleri olmaktan uzaklaşarak, burjuvazinin işçi hareketini kontrol altında tutmasını sağlayan araçlara dönüşmüştür. 80’li yıllardan beri tüm dünyada esen neo-liberal ekonomi politikalarıyla paralel yürütülen saldırılar da, bu yüzden işçi sınıfınca göğüslenememiş, sendikal hareket ve işçi sınıfı sürekli olarak kan kaybetmiştir. Gelinen noktada, işçiler sendikaları, haklarını koruyacak ve geliştirecek birer mücadele aracı olarak görmediklerinden, sendikalı olmak ve mücadele etmek fikrine de soğuk bakmaktadırlar.
İşte bu güvensizliği ve umutsuzluğu kırabilmenin ilk adımı, sendikaların tabanını oluşturan işçilerin örgütlülüklerinin kâğıt üzerinde kalmaktan çıkartılarak ete kemiğe büründürülmesi ve taban inisiyatifinin önünü açacak girişimlerin güçlendirilmesidir. İşçiler ancak sendikaları kendi örgütleri olarak görür ve gerçekten bir şeyler yapılabileceğine inanırlarsa kavgaya atılabilirler. Bu bağlamda, ‘80 öncesinde pek çok işyerinde bulunan birim temsilciliklerini ve işyeri komitelerini tekrar hayata geçirmek veya canlandırmak gerekiyor. Bu araçlar, sadece sendikalı işçileri değil, işyerindeki tüm işçileri (sendikasız, taşeron, “kapsam dışı” vb.) kapsamaları bakımından da önemlidirler.
Bu araçlar kullanılarak işçilerin özelde krize karşı ve genelde de haklarını koruyup geliştirmek açısından bilinçlenmesi sağlanabilir. Sendikalar, işçileri eğitme ve bilinçlendirme görevlerini yeniden hatırlamalı ve yerine getirmelidirler. Ancak bu eğitimler lafta kalmamalı veya göstermelik olarak yapılmamalıdır. Eğitim örgütlenme içindir. Sendikal eğitimlerin amacı da işçilerin örgütlülüğünü pekiştirmek ve onları mücadeleye sevk etmek olmalıdır, işçileri oyalamak değil.
İşçi sınıfı hareketi meşruluğunu burjuvazinin yasalarından değil mücadelesinin haklılığından alır. Dolayısıyla da, “çok şey yapmak istiyoruz ama sendikal yasaklar müsaade etmiyor” tarzı anlayışlar terk edilmelidir.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
Krizin faturasını ödemeyi reddeden, işçi sınıfını bu uğurda mücadeleye çağıran program veya bildirgelerde ortaya konan taleplerin birçoğu doğrudur ve savunulması gerekmektedir. İşçi ve emekçilerin bu talepler arkasında mücadeleye çağrılmaları da son derece gereklidir. Ancak bu talepler uygun bir eylem programıyla desteklenmezse ve başlangıçta en azından sendikalı işyerlerindeki işçiler harekete geçmezse, sonuç farklı olmayacaktır. Son derece önemli olan üçüncü bir husus da budur. Güzel sözler ve doğru fikirler tek başlarına bir işe yaramazlar. Gerçekleşebilmeleri için doğru bir eylem programı ve örgütlü bir mücadele gerekir.
Kriz ortamı bu açıdan önemli fırsatlar da sunmaktadır. Çünkü kriz dolayısıyla burjuvazinin kendine olan güveni ve inancı sarsılmaktadır. Burjuva iktisatçılarının ve politikacılarının karamsar söylemlerinde bunu görmek mümkündür. Dolayısıyla çeşitli araçlarla işçileri örgütlemek ve mücadeleye sevk edebilmek gerekiyor. Ancak bu noktada da devreye, sendikaların yıllardan beri biriken hatalarının işçi sınıfında yarattığı güvensizlik ve umutsuzluk faktörü girmektedir.
Türkiye özelinde düşünecek olursak, 12 Eylül faşizminin devrimci işçi hareketini ezerek sendikaları kendi güdümüne sokmuş olmasının etkileri hâlâ sürmektedir. Buna bir de 90’ların başında SSCB’nin ve Doğu Bloku’nun çökmesi sonucu sosyalist hareketin krizi eklenince, sendikal hareket ve ona bağlı olarak da işçi hareketinin sosyalist hareketle bağları neredeyse tamamen kopmuştur. Bu durum, burjuvazinin işçi sınıfı içindeki ajanları olarak nitelediğimiz sendika bürokrasisinin sendikalar üzerinde rahat bir hâkimiyet kurmasının da önünü açmış ve böylece sendikalar işçi sınıfının mücadele örgütleri olmaktan uzaklaşarak, burjuvazinin işçi hareketini kontrol altında tutmasını sağlayan araçlara dönüşmüştür. 80’li yıllardan beri tüm dünyada esen neo-liberal ekonomi politikalarıyla paralel yürütülen saldırılar da, bu yüzden işçi sınıfınca göğüslenememiş, sendikal hareket ve işçi sınıfı sürekli olarak kan kaybetmiştir. Gelinen noktada, işçiler sendikaları, haklarını koruyacak ve geliştirecek birer mücadele aracı olarak görmediklerinden, sendikalı olmak ve mücadele etmek fikrine de soğuk bakmaktadırlar.
İşte bu güvensizliği ve umutsuzluğu kırabilmenin ilk adımı, sendikaların tabanını oluşturan işçilerin örgütlülüklerinin kâğıt üzerinde kalmaktan çıkartılarak ete kemiğe büründürülmesi ve taban inisiyatifinin önünü açacak girişimlerin güçlendirilmesidir. İşçiler ancak sendikaları kendi örgütleri olarak görür ve gerçekten bir şeyler yapılabileceğine inanırlarsa kavgaya atılabilirler. Bu bağlamda, ‘80 öncesinde pek çok işyerinde bulunan birim temsilciliklerini ve işyeri komitelerini tekrar hayata geçirmek veya canlandırmak gerekiyor. Bu araçlar, sadece sendikalı işçileri değil, işyerindeki tüm işçileri (sendikasız, taşeron, “kapsam dışı” vb.) kapsamaları bakımından da önemlidirler.
Bu araçlar kullanılarak işçilerin özelde krize karşı ve genelde de haklarını koruyup geliştirmek açısından bilinçlenmesi sağlanabilir. Sendikalar, işçileri eğitme ve bilinçlendirme görevlerini yeniden hatırlamalı ve yerine getirmelidirler. Ancak bu eğitimler lafta kalmamalı veya göstermelik olarak yapılmamalıdır. Eğitim örgütlenme içindir. Sendikal eğitimlerin amacı da işçilerin örgütlülüğünü pekiştirmek ve onları mücadeleye sevk etmek olmalıdır, işçileri oyalamak değil.
İşçi sınıfı hareketi meşruluğunu burjuvazinin yasalarından değil mücadelesinin haklılığından alır. Dolayısıyla da, “çok şey yapmak istiyoruz ama sendikal yasaklar müsaade etmiyor” tarzı anlayışlar terk edilmelidir.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
işçi sınıfı ve milliyetçilik
Milliyetçilik işçi sınıfının değil burjuvazinin ideolojisidir ve işçi sınıfı için ölümcül bir zehirdir
Bugünün koşullarında işçi sınıfının büyük bir kesiminin zihinleri burjuva ideolojisi ile doludur. Devrimci sınıf bilincine ancak burjuva ideolojisiyle mücadele edilerek ve burjuva fikirler işçilerin beyninden sökülüp atılarak yer açılabilir. Burjuva ideolojisi işçi sınıfı için tam anlamıyla bir zehirdir. Milliyetçilik burjuvazinin ideolojik bir argümanıdır ve onun çıkarlarını yansıtır. Burjuva milliyetçiliğiyle zehirlenmiş bir işçi de ancak enternasyonalizm panzehiri verilerek kurtarılabilir.
Milliyetçilik zehiri, burjuvazinin tüm toplumu kendi egemenliği altında birleştirmesinin aracı olduğu gibi aynı zamanda işçi sınıfını bölmenin de bir aracıdır. İşçi sınıfını Türk, Kürt, Yunan, Amerikan, Alman vs. diye ayırmak onun birleşmesini engellemenin en kolay yoludur. Bu yolla farklı uluslardan işçiler arasında suni düşmanlıklar yaratılmakta ve burjuvaların arasındaki çıkar çatışmalarına işçi sınıfı alet edilmektedir. Burjuvazi işçi sınıfını kandırmadan ve onu kullanmadan çıkarlarını hayata geçiremez. İşçi sınıfının bilinci geçmişte olduğu gibi bugün de bu ideolojiyle bulandırılmaktadır. Sınıf hareketi içerisinde bu ideolojisinin taşıyıcısı en başta sendikal bürokrasi ve burjuva siyasi çevreler olmak üzere tüm “milliyetçi sol” çevrelerdir. Sözde anti-emperyalizm sloganının ardına sığınılarak milliyetçi politikaların desteklenmesi ve yine aynı gerekçeyle özelleştirmeye karşı kapitalist devletçiliğin savunulması, işçi sınıfının içinde milliyetçi ideolojinin yer bulmasını kolaylaştırmaktadır. Oysa işçi sınıfı uluslararası bir sınıftır. Dolayısıyla çıkarları da ulusal değil uluslararasıdır. Dünya toplumunun ulusal sınırlara bölünmüş olmasının işçi sınıfına hiçbir faydası yoktur. Bütün dünya ülkelerinin işçilerinin çıkarları bir ve ortaktır. Bugün Türkiye’de işçi hareketinin yaşadığı sorunlar ne yerel ne de ulusal sorunlardır. Bu sorunların hem kaynakları uluslararası alanda aranmalıdır, hem de çözümleri. Sınıfın her mücadelesi enternasyonalist bir bakış açısıyla değerlendirilmeli ve örgütlenmelidir. Hem sendika bürokrasisiyle hem burjuvaziyle mücadele bu bilinçle verilmelidir.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
Bugünün koşullarında işçi sınıfının büyük bir kesiminin zihinleri burjuva ideolojisi ile doludur. Devrimci sınıf bilincine ancak burjuva ideolojisiyle mücadele edilerek ve burjuva fikirler işçilerin beyninden sökülüp atılarak yer açılabilir. Burjuva ideolojisi işçi sınıfı için tam anlamıyla bir zehirdir. Milliyetçilik burjuvazinin ideolojik bir argümanıdır ve onun çıkarlarını yansıtır. Burjuva milliyetçiliğiyle zehirlenmiş bir işçi de ancak enternasyonalizm panzehiri verilerek kurtarılabilir.
Milliyetçilik zehiri, burjuvazinin tüm toplumu kendi egemenliği altında birleştirmesinin aracı olduğu gibi aynı zamanda işçi sınıfını bölmenin de bir aracıdır. İşçi sınıfını Türk, Kürt, Yunan, Amerikan, Alman vs. diye ayırmak onun birleşmesini engellemenin en kolay yoludur. Bu yolla farklı uluslardan işçiler arasında suni düşmanlıklar yaratılmakta ve burjuvaların arasındaki çıkar çatışmalarına işçi sınıfı alet edilmektedir. Burjuvazi işçi sınıfını kandırmadan ve onu kullanmadan çıkarlarını hayata geçiremez. İşçi sınıfının bilinci geçmişte olduğu gibi bugün de bu ideolojiyle bulandırılmaktadır. Sınıf hareketi içerisinde bu ideolojisinin taşıyıcısı en başta sendikal bürokrasi ve burjuva siyasi çevreler olmak üzere tüm “milliyetçi sol” çevrelerdir. Sözde anti-emperyalizm sloganının ardına sığınılarak milliyetçi politikaların desteklenmesi ve yine aynı gerekçeyle özelleştirmeye karşı kapitalist devletçiliğin savunulması, işçi sınıfının içinde milliyetçi ideolojinin yer bulmasını kolaylaştırmaktadır. Oysa işçi sınıfı uluslararası bir sınıftır. Dolayısıyla çıkarları da ulusal değil uluslararasıdır. Dünya toplumunun ulusal sınırlara bölünmüş olmasının işçi sınıfına hiçbir faydası yoktur. Bütün dünya ülkelerinin işçilerinin çıkarları bir ve ortaktır. Bugün Türkiye’de işçi hareketinin yaşadığı sorunlar ne yerel ne de ulusal sorunlardır. Bu sorunların hem kaynakları uluslararası alanda aranmalıdır, hem de çözümleri. Sınıfın her mücadelesi enternasyonalist bir bakış açısıyla değerlendirilmeli ve örgütlenmelidir. Hem sendika bürokrasisiyle hem burjuvaziyle mücadele bu bilinçle verilmelidir.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
26 Mayıs 2009 Salı
ŞİMDİ EYLEM ZAMANI
ŞİMDİ EYLEM ZAMANI
Evet dostlar şimdi eylem zamanıdır niye biliyormusunuz çünkü işçi sınıfının hak alma başarısı yaptığı eylemliliklerden geçer .
Eylemlilikleri ortaya koymakta genç dinamik ve cesur sendikacılarda olur .
Örneğin 13 toplu iş sözleşmesinin çıkmaza girmesin yegane sebebi TÜRK-İŞ in pasifliği ve diğer sendikaları yönetenlerin yaşlı ve eylemliliklerini ortaya koyamamalarından kaynaklanıyor.
Bakınız 87 gündür toplu iş süresi başlayalı daha ne TÜRK-İŞ ten nede AKP iktidarında hiçbir ses yok.
Yine ne varsa genç dinamik ve cesur sendika yönetimlerinde var.
13 toplu iş sözleşmesi için Türk –iş ve diğer şubelerden ümidini kesen İstanbul şubeler platformu İstanbul da T.YOL –İŞ Sendikası 1 nolu şubesi öncülüğünde karayolları 1 bölge müdürlüğü bahçesinde ilk eylemlerini gerçekleştirdi.
Ve bundan sonra eylemliliklerine devam edeceklerini açıkladılar .
DostlarT yol iş sendikası İstanbul 1 nolu şubesi bizimle beraber olağanüstü kongre talebinde bulunmuştu genel merkezin taleplerine olumlu yanıt vermesinden sonra eski yönetim ALİ AKDAĞ ve ekibi aday bile olamamıştı.
İstanbul 1 nolu şube başkanlığına genç dinamik cesur Erdem ARCA ve ekibiyle getirildi.
Gençliğin verdiği cesaretle bugün ilk eylemlerini gerçekleştirdiler.
İnanıyorum ki yol iş sendikası mersin 1 nolu şube olağan üstü taleplerimize olumlu yanıt vermiş olsalardı mevcut yönetimden hiçbir tanesi aday olmaya bile cesaret edemezdi.
Niye biliyormusunuz? Yaşlılığın verdiği kazanamama korkusu ve kendilerinde aday olma cesareti bulamalarından dolayı.
Yani İstanbul şubesi gibi aday olamıyacaklardır.
Ama geçte olsa SN. mahkeme Şube yöneticilerimizin 12 madde yi uygulamadığından dolayı 53 madde yi uyguladığında şube yönetimine kayyum atadığında zaten aday olamiyacaktır. İşte o zaman mersin 1 nolu şube yönetimine gelecek olan bu günkü muhalefet işçi sınıfını yükseltecektir .
İstanbul 1 nolu şubenin başlattığı eylemi dalga dalga Türkiye ye yayacaktır.
Tıpkı 1989 bahar eylemleri gibi.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
Evet dostlar şimdi eylem zamanıdır niye biliyormusunuz çünkü işçi sınıfının hak alma başarısı yaptığı eylemliliklerden geçer .
Eylemlilikleri ortaya koymakta genç dinamik ve cesur sendikacılarda olur .
Örneğin 13 toplu iş sözleşmesinin çıkmaza girmesin yegane sebebi TÜRK-İŞ in pasifliği ve diğer sendikaları yönetenlerin yaşlı ve eylemliliklerini ortaya koyamamalarından kaynaklanıyor.
Bakınız 87 gündür toplu iş süresi başlayalı daha ne TÜRK-İŞ ten nede AKP iktidarında hiçbir ses yok.
Yine ne varsa genç dinamik ve cesur sendika yönetimlerinde var.
13 toplu iş sözleşmesi için Türk –iş ve diğer şubelerden ümidini kesen İstanbul şubeler platformu İstanbul da T.YOL –İŞ Sendikası 1 nolu şubesi öncülüğünde karayolları 1 bölge müdürlüğü bahçesinde ilk eylemlerini gerçekleştirdi.
Ve bundan sonra eylemliliklerine devam edeceklerini açıkladılar .
DostlarT yol iş sendikası İstanbul 1 nolu şubesi bizimle beraber olağanüstü kongre talebinde bulunmuştu genel merkezin taleplerine olumlu yanıt vermesinden sonra eski yönetim ALİ AKDAĞ ve ekibi aday bile olamamıştı.
İstanbul 1 nolu şube başkanlığına genç dinamik cesur Erdem ARCA ve ekibiyle getirildi.
Gençliğin verdiği cesaretle bugün ilk eylemlerini gerçekleştirdiler.
İnanıyorum ki yol iş sendikası mersin 1 nolu şube olağan üstü taleplerimize olumlu yanıt vermiş olsalardı mevcut yönetimden hiçbir tanesi aday olmaya bile cesaret edemezdi.
Niye biliyormusunuz? Yaşlılığın verdiği kazanamama korkusu ve kendilerinde aday olma cesareti bulamalarından dolayı.
Yani İstanbul şubesi gibi aday olamıyacaklardır.
Ama geçte olsa SN. mahkeme Şube yöneticilerimizin 12 madde yi uygulamadığından dolayı 53 madde yi uyguladığında şube yönetimine kayyum atadığında zaten aday olamiyacaktır. İşte o zaman mersin 1 nolu şube yönetimine gelecek olan bu günkü muhalefet işçi sınıfını yükseltecektir .
İstanbul 1 nolu şubenin başlattığı eylemi dalga dalga Türkiye ye yayacaktır.
Tıpkı 1989 bahar eylemleri gibi.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
23 Mayıs 2009 Cumartesi
makama saygı
Aslında bugün bizim yol iş merin şube yöneticileriyle ilgili hiç bir şey yazmak istemiyordum.
Ama bir yandan şubemizin genel sekreterinin Adana 1 nolu asfalt şantiyesinde yaptığı
Toplantıyla ilgili sözde benim yazdığım bazı kelimelerin sarf etmesi gerekse yüksel zilin
Halil adında birisinin kanalıyla bana mesaj yazması.
Bir iki satır yazmama vesile oldu.
Sevgili karayolcu dostlarım bendeniz 20 yıl önce amatör gazetecilik yaptığım için neyin nasıl yazılacağını az da olsa bilirim.
Yani sayın genel sekreter gibi içi boş ama kabarılmış defter ve dosyalarla insanları toplayıp nutuk atmam.
Sevgili karayolcu dostlarım bu saatten sonra kimse kimseyi kandırmasın
Bu günkü sendika şube yöneticilerimizin hiçbir işçi sorununu çözemiyeceğini adımız gibi biliyoruz ve eminiz ama onların meşgul ettiği o makama ve o makamda da kim oturursa otursun sendikaya ve işçi sınıfına olan saygımızdan dolayı saygı göstereceğiz saygı göstermek zorundayız ama bu eleştirmeyeceğiz hatalarını yüzlerine vurmayacağız anlamına da gelmez.
Sıradan bir insan istediği yerde her türlü hareketi yapar .alkol alma şans oyunları huvarda lık İSPİYONCULUK yani her şeyi yapar kimse yadırgamaz ama bunları
Bir sendikacı yapmamalı oturduğu,işkal ettiği makama saygı göstermek zorundadır.
Sorumlu davranmalı.
Bakınız bir örnek vermek istiyorum bir arkadaşımız bölge müdürlüğü önünde 80 lı yıllar da Tevfik başkan,a hakaret etmiş ve Tevfik başkan gülmüş tabi başkanın güldüğünü gören arkadaş şaşırmış daha sonra sevgili başkanımızla karşılan arkadaşımız sormuş başkanım ben sana o kadar hakaret ettim siz benim yüzüme güldünüz niye?ve başkanım diyor ki sevgili arkadaşım ben sıradan bir vatandaş olsaydım senin iki ayağını kırardım ama ben iki bin tane insanı temsil ediyorum makamımın bana verdiği sorumluluğu gereği öyle davranmak zorundayım ve o arkadaş Tevfik başkandan özür diliyor..
İşte sendikacılık budur sorumlu davranmak zorundadır toplantı yaparak muhalefet şunu şunu yapıyor dememelisiniz.
Muhalefet yasadan doğan hakları gereği yargı sürecini başlatmış sizde saygı göstermek
Zorundasın inanıyorum ki sizin yerinde Tevfik başkan olsaydı olağan üstü genel kurula güle oynaya giderdi . niye biliyormusunuz? İşçiye ve makamına olan saygısından.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
Ama bir yandan şubemizin genel sekreterinin Adana 1 nolu asfalt şantiyesinde yaptığı
Toplantıyla ilgili sözde benim yazdığım bazı kelimelerin sarf etmesi gerekse yüksel zilin
Halil adında birisinin kanalıyla bana mesaj yazması.
Bir iki satır yazmama vesile oldu.
Sevgili karayolcu dostlarım bendeniz 20 yıl önce amatör gazetecilik yaptığım için neyin nasıl yazılacağını az da olsa bilirim.
Yani sayın genel sekreter gibi içi boş ama kabarılmış defter ve dosyalarla insanları toplayıp nutuk atmam.
Sevgili karayolcu dostlarım bu saatten sonra kimse kimseyi kandırmasın
Bu günkü sendika şube yöneticilerimizin hiçbir işçi sorununu çözemiyeceğini adımız gibi biliyoruz ve eminiz ama onların meşgul ettiği o makama ve o makamda da kim oturursa otursun sendikaya ve işçi sınıfına olan saygımızdan dolayı saygı göstereceğiz saygı göstermek zorundayız ama bu eleştirmeyeceğiz hatalarını yüzlerine vurmayacağız anlamına da gelmez.
Sıradan bir insan istediği yerde her türlü hareketi yapar .alkol alma şans oyunları huvarda lık İSPİYONCULUK yani her şeyi yapar kimse yadırgamaz ama bunları
Bir sendikacı yapmamalı oturduğu,işkal ettiği makama saygı göstermek zorundadır.
Sorumlu davranmalı.
Bakınız bir örnek vermek istiyorum bir arkadaşımız bölge müdürlüğü önünde 80 lı yıllar da Tevfik başkan,a hakaret etmiş ve Tevfik başkan gülmüş tabi başkanın güldüğünü gören arkadaş şaşırmış daha sonra sevgili başkanımızla karşılan arkadaşımız sormuş başkanım ben sana o kadar hakaret ettim siz benim yüzüme güldünüz niye?ve başkanım diyor ki sevgili arkadaşım ben sıradan bir vatandaş olsaydım senin iki ayağını kırardım ama ben iki bin tane insanı temsil ediyorum makamımın bana verdiği sorumluluğu gereği öyle davranmak zorundayım ve o arkadaş Tevfik başkandan özür diliyor..
İşte sendikacılık budur sorumlu davranmak zorundadır toplantı yaparak muhalefet şunu şunu yapıyor dememelisiniz.
Muhalefet yasadan doğan hakları gereği yargı sürecini başlatmış sizde saygı göstermek
Zorundasın inanıyorum ki sizin yerinde Tevfik başkan olsaydı olağan üstü genel kurula güle oynaya giderdi . niye biliyormusunuz? İşçiye ve makamına olan saygısından.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
KADIN VE SENDİKA
Sendikalar dünya’da olduğu gibi, Türkiye’de de gittikçe zayıflıyor, hem ideolojik olarak hem de örgütlenme, sınıfı temsil etme gücü açısından bir gerileme söz konusu. Kapitalizmin dönüşümü, Neo-liberal politikaların saldırısı, sosyalizm mücadelesinin, feminist politikaların zayıflaması gibi kimi genel olguların yanı sıra, bu gerilemede sendikaların da hataları var deniyor. Emek piyasasındaki değişimi kavrayıp, değişen emekçi profilini örgütleyecek politikalar geliştiremedikleri için eleştiriliyorlar.
Peki, emekçi profili nasıl değişiyor?
I. GÖRÜNMEYEN EMEK
Hizmetler sektöründe çalışanların sayısı daha çok artıyor. Bu sektörde çalışan kadın emekçilerin sayısındaki artış ise yığınsal ölçülerdedir. Kadın emekçilerin bir kısmı kamuda, şimdilik güvenceli ve iyi çalışma koşullarında; geri kalanı ise sosyal/kişisel hizmetlerde, yani yaşlı, çocuk, ev bakımı gibi “görünmeyen emek” olarak adlandırılan “kadın işleri”nde; sigortasız, güvencesiz ve kötü iş koşullarında, “pembe yakalı getto” dediğimiz kategoride çalışıyorlar. Mavi-yakalı imalat sanayinde çalışan kadınların sayısında pek artış yok. Böylelikle, sendikaların geleneksel üye tabanı eriyor, kadın emeğinin çoğunlukta olduğu hizmetler sektörü, memurlar dışında örgütsüz.
Kadınlar zaten emek piyasasında pek yok Türkiye’de. Kentlerde her 5 kadından biri ya çalışıyor ya da çalışabilir durumdayken işsiz, çalışan kadınların yarıya yakını kocasının, babasının küçük aile lokantasında, tarlasında, işyerinde çalışıp duruyor, ama ücret almıyor. Kırsal kesimde her 3 kadından biri ya çalışıyor ya işsiz; ama ücret almadan yani tarlada, bağda çalışıyor. Çünkü kadın emeği görünmeyen emek, kocasının, babasının, yani bir erkeğin kontrolündedir. Yaygın anlayış, “zaten evde yaptığı ev işi, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi işlerin aynısını yaptığı için bir de ücret mi alacak? Bu işler iş değil zaten, kadının doğal, biyolojik görevi, erkeğin görevi de eve para getirmek” anlayışıdır. Kadın ücretli olarak çalıştığında da bu geçici bir şey, aileye ilave bir gelir olarak kabul ediliyor. Kadının toplumsal cinsiyete dayalı işbölümüne göre görevi temel olarak eş ve anne olmak olarak doğallaştırılmıştır.
%41 oranında ücretli çalışan kadın emekçilerin büyük kısmı aynı iş için erkeklerden daha az ücret alıyorlar. Temizlik, bulaşık, yaşlı ve çocuk bakımı gibi yıldırıcı işlerde güvencesiz çalışıyor, cinsel tacize uğruyorlar, ama bu konu tabu olduğu için su yüzüne çıkmıyor. Lise-üniversite mezunu, meslek sahibi, iyi işlerde çalışan kadınlar da var kuşkusuz; ancak eğitimli kadınlar da “cam tavan” adı verilen görünmez engellere tosluyorlar, ara kademe ve üst düzey yönetici olamıyorlar; çünkü “yönetici erkek olur” kabulü var. Hamilelik ve doğum izni kullandıkları için ya işten atılıyorlar, terfi edemiyorlar ya da yurt dışı eğitime gönderilmiyorlar. Ama daha da çarpıcı olan, son 4 yıldaki değişimdir: Erkeklerin yaklaşık 2 katı sayıda kadın iş piyasasından çekilmiştir: çalışmıyor; iş de aramıyor; “sadece evinin kadını” oluyor!.
II. NEDEN KADINLAR DAHA AZ ÖRGÜTLÜ?
Çalışan 6 milyona yakın kadının yarıya yakını kırsal kesimde, ücretsiz aile işçisidir. %40’ı hizmetler sektöründe çalışıyor. %15’i de imalat sanayinde iş bulmuştur. Toplam sendikalı işçilerin sadece %10’u kadın. Kamu emekçilerinde ise %30 oranında örgütlü kadın var. Neden kadınlar daha az örgütlü? Çünkü kadın emeği erkek emeğinden farklı. Sendikalar bu farklılığı yansıtacak politikalar yürütmüyor. Sendikalar dünyanın her yerinde erkek egemen örgütler. Yönetici, yönetim kurulu üyeleri, işyeri temsilcileri ağırlıklı olarak erkek. Bir avuç sendikalı kadın, yönetici konumuna gelemiyor; çünkü sendikalar erkek egemen ideolojiyi, anlayışı sorgulamıyorlar. Kadın emekçilerin esas görevinin ev işi, çocuk ve yaşlı bakımı olduğu yargısını hevesle yeniden üretiyorlar.
Sendikalar kadın emeğinin sadece işyerlerinde değil, evde, özel alanda emeğin yeniden üretimini gerçekleştirdiğini görmezden geliyorlar. Kadın emeğinin, erkek emeğinden farklı olarak evde bir sürü sorumluluğu olduğunu, bu sorumlulukların çalışma hayatını ve sendikal aktivitelere katılımını engellediğini görmezden geliyorlar. Ekonomik kriz dönemlerinde ilk önce işten çıkartılanların kadınlar olduğu unutuluyor, çünkü eve ekmek getiren esas olarak erkektir diye kabul edilmiş ve bu kabul hiç sorgulanmıyor. Sendikalarda ve işyerlerinde, kullanılan dil, yapılan şakalar, görev dağılımına, toplantılara , eylemlere kadar uzanan günlük pratik, eşitsiz ve hiyerarşik bir alt üst ilişkisidir. Erkek egemenliği her koşulda kadını eziyor, ikincilleştiriyor, emeğini değersizleştiriyor.
Kadınlar o yüzden sendikalı olmuyor, kendi dillerini, kendilerini ait hissedecekleri bir yapı bulamıyorlar, zorluklara göğüs gerip sendikal aktivitelere katılanlarının çalışma koşulları, cinsel tacizi görünür kılma, adil iş dağılımı, eşit ücret, mesleki eğitim, vb. talepleri toplu sözleşmelerde yer bulmuyor. Bu talepleri etkin bir şekilde savunabilecekleri yönetim pozisyonlarına yükselemiyorlar, bu yüzden de lafları dinlenmiyor.
III. YOKSULLUK DA KADINLAŞIYOR.
Cinsiyete dayalı işbölümü, kadın işi/erkek işi anlayışı sürdükçe kadınların çalışma hayatındaki ikincil konumu da sürüyor, böylece sermaye de, devlet de kreş, bakımevi vb. gibi toplumsal görev alanlarını değersizleştirerek ucuz/bedava kadın emeğine yıkıyor. Kadın emeği bu yüzden, niteliksiz, monoton, düşük ücretli işlerde yoğunlaşıyor. Kuşkusuz eğitim ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ve sosyal hizmetlere ayrılan kamusal kaynakların azalması, yoksulluğun artması kadının emeğinin daha yoğun sömürüsüne yol açıyor, yoksulluk da kadınlaşıyor. Bu anlamda kadın emekçilerin konumu o büyük resmin, sermaye karşısında emekçilerin sosyal haklar, esneklik, iş güvencesi, sosyal güvenlik vb. alanlardaki mücadelesine ve kazanımlarına bağlı olarak da dönüşebilir. Hatta sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda, kimya, petrol, makine, elektronik gibi daha erkek işi olan iş alanları, zamanla kadın işçilere açılabilir, kadın istihdamı daha geleneksel erkek işlerde pekala artabilir, kuşkusuz bu yeni kadın işleri taşeronluk, esnek çalışma, düşük ücret ve kayıt dışıyla yan yana gidecektir. Ancak sınıfsal ve cinsiyetçi bakış açısını reddeden bir sendikal hareket olmadığı sürece, sosyal haklardaki genel kazanımlar kadın emekçilerin ikincil konumlarında bir iyileştirme yaratamayacaktır.
Kadın emeği hem üretim alanlarını, hem de yaşam alanlarını yani (erkek)emeği yeniden üreten ev işi, çocuk ve yaşlı bakımı faaliyetlerinin sürdürüldüğü özel alanları birlikte örgütleyen kategori olduğu için dönüşümü sağlayacak olan güçtür.
IV. KADINLARIN DAHA ÇOK ÖRGÜTLENMESİ VE SENDİKA YÖNETİMLERİNDE YER ALABİLMESİ İÇİN SENDİKALARIN İZLEMESİ GEREKEN POLİTİKALAR ŞU ŞEKİLDE ÖZETLENEBİLİR:
1)Sendikalar “kadının yeri evidir”, “sendika erkek işidir”, “ev işi, bakım kadının doğal görevidir” gibi cinsiyetçi işbölümüne dayalı yargıları sorgulamalı ve dönüştürecek politikalar izlemelidir. Bunun için erkek işçinin hayat gailesini ve aile reisi olarak sorumluluklarını merkez alan örgütlenme modelinden vazgeçilmelidir.
2) Sendikal faaliyetler erkek deneyimi ve iş merkezli olmaktan çıkartılmalıdır; kadınları eviçi sorumluluklarını görünür hale getirecek düzenlemeler planlanmalıdır.
3)Kadınların sadece sendikal faaliyetlere eviçi sorumluluklar nedeniyle vakit ayıramama değil, aynı zamanda ailenin erkeklerini bu konuda ikna etme sorunu da vardır. Bu yüzden, sendikaların genç erkek işçileri politize ederek, sendika kadrosuna alma çabalarının yön değiştirmesi gerekmektedir.
4)Sendikalar STKlar gibi davranmaktan vazgeçerek, sınıf örgütü perspektiflerini güçlendirmeli ve sosyal hizmetleri yeniden devletten talep etmeyi sürdürmelidir.
5)Sendikalar erkek egemen yapılarını kırmak için bir dizi olumlu ayrımcılık ya da fırsat eşitliği politikaları geliştirmelidir: kadınların eşit temsiliyetini sağlamak üzere işe giriş, atama, tayin, ücret ve ek ödeme, yükseltilme, emeklilik, sosyal haklar, ücretli ana-baba doğum izni, mesleki eğitim, cinsel tacizin engellenmesi gibi taleplerini toplu sözleşmelere dahil etmelidir.
6)Kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik olarak üye profillerini kadın/erkek ayrımında güncelleştirmeli, bütçeli, kalıcı nitelikte komite/bürolar kurmalı, tüm kurullarda, temsil ve danışma mekanizmalarında kota uygulamalıdır.
7)Kadın-erkek eşitliği ve sınıfsal/cinsiyetçi bakış açısı, sendikal eğitim programlarının temel unsuru haline getirilmeli ve bu konuda düzenlenecek kampanyalarla ulusal/uluslararası sendikal hareket ve feminist hareketle dayanışmaya gidilmelidir.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
Peki, emekçi profili nasıl değişiyor?
I. GÖRÜNMEYEN EMEK
Hizmetler sektöründe çalışanların sayısı daha çok artıyor. Bu sektörde çalışan kadın emekçilerin sayısındaki artış ise yığınsal ölçülerdedir. Kadın emekçilerin bir kısmı kamuda, şimdilik güvenceli ve iyi çalışma koşullarında; geri kalanı ise sosyal/kişisel hizmetlerde, yani yaşlı, çocuk, ev bakımı gibi “görünmeyen emek” olarak adlandırılan “kadın işleri”nde; sigortasız, güvencesiz ve kötü iş koşullarında, “pembe yakalı getto” dediğimiz kategoride çalışıyorlar. Mavi-yakalı imalat sanayinde çalışan kadınların sayısında pek artış yok. Böylelikle, sendikaların geleneksel üye tabanı eriyor, kadın emeğinin çoğunlukta olduğu hizmetler sektörü, memurlar dışında örgütsüz.
Kadınlar zaten emek piyasasında pek yok Türkiye’de. Kentlerde her 5 kadından biri ya çalışıyor ya da çalışabilir durumdayken işsiz, çalışan kadınların yarıya yakını kocasının, babasının küçük aile lokantasında, tarlasında, işyerinde çalışıp duruyor, ama ücret almıyor. Kırsal kesimde her 3 kadından biri ya çalışıyor ya işsiz; ama ücret almadan yani tarlada, bağda çalışıyor. Çünkü kadın emeği görünmeyen emek, kocasının, babasının, yani bir erkeğin kontrolündedir. Yaygın anlayış, “zaten evde yaptığı ev işi, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi işlerin aynısını yaptığı için bir de ücret mi alacak? Bu işler iş değil zaten, kadının doğal, biyolojik görevi, erkeğin görevi de eve para getirmek” anlayışıdır. Kadın ücretli olarak çalıştığında da bu geçici bir şey, aileye ilave bir gelir olarak kabul ediliyor. Kadının toplumsal cinsiyete dayalı işbölümüne göre görevi temel olarak eş ve anne olmak olarak doğallaştırılmıştır.
%41 oranında ücretli çalışan kadın emekçilerin büyük kısmı aynı iş için erkeklerden daha az ücret alıyorlar. Temizlik, bulaşık, yaşlı ve çocuk bakımı gibi yıldırıcı işlerde güvencesiz çalışıyor, cinsel tacize uğruyorlar, ama bu konu tabu olduğu için su yüzüne çıkmıyor. Lise-üniversite mezunu, meslek sahibi, iyi işlerde çalışan kadınlar da var kuşkusuz; ancak eğitimli kadınlar da “cam tavan” adı verilen görünmez engellere tosluyorlar, ara kademe ve üst düzey yönetici olamıyorlar; çünkü “yönetici erkek olur” kabulü var. Hamilelik ve doğum izni kullandıkları için ya işten atılıyorlar, terfi edemiyorlar ya da yurt dışı eğitime gönderilmiyorlar. Ama daha da çarpıcı olan, son 4 yıldaki değişimdir: Erkeklerin yaklaşık 2 katı sayıda kadın iş piyasasından çekilmiştir: çalışmıyor; iş de aramıyor; “sadece evinin kadını” oluyor!.
II. NEDEN KADINLAR DAHA AZ ÖRGÜTLÜ?
Çalışan 6 milyona yakın kadının yarıya yakını kırsal kesimde, ücretsiz aile işçisidir. %40’ı hizmetler sektöründe çalışıyor. %15’i de imalat sanayinde iş bulmuştur. Toplam sendikalı işçilerin sadece %10’u kadın. Kamu emekçilerinde ise %30 oranında örgütlü kadın var. Neden kadınlar daha az örgütlü? Çünkü kadın emeği erkek emeğinden farklı. Sendikalar bu farklılığı yansıtacak politikalar yürütmüyor. Sendikalar dünyanın her yerinde erkek egemen örgütler. Yönetici, yönetim kurulu üyeleri, işyeri temsilcileri ağırlıklı olarak erkek. Bir avuç sendikalı kadın, yönetici konumuna gelemiyor; çünkü sendikalar erkek egemen ideolojiyi, anlayışı sorgulamıyorlar. Kadın emekçilerin esas görevinin ev işi, çocuk ve yaşlı bakımı olduğu yargısını hevesle yeniden üretiyorlar.
Sendikalar kadın emeğinin sadece işyerlerinde değil, evde, özel alanda emeğin yeniden üretimini gerçekleştirdiğini görmezden geliyorlar. Kadın emeğinin, erkek emeğinden farklı olarak evde bir sürü sorumluluğu olduğunu, bu sorumlulukların çalışma hayatını ve sendikal aktivitelere katılımını engellediğini görmezden geliyorlar. Ekonomik kriz dönemlerinde ilk önce işten çıkartılanların kadınlar olduğu unutuluyor, çünkü eve ekmek getiren esas olarak erkektir diye kabul edilmiş ve bu kabul hiç sorgulanmıyor. Sendikalarda ve işyerlerinde, kullanılan dil, yapılan şakalar, görev dağılımına, toplantılara , eylemlere kadar uzanan günlük pratik, eşitsiz ve hiyerarşik bir alt üst ilişkisidir. Erkek egemenliği her koşulda kadını eziyor, ikincilleştiriyor, emeğini değersizleştiriyor.
Kadınlar o yüzden sendikalı olmuyor, kendi dillerini, kendilerini ait hissedecekleri bir yapı bulamıyorlar, zorluklara göğüs gerip sendikal aktivitelere katılanlarının çalışma koşulları, cinsel tacizi görünür kılma, adil iş dağılımı, eşit ücret, mesleki eğitim, vb. talepleri toplu sözleşmelerde yer bulmuyor. Bu talepleri etkin bir şekilde savunabilecekleri yönetim pozisyonlarına yükselemiyorlar, bu yüzden de lafları dinlenmiyor.
III. YOKSULLUK DA KADINLAŞIYOR.
Cinsiyete dayalı işbölümü, kadın işi/erkek işi anlayışı sürdükçe kadınların çalışma hayatındaki ikincil konumu da sürüyor, böylece sermaye de, devlet de kreş, bakımevi vb. gibi toplumsal görev alanlarını değersizleştirerek ucuz/bedava kadın emeğine yıkıyor. Kadın emeği bu yüzden, niteliksiz, monoton, düşük ücretli işlerde yoğunlaşıyor. Kuşkusuz eğitim ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ve sosyal hizmetlere ayrılan kamusal kaynakların azalması, yoksulluğun artması kadının emeğinin daha yoğun sömürüsüne yol açıyor, yoksulluk da kadınlaşıyor. Bu anlamda kadın emekçilerin konumu o büyük resmin, sermaye karşısında emekçilerin sosyal haklar, esneklik, iş güvencesi, sosyal güvenlik vb. alanlardaki mücadelesine ve kazanımlarına bağlı olarak da dönüşebilir. Hatta sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda, kimya, petrol, makine, elektronik gibi daha erkek işi olan iş alanları, zamanla kadın işçilere açılabilir, kadın istihdamı daha geleneksel erkek işlerde pekala artabilir, kuşkusuz bu yeni kadın işleri taşeronluk, esnek çalışma, düşük ücret ve kayıt dışıyla yan yana gidecektir. Ancak sınıfsal ve cinsiyetçi bakış açısını reddeden bir sendikal hareket olmadığı sürece, sosyal haklardaki genel kazanımlar kadın emekçilerin ikincil konumlarında bir iyileştirme yaratamayacaktır.
Kadın emeği hem üretim alanlarını, hem de yaşam alanlarını yani (erkek)emeği yeniden üreten ev işi, çocuk ve yaşlı bakımı faaliyetlerinin sürdürüldüğü özel alanları birlikte örgütleyen kategori olduğu için dönüşümü sağlayacak olan güçtür.
IV. KADINLARIN DAHA ÇOK ÖRGÜTLENMESİ VE SENDİKA YÖNETİMLERİNDE YER ALABİLMESİ İÇİN SENDİKALARIN İZLEMESİ GEREKEN POLİTİKALAR ŞU ŞEKİLDE ÖZETLENEBİLİR:
1)Sendikalar “kadının yeri evidir”, “sendika erkek işidir”, “ev işi, bakım kadının doğal görevidir” gibi cinsiyetçi işbölümüne dayalı yargıları sorgulamalı ve dönüştürecek politikalar izlemelidir. Bunun için erkek işçinin hayat gailesini ve aile reisi olarak sorumluluklarını merkez alan örgütlenme modelinden vazgeçilmelidir.
2) Sendikal faaliyetler erkek deneyimi ve iş merkezli olmaktan çıkartılmalıdır; kadınları eviçi sorumluluklarını görünür hale getirecek düzenlemeler planlanmalıdır.
3)Kadınların sadece sendikal faaliyetlere eviçi sorumluluklar nedeniyle vakit ayıramama değil, aynı zamanda ailenin erkeklerini bu konuda ikna etme sorunu da vardır. Bu yüzden, sendikaların genç erkek işçileri politize ederek, sendika kadrosuna alma çabalarının yön değiştirmesi gerekmektedir.
4)Sendikalar STKlar gibi davranmaktan vazgeçerek, sınıf örgütü perspektiflerini güçlendirmeli ve sosyal hizmetleri yeniden devletten talep etmeyi sürdürmelidir.
5)Sendikalar erkek egemen yapılarını kırmak için bir dizi olumlu ayrımcılık ya da fırsat eşitliği politikaları geliştirmelidir: kadınların eşit temsiliyetini sağlamak üzere işe giriş, atama, tayin, ücret ve ek ödeme, yükseltilme, emeklilik, sosyal haklar, ücretli ana-baba doğum izni, mesleki eğitim, cinsel tacizin engellenmesi gibi taleplerini toplu sözleşmelere dahil etmelidir.
6)Kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik olarak üye profillerini kadın/erkek ayrımında güncelleştirmeli, bütçeli, kalıcı nitelikte komite/bürolar kurmalı, tüm kurullarda, temsil ve danışma mekanizmalarında kota uygulamalıdır.
7)Kadın-erkek eşitliği ve sınıfsal/cinsiyetçi bakış açısı, sendikal eğitim programlarının temel unsuru haline getirilmeli ve bu konuda düzenlenecek kampanyalarla ulusal/uluslararası sendikal hareket ve feminist hareketle dayanışmaya gidilmelidir.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
BAŞLARKEN
Bir ülkede demokrasinin kapsamını ve içeriğini belirlemek; o ülkede toplumsal sınıfların siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik alanlarda hangi düzeyde örgütlenebildiği ile ölçülebilir. Çünkü çalışmak, dinlenmek, sosyal güvenlik haklarından yararlanmak nasıl evrensel bir hak ise, örgütlenmek ve sendika kurmak da birer evrensel insan hakkıdır.
Bu nedenle sendikasız bir dünya, sendikasız bir ülke, sendikasız bir demokrasi, sendikasız bir toplum düşünmek; ağaçsız bir orman, susuz bir deniz, hava-su ve toprak olmaksızın canlı yaşamının olabileceğini düşünmek kadar anlamsızdır.
Sendikalar neden ve nasıl kurulmuşlardır?
Neler yaparlar?
Nasıl çalışırlar?
Neyi amaçlarlar?
Ne isterler?
Neden gereklidirler?
Her sendika üyesi; bu ve benzeri soruları doğru yanıtlayabildiği ve sendikal çalışmalara etkin olarak katılabildiği oranda sendikalarını güçlü kılabilirler.
Daha da somutlarsak sendika üyesi işçiler, toplu sözleşme haklarını ve örgütlü oldukları sendikalarını tanımalıdır. Toplu sözleşme haklarını oluşturan izin süreler, ara dinlenmeleri, ücretler, parasal sosyal haklar, fazla çalışma koşulları gibi birçok konu yanında sendikasının ilkelerini, neleri amaçladığını, nasıl bir örgüt yapısına sahip olduğunu, üyelere tanınan tüzüksel hakları ile yükümlülükleri, kazanılmış hakların nasıl gerçekleştirildiğini de bilmelidir.
Kısaca her sendika üyesi;
-Bir insan olarak; evrensel kurallardan kaynaklanan haklarını bilmelidir.
-Bir yurttaş olarak; yasalardan kaynaklanan ekonomik, toplumsal, siyasal haklarını bilmelidir.
-Bir sendika üyesi olarak; sendikasının anatüzüğünden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini bilmelidir.
Bu bilinçlenmenin gerçekleştirilmesiyle sendikal örgüt daha da güçlenecek; sendikal örgüt etkinleştikçe demokrasi, özgürlük ve kazanımlar sağlam güvencelere kavuşacaktır.
Bu nedenle sendikalar her üyenin hakları ve yükümlülükleri konusunda bilinçlendirilmesini amaçlamaktadır.
bu site,karayolcu.com ve blog adresimde sendikamızın ilkelerini, yapısını ve işleyişini tanıtırken, sendikamızın tarihçesini, üye olduğu kuruluşları ve onların çalışmalarını; üyelerimizin toplu sözleşmeden, Anatüzükten ve yasalardan kaynaklanan haklarını anlatıyor.ve tabii sendika yönetimleride tüzüğe ve yasalara uyma zurunluluğu vardır.
Tüm üyelerimize yararlı olacağı inancıyla saygılar sunuyorum
abdulrahimkaplan@hotmail.com
Bir ülkede demokrasinin kapsamını ve içeriğini belirlemek; o ülkede toplumsal sınıfların siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik alanlarda hangi düzeyde örgütlenebildiği ile ölçülebilir. Çünkü çalışmak, dinlenmek, sosyal güvenlik haklarından yararlanmak nasıl evrensel bir hak ise, örgütlenmek ve sendika kurmak da birer evrensel insan hakkıdır.
Bu nedenle sendikasız bir dünya, sendikasız bir ülke, sendikasız bir demokrasi, sendikasız bir toplum düşünmek; ağaçsız bir orman, susuz bir deniz, hava-su ve toprak olmaksızın canlı yaşamının olabileceğini düşünmek kadar anlamsızdır.
Sendikalar neden ve nasıl kurulmuşlardır?
Neler yaparlar?
Nasıl çalışırlar?
Neyi amaçlarlar?
Ne isterler?
Neden gereklidirler?
Her sendika üyesi; bu ve benzeri soruları doğru yanıtlayabildiği ve sendikal çalışmalara etkin olarak katılabildiği oranda sendikalarını güçlü kılabilirler.
Daha da somutlarsak sendika üyesi işçiler, toplu sözleşme haklarını ve örgütlü oldukları sendikalarını tanımalıdır. Toplu sözleşme haklarını oluşturan izin süreler, ara dinlenmeleri, ücretler, parasal sosyal haklar, fazla çalışma koşulları gibi birçok konu yanında sendikasının ilkelerini, neleri amaçladığını, nasıl bir örgüt yapısına sahip olduğunu, üyelere tanınan tüzüksel hakları ile yükümlülükleri, kazanılmış hakların nasıl gerçekleştirildiğini de bilmelidir.
Kısaca her sendika üyesi;
-Bir insan olarak; evrensel kurallardan kaynaklanan haklarını bilmelidir.
-Bir yurttaş olarak; yasalardan kaynaklanan ekonomik, toplumsal, siyasal haklarını bilmelidir.
-Bir sendika üyesi olarak; sendikasının anatüzüğünden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini bilmelidir.
Bu bilinçlenmenin gerçekleştirilmesiyle sendikal örgüt daha da güçlenecek; sendikal örgüt etkinleştikçe demokrasi, özgürlük ve kazanımlar sağlam güvencelere kavuşacaktır.
Bu nedenle sendikalar her üyenin hakları ve yükümlülükleri konusunda bilinçlendirilmesini amaçlamaktadır.
bu site,karayolcu.com ve blog adresimde sendikamızın ilkelerini, yapısını ve işleyişini tanıtırken, sendikamızın tarihçesini, üye olduğu kuruluşları ve onların çalışmalarını; üyelerimizin toplu sözleşmeden, Anatüzükten ve yasalardan kaynaklanan haklarını anlatıyor.ve tabii sendika yönetimleride tüzüğe ve yasalara uyma zurunluluğu vardır.
Tüm üyelerimize yararlı olacağı inancıyla saygılar sunuyorum
abdulrahimkaplan@hotmail.com
iş yaşamında stres
Sosyal fobisi olan kişilerde, “amirleriyle ya da yetkili birileriyle konuşmada ve haklarını savunmada güçlük çekme, hayır diyememe, aşağılanma ve başaramama” düşüncelerinin sıklıkla görüldüğü “Sosyal fobi, kişinin mesleki ya da akademik ortamlarda gerçek performansını göstermesine engel olabilir. Küçük düşme, becerememe korkusu ve eşlik eden yüzde kızarma, ellerde titreme, çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, bulantı ve karın ağrısı gibi fiziksel belirtiler hastanın korktuğu tepkilerle karşılaşmasına neden olup kaygılarını daha da artırabilir. birde seçim stresi eklersek hele hele yaş 60 ı geçtiyse vay halinize!!!!
Başkalarıyla etkileşime girmekten kaçınma ve yalnızlık, kendisinden beklenen performansı gösterememek, başarısızlık hissi sıklıkla eşlik edebilecek depresyonun olası nedenleri arasındadır. Sosyal ortamlara girmeden ya da belli bir eylemi gerçekleştirmeden önce sakinleşmek amacıyla alkol kullanımı zamanla bağımlılığa dönüşebilir. bunun yanında altılı ganyan bağımlılığı da yapabilir..
Erken tanı ve tedavi,, iş yaşamı ve başkalarıyla etkileşimi gerektiren tüm alanlarda işlevsellik kaybının en aza indirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Sosyal fobi tedavisinde farmakolojik ve psikoterapötik yaklaşımlar esastır. İlaç tedavisi doktor kontrolünde olduğu müddetçe bağımlılık yapmaz, hatta sosyal fobiye ikincil gelişebilecek madde bağımlılığını önlemede yarar sağlar. Psikodinamik yaklaşımlı tedavi, bilişsel ve davranışçı yöntemlerle (yüzleştirme-gerçek yaşamda alıştırma, sosyal becerileri aksatma yanı bu sayılan bütün sorunları ,,bizim sendikacılarda mevcut. gerçi daha öncede stresten uzak durmaları için uyarılarda bulunmuştum ama beni dinlemiyorlar bizim önerileimiz dostçadır.........
abdulrahimkaplan@hotmail.com
Başkalarıyla etkileşime girmekten kaçınma ve yalnızlık, kendisinden beklenen performansı gösterememek, başarısızlık hissi sıklıkla eşlik edebilecek depresyonun olası nedenleri arasındadır. Sosyal ortamlara girmeden ya da belli bir eylemi gerçekleştirmeden önce sakinleşmek amacıyla alkol kullanımı zamanla bağımlılığa dönüşebilir. bunun yanında altılı ganyan bağımlılığı da yapabilir..
Erken tanı ve tedavi,, iş yaşamı ve başkalarıyla etkileşimi gerektiren tüm alanlarda işlevsellik kaybının en aza indirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Sosyal fobi tedavisinde farmakolojik ve psikoterapötik yaklaşımlar esastır. İlaç tedavisi doktor kontrolünde olduğu müddetçe bağımlılık yapmaz, hatta sosyal fobiye ikincil gelişebilecek madde bağımlılığını önlemede yarar sağlar. Psikodinamik yaklaşımlı tedavi, bilişsel ve davranışçı yöntemlerle (yüzleştirme-gerçek yaşamda alıştırma, sosyal becerileri aksatma yanı bu sayılan bütün sorunları ,,bizim sendikacılarda mevcut. gerçi daha öncede stresten uzak durmaları için uyarılarda bulunmuştum ama beni dinlemiyorlar bizim önerileimiz dostçadır.........
abdulrahimkaplan@hotmail.com
21 Mayıs 2009 Perşembe
BİZDEN ONLARDAN
BİZDEN ONLARDAN
Aslında bugünkü yazımın nerden başlayacağımı düşünürken siteye şöyle bir göz attım baktımki bizim sendika yöneticilerimizin şahidi hani muhalefetle beraber olduğunu söyleyen hani ramazan çavuşla her şeyini paylaşan fedakar? Demokrat? Yurtsever ? paylaşımcı? Ve ramazan çavuş aleyhine şahitlik yapan benim yazımın birine yanıt vermiş yermi yıl bugünkü yönetimle niye çalıştığımı eleştirisini yapiyor ama ben bu arkadaşa şunu söyleyeyim ben bugünkü yönetimin listesinden delege seçilmedim benim sayemde 4 tane delege çıkartılar.bu günkü yönetimle ben hiçbir zaman iç içe olmadım yönetim içinde 2 kişi dışında kafa yapımız hiç uyuşmadı temsilciliğim döneminde hiçbir sorunu sendikaya taşımadım tüm sorunları kendi çabalarımla çözüyordum çünkü benim çözemiyeceğim sorunu bu yönetim çözemezdi.
Benim niye kongreden önce niye muhalefet yapmadığımı soruyor ? ben temsilciyken de sürekli yönetimi pasiflikle eleştiriyordum.
Geçmişteki muhalefetle kafa yapımız uyuşmadığı için birlikte olmadık ama bu günkü muhalefetle gürüş birliğine vardığımız için birlikte çalışma kararı aldık.
Eşitçe kardeşçesine omuz omuza beraber çalışıyoruz.
Birde ben makale yazan bir insanım kendi düşüncelerimi kamuoyuyla paylaşan biriyim öyle her eleştiri yapanlada polemiğe girmem.
Ben Eurovision yorumcusu Bülent özveren değilimki şarkı yarışmasında taptığı yorumlar gibi şarkıya verilen her puan için dost düşman tasnifi yapiyor bizden onlardan .
Sanki biz olağanüstü genel kurul talebi yaparken onlar gitsin biz gelelim dedik.
Öyle bir şey yok. sadece işçi sınıfı 3 sene daha bunları sırtında taşıyamiyacağını söyledik.
İşçi sınıfı daha fazla zarar görmesini istemediğimiz için olağanüstü genel kurulun toplanmasını talep ettik.
İşçilerin ne gidecek başka ülkesi nede kıbrısta oteleri nede 100 kişilik bürokratla kıbrısta ağırlıyacak parası var.
Biz işçiyiz , işçi sınıfı için en hayırlısı olduğuna inandığımız muhalefet olsa iktidar olsa fark etmez düşüncemize kimleri yakın görürsek onlarla birlikte çalışırız.
Kimsenin ne önünde ne arkasında beraberce kol kola omuz omuza bilmem anlata bildim mi sevgili paylaşımcı yüksel kardeşim…
Biz işçiyiz işçinin bizden onlardan diye bir lüksü olamaz.işçiler kenetlenmek zorunda .
Kaç tane sendika kaldı ki? Kaç tane örgütlü işçi kaldıkki? İşçi sınıfının geleceği için genç insanların sendika ve siyaset yönetimlerde görev almalı emeklilerin biran önce yerini gençlere bırakmalı yoksa yarın bugünden daha kötü olacaktır.
Bu günkü makalemi üç dört tane güzel sözle bitirmek istiyorum,
En yüce insan seven insandır ,en mükkemel yüceltme hisi insanın kendi endişesini aşıp yüreğini başkalarının varlığına iyiliğine açtığı andadır en anlamlı yaşamda böyle değerlendirildiğinde tatlı bir hayattır.
Bir birine sahip çıkmak iyi şeyler düşünmek iyi şeyler yapmaken iyisini yaskalamak haydi hep beraber iyiliğe güzele kol kola omuz omuza iyi yarınlara.
Abdulrahimkaplan@hotmail.com
Abdulrahimkaplan.blogspot.com
Aslında bugünkü yazımın nerden başlayacağımı düşünürken siteye şöyle bir göz attım baktımki bizim sendika yöneticilerimizin şahidi hani muhalefetle beraber olduğunu söyleyen hani ramazan çavuşla her şeyini paylaşan fedakar? Demokrat? Yurtsever ? paylaşımcı? Ve ramazan çavuş aleyhine şahitlik yapan benim yazımın birine yanıt vermiş yermi yıl bugünkü yönetimle niye çalıştığımı eleştirisini yapiyor ama ben bu arkadaşa şunu söyleyeyim ben bugünkü yönetimin listesinden delege seçilmedim benim sayemde 4 tane delege çıkartılar.bu günkü yönetimle ben hiçbir zaman iç içe olmadım yönetim içinde 2 kişi dışında kafa yapımız hiç uyuşmadı temsilciliğim döneminde hiçbir sorunu sendikaya taşımadım tüm sorunları kendi çabalarımla çözüyordum çünkü benim çözemiyeceğim sorunu bu yönetim çözemezdi.
Benim niye kongreden önce niye muhalefet yapmadığımı soruyor ? ben temsilciyken de sürekli yönetimi pasiflikle eleştiriyordum.
Geçmişteki muhalefetle kafa yapımız uyuşmadığı için birlikte olmadık ama bu günkü muhalefetle gürüş birliğine vardığımız için birlikte çalışma kararı aldık.
Eşitçe kardeşçesine omuz omuza beraber çalışıyoruz.
Birde ben makale yazan bir insanım kendi düşüncelerimi kamuoyuyla paylaşan biriyim öyle her eleştiri yapanlada polemiğe girmem.
Ben Eurovision yorumcusu Bülent özveren değilimki şarkı yarışmasında taptığı yorumlar gibi şarkıya verilen her puan için dost düşman tasnifi yapiyor bizden onlardan .
Sanki biz olağanüstü genel kurul talebi yaparken onlar gitsin biz gelelim dedik.
Öyle bir şey yok. sadece işçi sınıfı 3 sene daha bunları sırtında taşıyamiyacağını söyledik.
İşçi sınıfı daha fazla zarar görmesini istemediğimiz için olağanüstü genel kurulun toplanmasını talep ettik.
İşçilerin ne gidecek başka ülkesi nede kıbrısta oteleri nede 100 kişilik bürokratla kıbrısta ağırlıyacak parası var.
Biz işçiyiz , işçi sınıfı için en hayırlısı olduğuna inandığımız muhalefet olsa iktidar olsa fark etmez düşüncemize kimleri yakın görürsek onlarla birlikte çalışırız.
Kimsenin ne önünde ne arkasında beraberce kol kola omuz omuza bilmem anlata bildim mi sevgili paylaşımcı yüksel kardeşim…
Biz işçiyiz işçinin bizden onlardan diye bir lüksü olamaz.işçiler kenetlenmek zorunda .
Kaç tane sendika kaldı ki? Kaç tane örgütlü işçi kaldıkki? İşçi sınıfının geleceği için genç insanların sendika ve siyaset yönetimlerde görev almalı emeklilerin biran önce yerini gençlere bırakmalı yoksa yarın bugünden daha kötü olacaktır.
Bu günkü makalemi üç dört tane güzel sözle bitirmek istiyorum,
En yüce insan seven insandır ,en mükkemel yüceltme hisi insanın kendi endişesini aşıp yüreğini başkalarının varlığına iyiliğine açtığı andadır en anlamlı yaşamda böyle değerlendirildiğinde tatlı bir hayattır.
Bir birine sahip çıkmak iyi şeyler düşünmek iyi şeyler yapmaken iyisini yaskalamak haydi hep beraber iyiliğe güzele kol kola omuz omuza iyi yarınlara.
Abdulrahimkaplan@hotmail.com
Abdulrahimkaplan.blogspot.com
20 Mayıs 2009 Çarşamba
iki adım ileri bir adım geri
İKİ ADIM İLERİ BİR ADIM GERİ
Aslında bu bir ilkedir. Felsefenin temel ilkelerini okuyan herkes bilir yani mücadele eden bir insan mücadelesinde iki adim ilerlediğinde geriye dönüp bakmalı.
Yada kürd folklörü gibi üç adım ileri üç adım geri atarsın yoksa halay bozulur.
Folklor düşkünlüğünün iki nedeni var.
Birincisi bir savaşta taraflar görüşme masasına oturmak özereyken iki taraf da zayıf görünmemek için yenilgi algısı vermemek , masaya güçlü gelmek için zaman zaman sertleşir ve saldırganlaşır.
Tıpkı sn. cumhurbaşkanımız iyi şeyler olacak dediğinde muhalefetin sertleştiği gibi ve sahtecilikle suçlandığı gibi?
İkincisi masaya oturmamak için kılıçları kuşanıp Allah Allah nidalarıyla saldırıya devam etmek gerektiğini düşünenler vardır ortalığı toz duman ederler rutin muhalefet liderimiz gibi.
Bizim sendika şube olağanüstü kongre ile ilgili mahkeme günlerimiz gibi mahkeme günü şube yönetimi ve fanatik taraftarları ile birlikte 30 kişi sanki savaşa gidercesine acaba bu şekliyle mahkeme heyetini psikolojik etki yapa- bilirmiyiz acaba? Sayın şube yöneticiler unutma ki davacı Senin hata yaptığını söyleyerek hakkını yargıda arayan üyen pardon yol-iş sendikası üyesi doğru ya hepiniz emekliydiniz?
Beyler unutmayın burası Türkiye cumhuriyeti ve hukukla yönetilmektedir sen savaşta değilsin ki barış masasına güçlü oturma izlenimini vermeye çalışıyorsun.
Sen tarafsın şube başkan birde avukatı bizimde davacı arkadaş avukatı ve tanıkları katılır yasalar beli sn. hakimde yasaların ön gördüğü şekilde kararını verecektir. Tüm yönetimi çağırıyorsun yetmezmiş gibi birde Ankara dan Avukat getiriyorsun buradaki avukatın seni savunamiyormu? Savunamiyorsa niye maaş ödüyorsun yazık değimli işçinin parasına unutmayın emeğin vebalı büyüktür.
Anlamadığım gitmemek için niye bu kadar inat ediyorsunuz vallahi işçiler beni istemiyorsa bir gün duran namerttir .sen niye olağanüstü kongreden kaçıyorsun zaten işçiler seni istiyorsa seçerler hodri meydan diyorum.
Ama şuna da inaniyorum işçiler sizi seçtiğine bin pişman.
Birde demokratlıktan bahsediyorsunuz. Tüzüğünüzebakın bir başkan ömür boyu seçilebilir AKP yi beğenmezsiniz? AKP nin tüzüğünde Başkan milletvekili il ilçe başkanları en fazla 3 dönem aday olabiliyor. İnanın şirket sahibi kendi malı olan bir şirkette 30 sene yöneticilik yapmaz. Bumu sizin demokrasi anlayışınız?
Bunlar folklörü de bilmez. İki adım ileri bir adım geri atmasınıda bilmez bunlar bilse bilse hep bana hep bana bilirler…
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
Aslında bu bir ilkedir. Felsefenin temel ilkelerini okuyan herkes bilir yani mücadele eden bir insan mücadelesinde iki adim ilerlediğinde geriye dönüp bakmalı.
Yada kürd folklörü gibi üç adım ileri üç adım geri atarsın yoksa halay bozulur.
Folklor düşkünlüğünün iki nedeni var.
Birincisi bir savaşta taraflar görüşme masasına oturmak özereyken iki taraf da zayıf görünmemek için yenilgi algısı vermemek , masaya güçlü gelmek için zaman zaman sertleşir ve saldırganlaşır.
Tıpkı sn. cumhurbaşkanımız iyi şeyler olacak dediğinde muhalefetin sertleştiği gibi ve sahtecilikle suçlandığı gibi?
İkincisi masaya oturmamak için kılıçları kuşanıp Allah Allah nidalarıyla saldırıya devam etmek gerektiğini düşünenler vardır ortalığı toz duman ederler rutin muhalefet liderimiz gibi.
Bizim sendika şube olağanüstü kongre ile ilgili mahkeme günlerimiz gibi mahkeme günü şube yönetimi ve fanatik taraftarları ile birlikte 30 kişi sanki savaşa gidercesine acaba bu şekliyle mahkeme heyetini psikolojik etki yapa- bilirmiyiz acaba? Sayın şube yöneticiler unutma ki davacı Senin hata yaptığını söyleyerek hakkını yargıda arayan üyen pardon yol-iş sendikası üyesi doğru ya hepiniz emekliydiniz?
Beyler unutmayın burası Türkiye cumhuriyeti ve hukukla yönetilmektedir sen savaşta değilsin ki barış masasına güçlü oturma izlenimini vermeye çalışıyorsun.
Sen tarafsın şube başkan birde avukatı bizimde davacı arkadaş avukatı ve tanıkları katılır yasalar beli sn. hakimde yasaların ön gördüğü şekilde kararını verecektir. Tüm yönetimi çağırıyorsun yetmezmiş gibi birde Ankara dan Avukat getiriyorsun buradaki avukatın seni savunamiyormu? Savunamiyorsa niye maaş ödüyorsun yazık değimli işçinin parasına unutmayın emeğin vebalı büyüktür.
Anlamadığım gitmemek için niye bu kadar inat ediyorsunuz vallahi işçiler beni istemiyorsa bir gün duran namerttir .sen niye olağanüstü kongreden kaçıyorsun zaten işçiler seni istiyorsa seçerler hodri meydan diyorum.
Ama şuna da inaniyorum işçiler sizi seçtiğine bin pişman.
Birde demokratlıktan bahsediyorsunuz. Tüzüğünüzebakın bir başkan ömür boyu seçilebilir AKP yi beğenmezsiniz? AKP nin tüzüğünde Başkan milletvekili il ilçe başkanları en fazla 3 dönem aday olabiliyor. İnanın şirket sahibi kendi malı olan bir şirkette 30 sene yöneticilik yapmaz. Bumu sizin demokrasi anlayışınız?
Bunlar folklörü de bilmez. İki adım ileri bir adım geri atmasınıda bilmez bunlar bilse bilse hep bana hep bana bilirler…
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
18 Mayıs 2009 Pazartesi
SÜRGÜN
Sevgili Gülsüm,
Öncelikler tebrikler. Anne olmuşsun kaderin hep güler inşallah yavrunun kaderi aynı seninki gibi olmaması için dua ediyorum.
Ama yinede şanslısın .,sürgünde olsan dahi seni destekleyen senin özgürlüğün için mücadele eden kuruluşlar var ne mutlu sana!
Ama sürgününde dezavantajları var niye biliyormusun? Sürgünden önce 1 litre sütün fiyatı 2 liraydı sen sürgüne gittikten sonra 1 litre sütünün fiyatı 10 lira ya çıktı ben bu yazıyı daha önce yazacaktım ama sütten kesilirsin diye erteledim.
Sürgünün bitti yine köyüne dönüyorsun ama unutma döndüğün köyünde seni takip eden bir sürü ajan türemiş ona göre bir daha ineklik yapma. Takiptesin dedim ya aklıma beni işyerinde takip eden ispiyon eden sendi(k)acılar geldi aklıma,
Sevgili gülsüm yaptığın inekliğin farkındamısın? Hareketlerine dikkat et yoksa tekrar sürgüne gidersin tıpkı askerlikteki tanklar gibi savaşta ateşlenmeyen toplar gibi seni sürgün ederler ve başına birer nöbetçi dikerler ona göre akıllı ol sevgili gülsüm!!
Sürgün dedim de aklıma bizim sendikacılar geldi kendilerine muhalefet edenlere akıllı ol yoksa Elbistan;da su içersin yani sürgüne gidersin işçiyi koruyacağına sürgünlerle baskı altına alan sendikacılar, tıpkı yılarca bak abdurrahim bir yere aday olma temsilciliği bıraktığın gün seni Elbistan,a sürerler tehdit hazır değimli?
Benim gibi bir çok arkadaşı bu şekilde baskı altında tutarak saltanatlarını sürdürdüler.
bizim işyerindede son zamanlarda gülsümün köyü gibi ajan türemiş ama gülsüm bizden şanslı arkasında gülsüm köyüne dönsün inisiyatifi, genç demokratlar.genç siviller inisiyatifi bu kuruluşlar gülsüme özgürlük komitesini oluşturdular.
Bizim arkamızda da işçiler var biz işçilere güveniyoruz işçilerde bize güveniyor.
Yol_iş mersin 1nolu şubenin arkasında kim var?
Daha dün Diyarbakır 2 nolu şube ye bağlı özel idarede çalışan işçiler maaşlarının ödenmemesi özerine şube başkanı sn. hasan ENSAR i ile beraber eyleme başladılar maaş ve ikramiyelerin ödenene kadar eylemlerini sürdüreceklerini açıkladılar. Hasan başkanı işçi sınıfına bağlılığı ve mücadeleci kişiliğinden dolayı kutluyorum.
Bakınız samsun da muteahit işyerini basıp adam öldürüyor.
Diğer 2 nolu şubelerimize üye özel idarelerde çalışan işçiler ikramiyelerini alamadılar,
Toplu iş sözleşmeler den bir haber yok türk iş ten ses yok diğer sendikalar ADD nin düzenlediği darbe çağrıştıran miting lerin peşinde koşuyorlar.
Mersinde işveren sendikacı tukatliyor.
Bence muhalefete baskı uygulayacağınıza sendikacılık yapın yada bırakın gidin..
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
Öncelikler tebrikler. Anne olmuşsun kaderin hep güler inşallah yavrunun kaderi aynı seninki gibi olmaması için dua ediyorum.
Ama yinede şanslısın .,sürgünde olsan dahi seni destekleyen senin özgürlüğün için mücadele eden kuruluşlar var ne mutlu sana!
Ama sürgününde dezavantajları var niye biliyormusun? Sürgünden önce 1 litre sütün fiyatı 2 liraydı sen sürgüne gittikten sonra 1 litre sütünün fiyatı 10 lira ya çıktı ben bu yazıyı daha önce yazacaktım ama sütten kesilirsin diye erteledim.
Sürgünün bitti yine köyüne dönüyorsun ama unutma döndüğün köyünde seni takip eden bir sürü ajan türemiş ona göre bir daha ineklik yapma. Takiptesin dedim ya aklıma beni işyerinde takip eden ispiyon eden sendi(k)acılar geldi aklıma,
Sevgili gülsüm yaptığın inekliğin farkındamısın? Hareketlerine dikkat et yoksa tekrar sürgüne gidersin tıpkı askerlikteki tanklar gibi savaşta ateşlenmeyen toplar gibi seni sürgün ederler ve başına birer nöbetçi dikerler ona göre akıllı ol sevgili gülsüm!!
Sürgün dedim de aklıma bizim sendikacılar geldi kendilerine muhalefet edenlere akıllı ol yoksa Elbistan;da su içersin yani sürgüne gidersin işçiyi koruyacağına sürgünlerle baskı altına alan sendikacılar, tıpkı yılarca bak abdurrahim bir yere aday olma temsilciliği bıraktığın gün seni Elbistan,a sürerler tehdit hazır değimli?
Benim gibi bir çok arkadaşı bu şekilde baskı altında tutarak saltanatlarını sürdürdüler.
bizim işyerindede son zamanlarda gülsümün köyü gibi ajan türemiş ama gülsüm bizden şanslı arkasında gülsüm köyüne dönsün inisiyatifi, genç demokratlar.genç siviller inisiyatifi bu kuruluşlar gülsüme özgürlük komitesini oluşturdular.
Bizim arkamızda da işçiler var biz işçilere güveniyoruz işçilerde bize güveniyor.
Yol_iş mersin 1nolu şubenin arkasında kim var?
Daha dün Diyarbakır 2 nolu şube ye bağlı özel idarede çalışan işçiler maaşlarının ödenmemesi özerine şube başkanı sn. hasan ENSAR i ile beraber eyleme başladılar maaş ve ikramiyelerin ödenene kadar eylemlerini sürdüreceklerini açıkladılar. Hasan başkanı işçi sınıfına bağlılığı ve mücadeleci kişiliğinden dolayı kutluyorum.
Bakınız samsun da muteahit işyerini basıp adam öldürüyor.
Diğer 2 nolu şubelerimize üye özel idarelerde çalışan işçiler ikramiyelerini alamadılar,
Toplu iş sözleşmeler den bir haber yok türk iş ten ses yok diğer sendikalar ADD nin düzenlediği darbe çağrıştıran miting lerin peşinde koşuyorlar.
Mersinde işveren sendikacı tukatliyor.
Bence muhalefete baskı uygulayacağınıza sendikacılık yapın yada bırakın gidin..
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
15 Mayıs 2009 Cuma
İŞSİZLİK ÇILDIRDI
Şubat ayı verilerine göre işsiz sayısının 3 milyon 802 bin kişiye yükselmesinin herkesi isyan ettirdiğini kaydederek, hükümetin bu sorun karşısında derhal adım atmaLIDIR, açıklanan son işsizlik oranlarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Şimşek, açıklanan işsizlik oranının herkesi isyan ettiren bir düzeye ulaştığını belirterek, işsiz sayısının 3 milyon 802 bin kişiye yükselMİŞTİR. İşsizliğin artmasını Neo-Liberal politikalardan kaynaklanmıştır 'Sorun geçersizliği kanıtlanmış, iflas etmiş bu politikalarda ısrar edilerek çözülemez. Siyasi iktidarın sermayeyi kollayan politikalarda ısrar etmesi işsizliği ülkenin karakteri haline getirmektedir. Herkes bilmelidir ki, işsizlik çok büyük bir sorundur ve hükümetin mevcut yaklaşımlarıyla çözülemez. Siyasi iktidar, bu sorun karşısında derhal adım atmalı, sorunun çözümü için emek örgütlerinin taleplerini içeren bir plan ortaya koymalıdır
İşten çıkarmaların yasaklanması ve işsizlik fonuna ek kaynağın sağlanması gerekmektadir kamudaki personel açığının hemen kapatılması gereklidir 'Hükümet bilmelidir ki işsizlik sorunu karşısında vurdumduymazlık, sadece kendilerinin sonunu getirmeyecek ülkeyi de boyutları bugünden kestirilemeyecek bir yıkıma götürecektir' d
İşten çıkarmaların yasaklanması ve işsizlik fonuna ek kaynağın sağlanması gerekmektadir kamudaki personel açığının hemen kapatılması gereklidir 'Hükümet bilmelidir ki işsizlik sorunu karşısında vurdumduymazlık, sadece kendilerinin sonunu getirmeyecek ülkeyi de boyutları bugünden kestirilemeyecek bir yıkıma götürecektir' d
14 Mayıs 2009 Perşembe
TAŞARONLAŞMAYA KAN BULAŞTI
TAŞERONLAŞMAYA KAN BULAŞTI
Yıllardır söylüyoruz taşeronlaşmanın işçi sınıfına zararlarını anlattık ama bizi yönetenlerin bir kulağından giriyor öbür kulağından çıkıyor hadi hükümetlerin ve bir takım işverenlerin belki peki taşeronlaşmaya çanak tutan sendikacılara ne dersiniz?
Haberin başlığı şöyle karayolları müdürlüğüne silahlı baskın , olay samsun un Atakum ilçesinde buluna karayolları 7 bölge müdürlüğüne bağlı yapım şantiyasinde ihale işini alan müteahit hasan H.ile şantiyede inşaat teknikeri olarak çalışanErdoğan birlik arasında tartışma çıktı bunun özerine müteahit hasan h. Belindeki silahı çekerekiki el ateş etti çay ocağına kaçan Erdoğan birlikin arkasından koşan müteahit silahtaki bütün mermileri erdoğanın özerine boşaltarak Erdoğan olduğu yerde hayatını kaybetti müteahit ise hiçbir şey olmamış gibi olduğu yerde oturdu. Kendisini almaya gelen polislere de sırıtarak önemli bir şey yok boş verin diyor olan katil sen adam öldürüyorsun önemli değil diyorsun.
İnsan hayatından ne önemli olabilirki?
Çağrımı tekrarlıyorum!!!
Sn hükümet sn işveren sn sendikacılar bu güne kadar karayoları tarihinde böyle bir olay yaşanmamıştı . hiçbir işe kan bulaşmamıştı taşaronlaşmayı teşvik eden hükümetler ile buna çanak tutan sendikacılar sayesinde bu işede kan bulaştı.
Gelin başka Erdoğanlar ölmeden bunun önlemini alalım.
Taşeron mafyasına son verelim başka Erdoğanların yaşaması için.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahim.blogspot.com
Yıllardır söylüyoruz taşeronlaşmanın işçi sınıfına zararlarını anlattık ama bizi yönetenlerin bir kulağından giriyor öbür kulağından çıkıyor hadi hükümetlerin ve bir takım işverenlerin belki peki taşeronlaşmaya çanak tutan sendikacılara ne dersiniz?
Haberin başlığı şöyle karayolları müdürlüğüne silahlı baskın , olay samsun un Atakum ilçesinde buluna karayolları 7 bölge müdürlüğüne bağlı yapım şantiyasinde ihale işini alan müteahit hasan H.ile şantiyede inşaat teknikeri olarak çalışanErdoğan birlik arasında tartışma çıktı bunun özerine müteahit hasan h. Belindeki silahı çekerekiki el ateş etti çay ocağına kaçan Erdoğan birlikin arkasından koşan müteahit silahtaki bütün mermileri erdoğanın özerine boşaltarak Erdoğan olduğu yerde hayatını kaybetti müteahit ise hiçbir şey olmamış gibi olduğu yerde oturdu. Kendisini almaya gelen polislere de sırıtarak önemli bir şey yok boş verin diyor olan katil sen adam öldürüyorsun önemli değil diyorsun.
İnsan hayatından ne önemli olabilirki?
Çağrımı tekrarlıyorum!!!
Sn hükümet sn işveren sn sendikacılar bu güne kadar karayoları tarihinde böyle bir olay yaşanmamıştı . hiçbir işe kan bulaşmamıştı taşaronlaşmayı teşvik eden hükümetler ile buna çanak tutan sendikacılar sayesinde bu işede kan bulaştı.
Gelin başka Erdoğanlar ölmeden bunun önlemini alalım.
Taşeron mafyasına son verelim başka Erdoğanların yaşaması için.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahim.blogspot.com
13 Mayıs 2009 Çarşamba
İŞÇİ SINIFI MAHKEMEYE DÜŞTÜ
İşçi sınıfı niye mahkemeye düşer biliyormusunuz?
Toplu iş sözleşmesinden doğan haklarının alamadıkları zamanlar veya işverenler tarafında pozisyon dışı zorla çalıştırıldıkları zaman mahkemeye baş vururlar.
Ancak bu sefer öyle olmadı muhalefetin olağanüstü kongre talepleri red kararı veren yol iş sendikası mersin 1 nolu şube tarafından işçi sınıfı mahkemeye düşürüldü.
Yazık değimli?bu kadar emeğe insanlarımız bu düşürülen haksızlığa karşı G.antepten , hataydan adana dan geliyorlar yarın kayyum atandığında şubenin düşeceği durumun hesabını kim verecek?
Yoksa iki tane yaşlı Sendikacı? için şube feda mı ediliyor?
Yaşlı dedimde biraz sonra yaşlılığın insan bünyesi özerindeki etkilerine geleceğim. ancak önce mahkemeden bazı notları aktarmak istiyorum.
Özellikle tanıkların ifadeleri gülünçtü biri karayollarıyla ilgili değerlendirmede bulunuyor hayatında karayolları teşkilatına adım atmamış. Diğer tanıksa yaptığı işler bütün karayolları teşkilatı biliyor nasıl bir oyuncu olduğunu her rolde nasıl oynadığını bilmiyen yok bu tanık mahkeme boyunca mahkemenin gidişatını sonuna kadar izledi. İsmi okununca kalkıp şahitlik yaptı. Yasa gereği şahidin mahkeme boyunca saluna girmesi yasaktır. Aynı zamanda iki şahitte sendika iş yeri temsilcileridir ikisida taraftır.
Ama yinede sn. mahkemebelki bir şeyler derler diye dinledi ama oda fasa fiso. Gelelim genel merkezimize sn. genel merkezimiz bende biliyorum sizde biliyorsunuz muhatabın mersin şubesi olduğunu ama siz dediniz ki biz kendimizi mahkemeye dahil edersek muhalefet davadan çekilir ama öyle olmadı muhalefetin ne kadar kararlı olduğunu gördünüz.
Ama yarın mahkemeyi kazanırsak ki kazanacağız çünkü tüm yasal prüsüdürleri yerine getirdik.birlikte çalışacağız işçi sınıfının başarısı birlik dayanışma ve mücadeleden geçer.
Ama benim aklıma başka şeyler geldi acaba genel merkezimiz kendini mahkemeye dahil etmekle süreci uzatıp olağanseçimleri erkene almayımı düşünüyor? Ama unutulmamalıki mahkeme süreci devam eder.
Değermi ? iki tane yaşlı sendikacı için Yaşlılık dedimde bakın yaşlılığın getirdiği hastalıklar ve doktorların önerileri 50 ile 60 yaş arasındaki yaşlıların stresten uzak durmaları ve tabiatın güzellikleriyle uğraşmaları gerekir bu yaştaki insanlar kalp ve damar hastalıkları yaşlanmaya bağlı ruhsal hastalıklar ruhsal hastalıklara bağlı depresyon depresyona bağlı panik atak ve kapris yapmaları da yaşlılığın getirdiği bir gerçektir.
Bizim için taraf mersin 1 nolu şube dir biz istermiyiz sn genel merkez av.sn aın YILMAZ ankaradan buraya kadar gelsin çokmu gerekli? Tabi ankaradan buraya Abdurahim KAPLAN ile Enver AKTAŞ n temsilci atanmadıkları için husumet ettiklerini söylemek için mersine geldi sn avukatım bugünkü yönetimin sendikacılık yapamadıkları için muhalefet ediyoruz iş barışı sağlayamadıkları için , işçileri kamplara böldükleri için işçi işveren arasında köprü görevini yerine getirmedikleri için işçileri işverene ispiyon ettikleri için muhalefetiz sn avukatım onutmayın sizin ve savunduğunuz şube yöneticilerinizin maaşı biz işçiler ödüyoruz
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
Toplu iş sözleşmesinden doğan haklarının alamadıkları zamanlar veya işverenler tarafında pozisyon dışı zorla çalıştırıldıkları zaman mahkemeye baş vururlar.
Ancak bu sefer öyle olmadı muhalefetin olağanüstü kongre talepleri red kararı veren yol iş sendikası mersin 1 nolu şube tarafından işçi sınıfı mahkemeye düşürüldü.
Yazık değimli?bu kadar emeğe insanlarımız bu düşürülen haksızlığa karşı G.antepten , hataydan adana dan geliyorlar yarın kayyum atandığında şubenin düşeceği durumun hesabını kim verecek?
Yoksa iki tane yaşlı Sendikacı? için şube feda mı ediliyor?
Yaşlı dedimde biraz sonra yaşlılığın insan bünyesi özerindeki etkilerine geleceğim. ancak önce mahkemeden bazı notları aktarmak istiyorum.
Özellikle tanıkların ifadeleri gülünçtü biri karayollarıyla ilgili değerlendirmede bulunuyor hayatında karayolları teşkilatına adım atmamış. Diğer tanıksa yaptığı işler bütün karayolları teşkilatı biliyor nasıl bir oyuncu olduğunu her rolde nasıl oynadığını bilmiyen yok bu tanık mahkeme boyunca mahkemenin gidişatını sonuna kadar izledi. İsmi okununca kalkıp şahitlik yaptı. Yasa gereği şahidin mahkeme boyunca saluna girmesi yasaktır. Aynı zamanda iki şahitte sendika iş yeri temsilcileridir ikisida taraftır.
Ama yinede sn. mahkemebelki bir şeyler derler diye dinledi ama oda fasa fiso. Gelelim genel merkezimize sn. genel merkezimiz bende biliyorum sizde biliyorsunuz muhatabın mersin şubesi olduğunu ama siz dediniz ki biz kendimizi mahkemeye dahil edersek muhalefet davadan çekilir ama öyle olmadı muhalefetin ne kadar kararlı olduğunu gördünüz.
Ama yarın mahkemeyi kazanırsak ki kazanacağız çünkü tüm yasal prüsüdürleri yerine getirdik.birlikte çalışacağız işçi sınıfının başarısı birlik dayanışma ve mücadeleden geçer.
Ama benim aklıma başka şeyler geldi acaba genel merkezimiz kendini mahkemeye dahil etmekle süreci uzatıp olağanseçimleri erkene almayımı düşünüyor? Ama unutulmamalıki mahkeme süreci devam eder.
Değermi ? iki tane yaşlı sendikacı için Yaşlılık dedimde bakın yaşlılığın getirdiği hastalıklar ve doktorların önerileri 50 ile 60 yaş arasındaki yaşlıların stresten uzak durmaları ve tabiatın güzellikleriyle uğraşmaları gerekir bu yaştaki insanlar kalp ve damar hastalıkları yaşlanmaya bağlı ruhsal hastalıklar ruhsal hastalıklara bağlı depresyon depresyona bağlı panik atak ve kapris yapmaları da yaşlılığın getirdiği bir gerçektir.
Bizim için taraf mersin 1 nolu şube dir biz istermiyiz sn genel merkez av.sn aın YILMAZ ankaradan buraya kadar gelsin çokmu gerekli? Tabi ankaradan buraya Abdurahim KAPLAN ile Enver AKTAŞ n temsilci atanmadıkları için husumet ettiklerini söylemek için mersine geldi sn avukatım bugünkü yönetimin sendikacılık yapamadıkları için muhalefet ediyoruz iş barışı sağlayamadıkları için , işçileri kamplara böldükleri için işçi işveren arasında köprü görevini yerine getirmedikleri için işçileri işverene ispiyon ettikleri için muhalefetiz sn avukatım onutmayın sizin ve savunduğunuz şube yöneticilerinizin maaşı biz işçiler ödüyoruz
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
11 Mayıs 2009 Pazartesi
SENDİKAL GÖREV
Hazreti ömere somuşlar en hayırlı insan kimdir?
Hazreti Ömer,
en hayırlı insan eğriyle doğruyu birbirinden ayırt edebilen insandır demiş.
pekii en fena insan kimdir? diye sormuşlar.
hazreti ömer,
kendi şerrini hayır gibi gösterendir.
demek ki hz. Ömer de bunu bizim sendikacılarımız için söylemiş.
geçen gün mahkemede enver aktaş arkadaşımızın yaptığı tanıklık ve bu günkü yönetimin
ırk ve mezhep ayrımcılığı yaptığını söyleyince bizim şube başkanımız sayım evren sinirlenerek dışarı çıktı bende kurtum yine tansiyonu mu yükseldi bişeymi oldu.
sannki başkanın yarası var gibi geldi bana ama genel sekreteririn rengine dikkat etinizmi? bilmiyorum ama bembeyazdı gerçekten onun için onunla ilgi hiç bir şey söylemedim. halbuki bir hafta önce anjiyu olmuş,
yazık değilmi?
beninle ilgili genel sekreter kaç defa işverenime beni ispiyon ettiğibiliyormusunu
ama duyduğuma göre genel sekreter şube başkanlığına olacakmış?
diğer namı ispiyoncu da genel sekreterliğe aday olacakmış.
vallahi eğer böyleyse karayooları boşuna bu kadar kamera parası veriyor.
ben buna hiç ihtimal dahi vermiyorum.
ama olaki kazara öyle birşey olupta yalnışlıkla seçilirlerse vay bizim işçilerin haline.
sayın yöneticiler sendikacılık yapın aidat ödüyecek üyeniz kalmadı örgütleme yapamiyorsunuz bari mevcudu kuruyun onu da yapamiyorsanız bırakın muhalefet gelsin
örnek sendikacılık nasıl yapılır size göstersin geçi mahkemenin vereceği karara saygılıyız ama 53 maddeye göre kayyum atanırsa bu günkü yönetimin hiçbiri aday bile olamiyor. bu arada genel sekreterin tüm hayaleri suya düşer ne yapalım buraya kadar.
Hazreti Ömer,
en hayırlı insan eğriyle doğruyu birbirinden ayırt edebilen insandır demiş.
pekii en fena insan kimdir? diye sormuşlar.
hazreti ömer,
kendi şerrini hayır gibi gösterendir.
demek ki hz. Ömer de bunu bizim sendikacılarımız için söylemiş.
geçen gün mahkemede enver aktaş arkadaşımızın yaptığı tanıklık ve bu günkü yönetimin
ırk ve mezhep ayrımcılığı yaptığını söyleyince bizim şube başkanımız sayım evren sinirlenerek dışarı çıktı bende kurtum yine tansiyonu mu yükseldi bişeymi oldu.
sannki başkanın yarası var gibi geldi bana ama genel sekreteririn rengine dikkat etinizmi? bilmiyorum ama bembeyazdı gerçekten onun için onunla ilgi hiç bir şey söylemedim. halbuki bir hafta önce anjiyu olmuş,
yazık değilmi?
beninle ilgili genel sekreter kaç defa işverenime beni ispiyon ettiğibiliyormusunu
ama duyduğuma göre genel sekreter şube başkanlığına olacakmış?
diğer namı ispiyoncu da genel sekreterliğe aday olacakmış.
vallahi eğer böyleyse karayooları boşuna bu kadar kamera parası veriyor.
ben buna hiç ihtimal dahi vermiyorum.
ama olaki kazara öyle birşey olupta yalnışlıkla seçilirlerse vay bizim işçilerin haline.
sayın yöneticiler sendikacılık yapın aidat ödüyecek üyeniz kalmadı örgütleme yapamiyorsunuz bari mevcudu kuruyun onu da yapamiyorsanız bırakın muhalefet gelsin
örnek sendikacılık nasıl yapılır size göstersin geçi mahkemenin vereceği karara saygılıyız ama 53 maddeye göre kayyum atanırsa bu günkü yönetimin hiçbiri aday bile olamiyor. bu arada genel sekreterin tüm hayaleri suya düşer ne yapalım buraya kadar.
9 Mayıs 2009 Cumartesi
DOLAP VE ÇEKMECELER!!
İnsanların beyinleri bir ev hali gibidir!!!
İnsan beyinlerinde dolaplar çekmeceler den oluşuyor. Beyinlerimize giren her bilgiyi çekmecelere yada dolaplara yerleştiririz. Çünkü ortalığın dağınık olması evde olduğu gibi beynimizde de konforumuzu kaçıran bir dorum olurdu. Parası olmayanların evinde az dolap ve çekmece bulunması gibi zihinsel ve fiziksel açıdan fakir olanlarında dolap ve çekmece sayıları azdır.
Mesela bizim sendikacılarımızın iki tane çekmeceleri var. Kendilerinden olanların bilgileri bir çekmeceye muhalefetle ilgili olanları ikinci çekmeceye atıyor işyerlerinde işçiler arasında ayırım yaptıkları gibi.
İyiyi kötüyü bizden onlardan diye sürekli ikiye ayırıyor buda işçi sınıfını ikiye bölünmesine yol açıyor.ve işçi sınıfı zarar görüyor.
Ben sendikacılarımızın bu iki çekmeceli sistemden vazgeçerek çok çekmeceli sisteme geçmeleri gerekir diye düşünüyorum.
Çünkü işçi sınıfı yüz yıllar önce vardı yüz yıllar sonrada var olacaktır kimsenin bölmeye de gücü yetmeyecek tır.
Çok çekmeceli sistemde her şeyin yeri ayrı olur ortalık pırıl pırıl olur hiçbir dağınıklık olmaz.
Yada çok okumak , düşünmek,ve kafa yormak ve bu sayede yeni yeni çekmeceler edinmek lazım yeni örgütleme yapıldığı gibi?
Neyse birazda olağanüstü genel kurul ile ilgili yazalım biliyorsunuz 5 5 2009 Salı günü mahkememiz vardı. Sendika şubemizin iki tanığı vardı.
Birincisi bayındırlık iş yeri temsilcisi karayollarıyla ilgili şahitlik yapıyor belki de hayatında beş defa karayollarına gitmemiş bu nasıl tanık?
İkincisi şahit oda Silifke de baş temsilci? muhalefetten geldiğini söylüyor? Davacı ramazan çavuş ile çok samimi iki arkadaş olduğunu söylüyor ve onunda ötesinde ramazan çavuşla her şeyimizi paylaşırız???? Diyor ve ramazan çavuş aleyhine şahitlik yapıyor? Bu nasıl paylaşım!!!!
Neyse ki son aşamaya yavaş yavaş yaklaşıyoruz . önümüzdeki celsede sayın hakimin karar verme olasılığı var çünkü söylenen her şey söylendi. Yasa belli tüzük belli çıkacak karar ne olursa olsun saygı duyacağız. Çünkü biz yasalara saygılıyız.
Karar lehimize olursa kayyum atanırsa olağanüstü gene kurula giderek yepyeni bir yönetimle yep yeni bir sendikal anlayışla mersin yol iş sendikasını yöneteceğiz.
Sendikayı yönetirken de işçilerle beraber yöneteceğiz. Alacağımız yönetim kurulu kararları işçilerin görüşünü alarak alacağız.
İşçilerin onay vermediği hiçbir kararı almayacağız. Belki Türkiye de bu bir ilk olur ama bu ilki biz başaracağız.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
İnsan beyinlerinde dolaplar çekmeceler den oluşuyor. Beyinlerimize giren her bilgiyi çekmecelere yada dolaplara yerleştiririz. Çünkü ortalığın dağınık olması evde olduğu gibi beynimizde de konforumuzu kaçıran bir dorum olurdu. Parası olmayanların evinde az dolap ve çekmece bulunması gibi zihinsel ve fiziksel açıdan fakir olanlarında dolap ve çekmece sayıları azdır.
Mesela bizim sendikacılarımızın iki tane çekmeceleri var. Kendilerinden olanların bilgileri bir çekmeceye muhalefetle ilgili olanları ikinci çekmeceye atıyor işyerlerinde işçiler arasında ayırım yaptıkları gibi.
İyiyi kötüyü bizden onlardan diye sürekli ikiye ayırıyor buda işçi sınıfını ikiye bölünmesine yol açıyor.ve işçi sınıfı zarar görüyor.
Ben sendikacılarımızın bu iki çekmeceli sistemden vazgeçerek çok çekmeceli sisteme geçmeleri gerekir diye düşünüyorum.
Çünkü işçi sınıfı yüz yıllar önce vardı yüz yıllar sonrada var olacaktır kimsenin bölmeye de gücü yetmeyecek tır.
Çok çekmeceli sistemde her şeyin yeri ayrı olur ortalık pırıl pırıl olur hiçbir dağınıklık olmaz.
Yada çok okumak , düşünmek,ve kafa yormak ve bu sayede yeni yeni çekmeceler edinmek lazım yeni örgütleme yapıldığı gibi?
Neyse birazda olağanüstü genel kurul ile ilgili yazalım biliyorsunuz 5 5 2009 Salı günü mahkememiz vardı. Sendika şubemizin iki tanığı vardı.
Birincisi bayındırlık iş yeri temsilcisi karayollarıyla ilgili şahitlik yapıyor belki de hayatında beş defa karayollarına gitmemiş bu nasıl tanık?
İkincisi şahit oda Silifke de baş temsilci? muhalefetten geldiğini söylüyor? Davacı ramazan çavuş ile çok samimi iki arkadaş olduğunu söylüyor ve onunda ötesinde ramazan çavuşla her şeyimizi paylaşırız???? Diyor ve ramazan çavuş aleyhine şahitlik yapıyor? Bu nasıl paylaşım!!!!
Neyse ki son aşamaya yavaş yavaş yaklaşıyoruz . önümüzdeki celsede sayın hakimin karar verme olasılığı var çünkü söylenen her şey söylendi. Yasa belli tüzük belli çıkacak karar ne olursa olsun saygı duyacağız. Çünkü biz yasalara saygılıyız.
Karar lehimize olursa kayyum atanırsa olağanüstü gene kurula giderek yepyeni bir yönetimle yep yeni bir sendikal anlayışla mersin yol iş sendikasını yöneteceğiz.
Sendikayı yönetirken de işçilerle beraber yöneteceğiz. Alacağımız yönetim kurulu kararları işçilerin görüşünü alarak alacağız.
İşçilerin onay vermediği hiçbir kararı almayacağız. Belki Türkiye de bu bir ilk olur ama bu ilki biz başaracağız.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
TEVFİK BAŞKAN ‘A
Kimi zaman eski bir dostla karşılaşmanın verdiği keyfin yerini hiçbir şey tutamaz. Hele bu Tevfik abi gibi hoş sohbet birisiyse!
Sohbet geçip giden zamana karşın sanki dün ayrılmışsın gibi oysa en son 7 eylül de görüştük. zaman ne çabuk geçiyor değimli?
İkimizinde bu kadar süre içersinde birbirimizi hiç aramadık.
Gel şu aradaki duvarı yıkalım.gerçi doğruya ben kürdüm sen isen Laz
İkimizde birbirimizden inatçıyız değilmi?
İnanki senin yücelmen için bugünde elimde ne gelirse yaparım.
Yıllarca mersin 1 nolu şubeyi yücelttiğim gibi.
Ama mersin 1 nolu şube o yücelme hakkına layık olmadı.
Çünkü kişilik sorunlarıyla uğraştıkları için çevresini göremiyorlar.
Yinede eski dostluklar ve gerçek dostluklar yıllara meydan okuyabilir
Sık sık görüşmese de Araya yıllar girsede önemli olan bir yerde oturup
Birlikte iki kadeh atabilmek hayatı doğayı dostluğu paylaşa bilmek
Hayatı çekilir hale getirmek ve aranacak birinin olduğunu bilmektir.
Sen bütün işçilerin Tevfik başkanıydın.
Ama Abdurrahim kaplan ın Tevfik abisiydin
Bence bu kadar yeter değimli?
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
Sohbet geçip giden zamana karşın sanki dün ayrılmışsın gibi oysa en son 7 eylül de görüştük. zaman ne çabuk geçiyor değimli?
İkimizinde bu kadar süre içersinde birbirimizi hiç aramadık.
Gel şu aradaki duvarı yıkalım.gerçi doğruya ben kürdüm sen isen Laz
İkimizde birbirimizden inatçıyız değilmi?
İnanki senin yücelmen için bugünde elimde ne gelirse yaparım.
Yıllarca mersin 1 nolu şubeyi yücelttiğim gibi.
Ama mersin 1 nolu şube o yücelme hakkına layık olmadı.
Çünkü kişilik sorunlarıyla uğraştıkları için çevresini göremiyorlar.
Yinede eski dostluklar ve gerçek dostluklar yıllara meydan okuyabilir
Sık sık görüşmese de Araya yıllar girsede önemli olan bir yerde oturup
Birlikte iki kadeh atabilmek hayatı doğayı dostluğu paylaşa bilmek
Hayatı çekilir hale getirmek ve aranacak birinin olduğunu bilmektir.
Sen bütün işçilerin Tevfik başkanıydın.
Ama Abdurrahim kaplan ın Tevfik abisiydin
Bence bu kadar yeter değimli?
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
4 Mayıs 2009 Pazartesi
1 mayıs a dair
İsterseniz televizyon izlenimlerimle başlayalım
Televizyonda 1 Mayısı izlerken tüm heyecanım bir daha insanlar ölmesin insanlar ayak altında ezilme tehlikesi geçirmesin iyi ki de olmadı tamda istediğim gibi kutlandı ama hem katılımlar azdı hem de sönüktü eski heyecan ve coşku da yoktu.
Ama dikkatimi çeken genç sivillerin astığı pankartı 1977 yılında 34 kişinin katledildiği kanlı 1 Mayısa o zamanki adı İnter Continental, bugünkü adı The Marmara otelinin pankartı ve 1 Mayıs 1977 yılında ateş açanlar bulunsun katiler yargılansın diyordu.
Birde 1 Mayısın eski heyecan ve ruhu da yoktu eskiden Günduğdu hep uyandık marşları Bella Çall marşları alanları inletiyordu bugün ise sadece DİSK ve KESK dışında hiçbir grupta öyle gözle görülür bir katılım da yoktu.
Ama DİSK ve KESK ‘i tebrik ediyorum geçte olsa taksimde 1 Mayısı kutladılar ve ölen 34 işçiyi katledildiği yerde andılar.
Tabii 1 Mayıs olsun diğer işçi eylemleri olsun hepsi insanın genç ve enerjik olması gerekiyor oysa sendikacılarımız en genci 55,60 yaşındadır 60 yaşındaki sendikacılarda da mücadele ruhunu beklemekte yanlıştır.
Mersin’de kutlanan 1 Mayıs gerçekten çok sönüktü düşünün KESK ve DTP olmasa koca Mersinde 300 kişiyle 1 Mayıs kutlayacaktık.
Gelelim bizim Mersin Yol- İş e Karayolları önünde toplanan Karayolları işçileri 50 kişiyi geçmiyordu Adana 1 Nolu Şubeye bağlı Köy hizmetleri çalışanlarının ve Bayındırlık çalışanlarının katılımıyla 150 kişiyi buldu ve onurlarını kurtardılar pardon zaten yönetim kurulu da tam kadro katılmamıştı kendi yönetimini 1 Mayısa getiremeyen bir şube yönetimi eyleme getiremeyen sendika işçileri nasıl alanlara taşıyacaktı?
Yine de muhalefet ve emekli ağabeylerimize dua etsinler yoksa şube yönetimi gülünç duruma düşeceklerdi her zaman onları kurtaracak halimiz yok ki.
1 Mayısta onurlarını kurtardık ama yarın 5.5.2009 günü olağan üstü genel kurul ile ilgili mahkemede onları nasıl kurtaracağız?
Yine de her yazımda bugünkü şube yönetiminin T.emekliler sendikasına seçimleri için ne varsa ?
Birikimlerini emekliler sendikasın değerlendirilmeleri için elimizden gelen desteği vereceğiz.Gerçi emekliler sendikasında bu saltanat yok ama emekliler için ideal bir mücadele alanıdır.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
Televizyonda 1 Mayısı izlerken tüm heyecanım bir daha insanlar ölmesin insanlar ayak altında ezilme tehlikesi geçirmesin iyi ki de olmadı tamda istediğim gibi kutlandı ama hem katılımlar azdı hem de sönüktü eski heyecan ve coşku da yoktu.
Ama dikkatimi çeken genç sivillerin astığı pankartı 1977 yılında 34 kişinin katledildiği kanlı 1 Mayısa o zamanki adı İnter Continental, bugünkü adı The Marmara otelinin pankartı ve 1 Mayıs 1977 yılında ateş açanlar bulunsun katiler yargılansın diyordu.
Birde 1 Mayısın eski heyecan ve ruhu da yoktu eskiden Günduğdu hep uyandık marşları Bella Çall marşları alanları inletiyordu bugün ise sadece DİSK ve KESK dışında hiçbir grupta öyle gözle görülür bir katılım da yoktu.
Ama DİSK ve KESK ‘i tebrik ediyorum geçte olsa taksimde 1 Mayısı kutladılar ve ölen 34 işçiyi katledildiği yerde andılar.
Tabii 1 Mayıs olsun diğer işçi eylemleri olsun hepsi insanın genç ve enerjik olması gerekiyor oysa sendikacılarımız en genci 55,60 yaşındadır 60 yaşındaki sendikacılarda da mücadele ruhunu beklemekte yanlıştır.
Mersin’de kutlanan 1 Mayıs gerçekten çok sönüktü düşünün KESK ve DTP olmasa koca Mersinde 300 kişiyle 1 Mayıs kutlayacaktık.
Gelelim bizim Mersin Yol- İş e Karayolları önünde toplanan Karayolları işçileri 50 kişiyi geçmiyordu Adana 1 Nolu Şubeye bağlı Köy hizmetleri çalışanlarının ve Bayındırlık çalışanlarının katılımıyla 150 kişiyi buldu ve onurlarını kurtardılar pardon zaten yönetim kurulu da tam kadro katılmamıştı kendi yönetimini 1 Mayısa getiremeyen bir şube yönetimi eyleme getiremeyen sendika işçileri nasıl alanlara taşıyacaktı?
Yine de muhalefet ve emekli ağabeylerimize dua etsinler yoksa şube yönetimi gülünç duruma düşeceklerdi her zaman onları kurtaracak halimiz yok ki.
1 Mayısta onurlarını kurtardık ama yarın 5.5.2009 günü olağan üstü genel kurul ile ilgili mahkemede onları nasıl kurtaracağız?
Yine de her yazımda bugünkü şube yönetiminin T.emekliler sendikasına seçimleri için ne varsa ?
Birikimlerini emekliler sendikasın değerlendirilmeleri için elimizden gelen desteği vereceğiz.Gerçi emekliler sendikasında bu saltanat yok ama emekliler için ideal bir mücadele alanıdır.
abdulrahimkaplan@hotmail.com
abdulrahimkaplan.blogspot.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
